• 12.02.2015 00:00
  • (2249)

Futbol oyununu çokça örnek alırım toplumsal ve siyasal olaylara bakarken... Çok basittir aslında futbol oyununun kuralları... Kabaca 17 konu başlığıyla ifade edilen bir küçük pakettir bu kurallar... Bakmayın siz, Türkiye'de çok para kazanan "futbol alimlerinin" bazen saatlerce tartıştığı, "bana göre/sana göre" yorumlarıyla olayı karmaşıklaştırdığı fantezilere... Bu kurallardan aklımıza yatmayan, FİFA ve UEFA'nın "Kural Kurulları"nda da tartışılan kimi noktalar vardır... Ama kimse "neden sadece 3 oyuncu değiştiriyoruz... Kalecimiz sakatlandı, oyuncu değiştirme hakkımız kalmadığından kaleye saha oyuncusu geçti, o yüzden yenildik" diyemez... Ya da der, demesine de kimsenin umurunda değildir... Kural, oyun başlamadan bellidir ve oyuna katılanlar bu kuralları kabul ederek oyuna başlarlar... Sonuç da bu kurallara göre belirlenir...

Yunanistan'ın çok garip, başka yerde, benim bildiğim kadarıyla olmayan bir seçim kanunları var... Seçimlerde baraj olmadığı gibi, en çok oy alan parti, yüzde kaç oy alırsa alsın, 60 vekilliği hediye olarak alıyor... Yani avantadan 60 sandalye parlamentoda... Bize komik gelebilir... Herkese de komik gelebilir... Ama oyunun kuralı bu ve oyuna/seçime katılan siyasi partiler de bu kuralları kabullenerek oyuna/seçime başlıyorlar... Şimdi, %39 civarında bir oyla, ama oyun kurallarına göre 60 "hediye" sandalyeyle parlamentonun %50'sine sahip olan olan yeni hükümetin zaferine "meşru değildir" denilebilir mi... Elbet de denemez... Yunanistan'ın yeni hükümeti meşrudur ve hem orada hem de dünyada hakkettiği saygıyı ve kabulü hakketmektedir... Yani, beğeniriz, beğenmeyiz... Her şeyi söyleyebiliriz... Ama meşruiyetini tartışamayız... Efendim, "seçime katılanlardan geçerli oyların %39'unu almışlar; katılmayanları, geçersiz oyları falan hesaplarsak, oyları en fazla (mesela) %27'lerdedir; dolayısıyla halkı temsil edemez" falan denilemez... Diyen de yok zaten çok şükür...

Neden mi yazdım bunları... Biraz hatırlatma, biraz beyin jimnastiği için... Türkiye'de yapılan son seçim oylamalarında ortaya çıkıp yukarıda olmaması gereken diye tanımladığımız hesaplara dalanları, böylece geçerli oyun kurallarına göre %50'nin üzerinde oy alanların meşruiyetini tartışan çok "ciddi" istatistikçileri hatırladım da... Hani, seçilen Cumhurbaşkanı'nın oyunu %36'lara kadar indirip, "halkın cumhurbaşkanı" olmadığını "ispat" edenleri... Bu "akıllı" arkadaşlar Yunanistan söz konusu olunca hiç bu metotlara başvurmadılar... İyi ki de yapmadılar böyle bir şey... Dünyaya rezil olurlardı... Türkiye götürür böyle ahmakça bilimadamlığını/kadınlığını, ama dünyada satınalacak müşteri bulmak zordur...

Türkiye yeni bir seçimin arefesindeyken, oyunun kuralları da belliyken, yok "baraj"dı, yok bilmemneydi gibi bahanelerle şimdiden meşruiyet süphesi hazırlayanların hiç bir hakklılığı yoktur... Bu oyun kurallarıyla parlamentoya seçilmenin yolunu şimdiye kadar bulan HDP bu seçimden önce de, kurallar aynı olduğuna göre, hesabını iyi yapmalı... Öyle, "barajı geçemezsek kendi kaderimizi tayin ederiz" gibi ifadelerle şimdiden kargaşaya, gerilimlere, çözümsüzlüğe bahane hazırlamamalıdırlar...

Yine futbola dönersek, HDP'yi seçime/maça hazırlayan antrenörler hesaplarını, taktiklerini iyi yaparlarsa maçı kaybetmezler... Kaybederlerse de, suçu başkalarında aramasınlar... Oyun başlayınca kural değişmez... Bu kurallarla ya oynarsın, ya da oyuna başlamışsan o kurallara göre sonuca katlanır, başarısız "antrenörün" durumunu gözden geçirirsin...

Ha, tabi bu durumda, daha önce de yazdığım gibi, parlamento dışında, yani siyaset sahnesinin dışında kalıp kargaşa ve çözümsüzlük amaçlarına ulaşmayı düşünenlerin "antrenöre" ihtiyaçları yok... Demokratik muhalefetein sağlam temsilini üstlenmeyi, barışı ve çözümü siyasetlerine hedef yapanların bu konuda çoğunluk olduklarını umut etmek düşüyor bize...

Tek başına anayasa yapma ehliyetli bir AK Parti yerine, demokratik bir muhalefetle birlikte anayasa yapabilen AK Partisi arasındaki farkı görmeyenlere "doktor ye yersen ye" der...