• 12.04.2015 00:00
  • (2044)

 Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Polis günündeki tarihi giysilerden rahatsız olmuşlar! Tarihimiz gururumuzdur" demiş.

Geleceği geçmişle inşa etmek isteyenler tarih boyunca hüsrana uğradılar... Geçmişin toptan inkarı üzerine kurulu düzenlerin tarihin tozlu raflarına kaldırıldığı 20.Yüzyılı yaşamışken,  bu sefer birkaç Yüzyıllık geriye dönüşü "yeni" diye pazarlamak  en hafif tabiriyle soytarılıktan başka bir şey değildir...

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki komik kostümlü gösteriden sonra, imam gaz kaçırırsa misali, artık her yerde bu kostümlü çadır tiyatrosu gösterisi yayılmaya başladı...

Bu ülkenin insanları mezar taşlarıyla övünmeyi, mezar taşlarının kerametine bel bağlamayı çok seviyor... Viyana sokaklarını temizlemeye gönderilen"ihraç işçiler" de dedelerinin "Viyana kapılarına nasıl dayandığı" masallarıyla ezikliklerinin üstesinden gelmeye çalışmışlardı...

Bu tavır sadece müzelik esvaplarıyla "ecdatlarını" yeniden yaşatmaya çalışanlarda değil, bütün sosyal ve siyasi  saflarda böyle... Bir türlü tarihi tarihe bırakmayı beceremiyoruz...

Marksistler hala 19.Yüzyılın rehberi olan "Komünist Manifesto" ile yollarını aydınlatmaya çalışırken, Avrupa'nın tanınmış Marksistleri, dünyasallaşan ilişkilerin yeni analızlerini yapabilme yolunda kafa patlatıyorlar... 80 öncesi tarihi sendikal hareketinin, onurlu DİSK'in adını kullanarak sendikacılık yaptıklarını sananlar çalışan nüfusun küçücük bir küsüratını bile örgütleyenezken, Avrupalı sendikalar dünyasallaşan üretim ilişkilerinin getirdiği yeni koşullarda çalışanların meslek örgütleri olarak yenilenip, çalışanların temsilcisi olma konumlarını kaybetmiyorlar... İşçi hareketleri onurlu geçmişlerini anıp, dersler çıkarıp bugünü tanımlamaya çalışıyorlar...

Kemalistler, yüz yıl önceki "kuruluş" dönemi devam ediyorcasına hala 20.Yüzyılın "Nutuk" mesajlarına bel bağlamışlar... İngiliz Kralı'nın Mustafa Kemal'in önünde eğildiğini gösteren tartışmalı fotoğrafla bugünün saygınlığını yakalamaya çalışıyorlar... Cumhuriyet döneminin tümüyle yüzleşmeyi bırakın, dönemin tamamını "kutsallaştırıp" bugünü bu "kutsallıkla" tanımlamaya çalışıyorlar... Kendilerinden olmayanların tümünü vatan haini görüyorlar... Bugün hakkında, dünyasallaşan ekonomik ve sosyal ilişkiler üzerine hiç bir yeni proje geliştiremeden, "eski"nin değerleriyle bugünü kurtaracaklarını hayal ediyorlar... Bugünü tanımlamayı, geçen Yüzyılın devlet adamlarına bırakmışlar...

Ne kaldı geriye... Osmanlı'nın reayasını-halkını temsil ettiğini sanan günün muktedirleriyse bunlardan geri kalır mı... Onlar da 21.Yüzyılı 700 senelik düsturla tanımlayıp devrim yaptıklarını/yapacaklarını sanıyorlar... Yanılıyorlar... Devletin bir padişah ve halife tarafından yönetildiği, biat prensibinin devlet yönetimine egemen olduğu düzenin "yeniyi" değil, "eskiyi" temsil ettiğini göremiyorlar... Bunun böyle süremeyeceği de görülecek... Hem de buna bel bağlayanlar tarafından... Ama sancılı olacak...

Siyasi mücadele "it dalaşına" dönmüş durumda... Kısa bir süre sonra yapılacak seçimler bir referandum kıvamına gelmişken, seçim kampanyası sürdürenler, dünyasallaşan günümüzden kopuk didişmelerin içinde siyaset yaptıklarını sanıyorlar... Yeni projelerin tartışıldığı, uzlaşma kültürünün yerleştiği, siyasi rakiplerin "düşman" değil, "rakip" oldukları ve temel demokratik kurallarda anlaştıkları, uzak ve yakın tarihin değerlendirilmesinde tarafların görüş ayrılıkları olsa bile bunu tartışabildikleri bir ortamı hayal etmek bile mümkün değil...

Durum o ki, kim parlamentoda çoğunluğu kazanırsa, onun tüzüğüyle yönetilecek ülke... Demokratik ülkelerde ise, kim kazanırsa kazansın değişmeyecek ve herkes tarafından kabul edilmiş demokratik temeller üzerinde siyaset yapılır... İktidarlar programlarını bu demokratik ilkelerin yer aldığı Anayasal çerçevede uygulamaya çalışırlar... Her seçimde, "kim kazanırsa demokratik düzen aksar" gibi bir kaygı duymaz oralarda insanlar... Çünkü siyasi rakiplerin üzerinde tartışmadıkları demokratik temel yasa her siyasi görüşe ve sosyal kültüre eşit mesafededir... Böyle bir anayasa Türkiye'de hiç bir zaman olmadı... Ne kimilerinin "ecdatları" zamanında, ne cumhuriyet tarihi boyuınca, birazcık da olsa "demokratik" olarak tanımlanabilecek bir sistemi tanımadı bu ülke insanı... Bugün de temel olarak demokratik bir anayasanın olmadığı Türkiye'de, demokrat diye adlandıracağımız bir siyasi mücadele de yok maalesef...

Türkiye ne dünyanın merkezinde, ne de dünya Türkiye'nin dışında... Biraz daha zahmetli oluyor burada gelişmeler...