• 4.01.2015 00:00
  • (2520)

 Sabah sabah yine aynı ifadeyle açtım gözlerimi... "Ruhunu kaybetmiş olan Batı"... Ne kadar komik değil mi... Neredeyse bir Yüzyıl bu ülkede"ötekileştirilmiş, inançlarını yaşamaları devlet gücüyle engellenmiş"olanların ağzından bunu duymak hayli düşündürücü, hayli üzücü...

Bununla da kalmıyor... Burada, her çeşit medyadan sanal ortama kadar, neredeyse koro halinde, Batı denilen bizim dışımızdaki kocaman dünyayı kötüleyen, ahlak normlarını yerden yere vuran, tek "doğru"nun, tek"temiz"in kendileri olduğunu iddia eden ve işin kötüsü, buna gerçekten inananlar verip veriştiriyorlar "Batı"ya...

İki dünyaya da dikkatlice bakınca gördüklerimiz ise siyah ve beyaz gibi zıt iki dünya gösteriyor bize... Batı denilen dünyada küsürat denilecek kadar azınlıktaki ırkçı ve tutucu güçleri öne sürüp toplumun barışçı, uzlaşmacı, demokrat yapısını inkar etmek için gerçekten kötü niyetli olmak lazım... Yok efendim ABD emperyalistmiş, her yerde savaş çıkarırmış... ABD Vietnam savaşını sürdürdüğünde, biz Türkiyeli "barışçılar" yine ABD'li savaş karşıtlarının eylemlerinden öğreniyorduk olanları... Batı denilen toplumların yığınlar halinde protesto gösterileri bize yol gösteriyordu... ABD'deki Vietnam protestocuları tüm Batı'dakilerle birlikte Vietnamlılara gösterdikleri destekle savaşın bitmesini sağladılar... Batı'nın bir de bu yüzü vardı...

Avrupa'ya nükleer bombanın yerleştirilmesine karşı yapılan protesto gösterilerinden sadece Almanya'dakine katılanların sayısı birkaç yüzbin kişiydi... Birkaç yüz faşist yabancıların evlerini yaktığında sokaklara çıkanların sayısı da daha az değildi...

"Ruhunu kaybetmiş" olan Batı'nın ekonomik gelişmesi olmasaydı, "ruhunu kaybetmemiş" Doğulular milyonlarla, her yolu deneyip oraya kapağı atmak için uğraşmazdı... "Ruhunu kaybetmemiş" Doğu'da Afganistan'dan Ortadoğu'ya ve Afrika'ya kadar sefalet içinde yaşayan halkların kafalarını keserlerken, misyonerler, sırf kendi inançlarından başka bir inancı yaydıkları için en vahşi şekilde öldürülürken, Almanya'nın 50bin nüfuslu bir şehrinde 4 tane (yazıyla dört tane) camide Müslümanlar hiç bir devletsel baskıya uğramadan inançlarını yaşayabiliyor...

Türkiye'nin en sonunda ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel olarak kendi kaynaklarına yönelmesi ve kendi kimliğiyle gelişmesini savunmak ve bu yoldaki siyasi adımları desteklemek başka bir şey, tüm Batı'yı "tu-kaka"ilan etmek başka bir şey...

İsveç'deki son cami örneği hepimize güzel bir örnek olmalı...Büyük resim, orada, toplumun "başka inançlara" karşı hassasiyetini gösteriyor... İşte tam da biz de, genel olarak da Doğu'da olmayan hassasiyet budur... Bu yüzden oralarda insanlar neye inanırlarsa ya da inanmazlarsa, nasıl yaşamak isterlerse, karşılıklı saygı, uzlaşı, barış ve refah içinde yaşıyorlar... Eğer "ruhunu kaybetmek" buysa, çekin o ruhun kuyruğunu... Onun yerine komşumuzun neye inandığı ya da inamadığıyla değil "nasıl bir arada yaşayabiliriz"le ilgilenin... İşte o zaman demokrat olursunuz... İşte o zaman toplum demokrasiyi hak eder...