• 14.03.2017 00:00
  • (2136)

  Referanduma sunulan anayasa taslağının getireceği sistemin, her türlü demokratik kurala aykırılığı, geri dönülemeyecek biçimde tek adam sultası olduğu ve madde madde yapılmak istenileninTürkiye'yi çağdaşlaştırmayacağı ve tersine karanlık bir düzen getireceği yavaş yavaş geniş yığınların kafasında şekillenirken bomba patladı... Halkın en olmayacak kesimleri de dahil tüm milliyetçi damarları kabartıldı... Şimdi soru neye evet ya da hayır denileceği noktasından uzaklaştı ve bir tarafta "Batı"nın hiç bir diplomatik kurala uymayan çirkin davranışlarına mı, yoksa ona "kahramanca" direnen AK Parti yönetimine ve Tayyip Erdoğan'a mı "evet" denileceği noktasına geldi...

Avrupa Birliği'nin "önder" ülkelerinin Erdoğan "takıntıları" ve bu takıntılarından dolayı hiç bir diplomatik/demokratik kurala uymayan davranışları konusunda hem Almanca, hem de Türkçe yazılar yazdığım için çok şaşırmıyorum... Bu davranışlarının ülkede onların güya istemedikleri Erdoğan'a olan sempatiyi artırdığını da çokça tespit ettim...

Bana öyle geliyor ki, Erdoğan'ın Türkiye'ye yerleştirmek ve anayasal garanti altına almak isteği düzene karşı olmaları değil bu ülkelerin  ve bu ülkelerde yerleşmiş olan sözde demokrat Türkiye kökenlilerin amaçları... Senelerdir oyaladıkları Türkiye'yi kesinlikle Avrupa Birliği içinde görmeye tahammül edemeyen kamuoylarını bildiklerinden, Kıbrıs oylamasından beri, Türkiye'nin objektif olarak Avrupa Birliği normlarının dışına itilmesi ve birliğe alınmamasının objektif kılıfının hazırlanmasının sistematik bir şekilde yapılması stratejisidir bütün yapılanlar... "İşte görüyorsunuz... Giderek demokrasiden uzaklaşan, insan haklarının çiğnendiği, demokrasinin kırıntısının olmadığı, tek adamın iki dudağı arasına sıkışmış bir düzenin hakim olduğu bir Türkiye'nin Avrupa Birliği içinde yeri yoktur..."  diyebilmek için sistematik olarak Türkiye'yi kışkırtıp en olmaz noktalara itelemek bu ülkelerin siyaset stratejisi olmuştur...

Bu provokasyona ezelden teşne olan Avrupa Birliği'ni ideolojik hedeflerinin içinde görmeyen siyasal kadroların da ekmeğine yağ sürmüştür AB ülkelerinin bu siyaseti... Referandum sonuçlarından rahatça emin olmayan "yeni düzen" siyasetçileri AB'nin bu stratejisine mal bulmuş mağribi gibi sarıldı... Ve Avrupalıların hiç bir diploması ve nezaket kurallarına uymayan provokasyonlarına aynı kabadayı tavırlarla karşı koydular...

Bu, ne bugün başladı, ne de bugünün sorunudur... AK Parti iktidarının bugüne kadar görülmemiş biçimde demokratik ve diplomatik uyuşma politikaları Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu ve Kürt sorunu da dahil her alanda özlenen biçimde sürerken ve AK Parti iktidarının ülke kamuoyunun desteğini kaybetme riskini alarak Kıbrıs referandumunda "Evet" oyu için adada siyasi tercih koyarken, Rum tarafının uzlaşmaz tutumu karşısında Türkiye'nin desteklenmesi yerine Rumları tam haklı AB üyesi yapmaları kırılma noktasıdır...

Dikkat ederseniz, o tarihten sonra yine de uzunca bir süre Türkiye'nin yukarıda saydığım konularda uyuşma siyaseti sürmesine rağmen AB'nin ayak sürümeleri giderek arttı ve siyasi nezaket dışına sürüklendi... Şimdi bomba patladı... AB ülkeleri Türkiye'yi tamamen AB dışına itme provokasyonlarında başarılı oldular... Bundan sonra ne kadar toparlanır bilinmez, ama Türkiye'nin resmi siyasetinin yönü açık... Gelinen noktada, ülkede milliyetçi damarların alabildiğince kabardığı ortamda, bana göre küçücük bir ihtimal dahi kalmadı bu referandumdan "hayır" çıkması konusunda... Gelecek, kimilerinin "kelle alan padişah sistemi" diye bekledikleri, tek kişinin mutlak hakim olacağı bir sistem olacağı kuşkusuz... Biz de bu yolda atılacak her antidemokratik adıma karşı doğru bildiğimiz yolda siyasi tavrımızı sürdüreceğiz... "Patinaj yapan" arabanın direksiyonunda oturanlar ıslak zeminde sert fren yapıyorlar... Şoför ehliyeti olan herkes bilir bu durumda aracın takla atacağını... Yaşayıp göreceğiz...