• 24.05.2018 00:00
  • (1563)

 Eğer bir kavramı önemsizleştirmek istiyorsan... Anlamsızlaştırmak istiyorsan... İtibarsızlaştırmak istiyorsan... Olur, olmaz her şeye/olaya/insana o kavramı maledersin... Önceleri kimse şaşırmazken, sonradan şekilsiz, kimliksiz, ne olduğu belli olmayan bir kavram çıkar ortaya ki, artık kavram bile değildir... Çünkü ne söyleyen, ne de duyan bir anlam veremez... Amorf/şekilsiz/içeriksiz bir deyimdir artık... Son senelerde "liberal/liberalist" böyle bir deyimdi... Bunu çeşitli eklerle kullandı birçok kişi, kendisi bile artık neyi kastettiğini bilmeden... Mesela "Liboş"... Bunu sanırım ilk kez MİT'in kuşlarıyla beslenen, şimdilerde kıyıda köşede gazetecilik yapmaya çalışan Çölaşan adlı muhbir kullanmıştı... Sonra daha değişik eklemeler de kullanıldı... Sonunda öyle hale geldi ki, Muhatabına küfretmek için kullanılan bir hitap şekli oluverdi... Üstelik Türkiye'de hiç bir zaman bir liberal politik akım, örgüt, hareket falan olmamıştı... Yenilerde, kendilerine öyle olduklarını düşündükleri için liberal diyen bir aydın kitlesi oluşmaya başladı... Ne yazık ki, onların da tepesinde bir muhafazakar olduğunu gördüğümde üzüldüm… Ben kendi hayat tecrübeme dayanarak "politik liberallerin" olmadığı bir demokrasiyi eksik sayarım...

Şimdilerde adet oldu... "Tu-kaka" diyecekleri herkese, her harekete "sol/solcu" diye damga vurmak... Dün burada çok sevdiğim eski(meyen) bir yoldaşım da bu deyimle, içinde benim de olduğum bir kaç kişiye hitap edince hem şaşırdım, hem de bütün gece düşündüm... Nedir bu sol/solculuk diye... Tarihi izahın dışında, sanki küfredermiş/alay edermiş gibi söylenen bu "sol" ne ola ki diye bütün gece kafa yordum... "Sol"un bu biçimiyle kullanımı, benim izleyebildiğim kadar, önce AK Parti'liler tarafından başlatıldı... Onların dışında olan, onları eleştiren herkes "sol" oluverdi... Bugünlerde ise, herkes, herkese böyle hitap edebiliyor... Söyleyen de muhatap olan da bilmiyor bu deyimle neyin kastedildiğini... Yukarıda sözünü ettiğim dostum da böyle deyince, aldı beni bir merak... Kendimi tahlil etmeye başladım...

Politikayla ilk tanıştığım, heyecanlandığımda başkaldıran ama neye, niçin olduğunu da bilmeyen, bilinçsiz bir anarşisttim ben... Bu yanım azala-çoğala bana hep refakat etti, ediyor... İnsana yapışan karakter gibi... Hiç de rahatsız değilim bu yanımdan... Sonra ODTÜ yıllarının başında, çok erken Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) üye oldum ve artık sosyalisttim... Gençlik/öğrenci hareketlerinden de bu yüzden çok erken ayrıldım... 1964-65 yıllarıydı... Sonra Türkiye Komünist Partisi'ni tanıdım ve onun Atılım yıllarında üyesi olan kuşağa dahil oldum... Artık komünist olmuştum... Ama hala ne ben ne de benimle aynı yolda olan yol arkadaşlarım "solcu" değildik... Kullanmazdık biz bu deyimi... Son 20-25 yıldır da başka bir ülkenin Marksistleri-Komünistleri ile haşır-neşir olunca, bu saydığım "şeyleri" olurken, DEMOKRAT olmayı unutmuş olduğumu, daha doğrusu bunu hiç düşünmediğimi fark ettim... Vay canına... O gün bu gündür de, demokrat olmadan ilerlemeden yana, hakça bir düzenden yana olmanın mümkün olmadığına inanıyorum... Ve hayatımın en dinamik bölümünü seve seve verdiğim idealleri, ancak demokrat olursam/olursak gerçekleştirebileceğimize inanıyorum... Kendisi demokrat olmayanların, kendilerine istedikleri kadar sol-sosyalist-komünist-devrimci deseler de sözünü ettikleri “güzel” ideallerine hizmet edemeyeceklerine inanıyorum… O yüzden de, sözümona "devrim" için atılacağı söylenen büüüüyük bir adımdan söz edenlerin yerine, yerimi, küçük de olsa demokrasi adımlarını atanları destekleyenlerin yanı olarak tespit ediyorum... Bugün çok uzağında olduğumuz demokrasi ortamında üretici güçlerin nasıl dev adımlarla geliştiğine tanık olduktan sonra, başka türlü düşünmem mümkün değil...

Bakın yine biraz sesli ve yazılı düşündüm... Böyle yapınca daha iyi düşünüyorum ben... Kimler nelerle meşgul bilmem, ama ben yarın yine sahildeki uzun spor yürüyüşümü yapacağım ve denizin kokusunu içime çekeceğim… Birkaç gün kaldı artık yine İstanbul’u terk etmeye… Yani, yine hüzün… Ama artık uzun sürmeyecek ayrılıklar bunlar… Çok yakında, bir daha ayrımamacasına yerleşiyorum bu büyüleyici şehre… Eski Bizans şehrine…