Vahap COŞKUN
Vahap COŞKUN

Gazete: Serbestiyet.com

Vesayetin kurumsallaşması

  • 5.06.2013 00:00

 Siyaset teorisinde iki tür “vesayet”ten söz edilebilir: “Guardianship” anlamındaki vesayete göre, halkın kendi kendini yönetmesi imkânsızdır. Kendileri için bile neyin iyi olduğunu bilemeyecek olan sıradan insanların, toplumun bütününün menfaatlerinin nerede olduğunu anlamaları ve korumaları düşünülemez. Çünkü onlar bu niteliklere sahip değildir, dolayısıyla yöneticilik görevi de sıradan insanlarca seçilen kimselere bırakılamaz. Bunun yerine yönetim, üstün bilgi ve yetenekleri sayesinde yönetme yeteneğini haiz bir azınlığa verilmelidir.

Mutlak bir demokrasi karşıtlığını ifade eden bu vesayet anlayışına karşılık, bir de İngilizcede “tutelage” kavramına denk düşen daha yumuşak bir vesayet de var. Bu, kendisi için iyi ve kötünün ne olduğunu ayırt edemeyen ve bu nedenle de seçim yapma ehliyetine sahip olmadığı varsayılan halkın belli bir dönem kontrol altına alınmasını belirtir. Burada, halk ile yöneticiler arasında sonsuza dek sürecek bir vesayet ilişki yoktur. Vesayet, henüz demokrasiye hazır olamayan halkı demokrasiye hazırlamak için gerekli olan ve geçici bir süre devam edecek bir kontrol mekanizması olarak gösterilir, meşruiyetini de buradan devşirmeye çalışır.

Ancak bu vesayet son derece sorunludur. Zira halkın kendi kendini yönetmeye ehil olduğuna kimin karar vereceği, söz konusu kararın nasıl alınacağı, halkın demokratik kıvama gelmesi için ne kadar zamana ihtiyaç olduğu, halkın yönetimi almaya karar verdiğinde yönetici azınlığın bunu kabul edip etmeyeceği gibi zor sorular vardır. Vesayet anlayışının ise, bu sorulara vereceği tatminkâr bir yanıt yok. Fiiliyatta “geçici bir süre için vesayet etme” düşüncesi pek işlemez; her iktidar, birçok sebep üreterek, vesayeti daim kılmaya çabalar.

Acaba, Türkiye ’de 1923-1946 arasındaki Kemalist tek-parti rejimi, nasıl bir vesayet öngörür? Birçok çalışmada Kemalizmin, geçici bir süre için kurulmuş bir vesayet rejimi olduğu belirtilir. Buna göre, Kemalizmin gayesi, ekonomik, sosyal ve siyasi bakımdan demokrasiye hazır olmayan halkı, bilgi ve erdem sahibi kişilerin yönetiminde yetiştirmek ve demokrasiye hazır hale getirmektir. Rejimin rehberliğinde halk demokrasiyi hak edecek seviyeye gelecek ve böylelikle demokrasiye geçildiğinde doğru tercihlerde bulunabilecektir. Demokratik yönetime geçme bir zaman sorunudur; nitekim zamanı geldiğinde (II. Dünya Savaşı’ndan sonra) demokrasiye geçildi.

Fakat bu analiz, isabetli değil. Levent Köker, Kemalizmin, tek parti yönetimini “demokrasiye geçiş hedefi” ile meşrulaştırmaya çabaladığını, ancak gerçekte böyle bir hedefin baştan mevcut olmadığını söyler. Köker’e göre, devletin kuruluş sürecinde, iki farklı grup arasında bir mücadele vardır. “Halkın kendi kendisini yönetmesi” gerektiğini düşünenler ile “halkın kendileri tarafından yönetilmesi” gerektiğini düşünenler arasındaki mücadeleyi ikinciler kazandı ve bir Kemalist tek-parti yönetimi kuruldu. Bu yönetim, 1930’larda çok-partili bir yönetime geçmeye teşebbüs etti, 1946’da da çok-partili bir düzene geçti. Ama bu teşebbüs ve geçişlerde -tek-parti yönetiminin isteğinden çok- dış dengelerin belirleyiciliği vardı.

“Meşru İhtilal”?

Nitekim daha sonra yaşananlar bunu teyit eder nitelikteydi. Kemalist rejim, temelde, Türkiye halkının kendi kendisini idare etme yeteneğinden mahrum olduğunu düşünüyor, onları yönetmeyi kendisi için bir “hak” olarak görüyordu. Ancak bir şekilde içine girilen demokrasi, bu hakkın ellerinin içinden kayıp gitmesi sonucunu doğurdu; o halde demokrasiye de bir ayar verilmeliydi. 1960 Darbesi ile yapılan buydu: “Devleti savunma cihazı” olarak görülen ordu eliyle Kemalist tek parti zihniyeti kurumsallaştırıldı.

Bu meyanda, 27 Mayıs’ın öneminin altı çizilmeli. Vesayet, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri rejimin bünyesine hakim olan esas niteliktir. Bununla beraber bu vesayeti, kurumsallaştıran 27 Mayıs’tır. Ahmet İnsel, kurumsallaşma düzeyi bakımından 1960 öncesi ile sonrası arasında bir ayrımın yapılması gerektiğini belirtir: “Bu vesayetin Ulu Önder’in ve Milli Şef’in şahıslarıyla ilgili olmaktan çıkarak kurumsal olarak açıklığa kavuşması, 1960 askeri darbesinden sonra gerçekleşti. 1960 öncesi daha çok fiili vesayet rejimi, 1960 sonrası ise kurumsal vesayet rejimi olarak kabaca ikiye ayrılabilir.”

Kurumsal vesayetin kendini göstereceği yer ise anayasadır. Bülent Nuri Esen, “Meşru İhtilal” olarak selamladığı 27 Mayıs’ın, “Türk Anayasa gelişmesinde yeni bir sahife açtığını” söyler. Esen’e göre, artık anayasa meselesi, “siyasi iktidarı bundan böyle keyfi hareket edebilme ihtimali dışında tutacak tedbirleri düşünüp almak meselesidir”. Esen, her ihtilalin eski düzeni yıkıp yeni bir düzen getirdiğini, ancak Türkiye açısından sorunun “yeni bir düzen getirmek değil, Kemalist düşünce sistemine dayayan Anayasa düzeni içine dönmek” olduğuna işaret eder: “Yıkılmak istenen düzen Demokrat Parti iktidarının yerleştirmek istediği fiili Anayasa düzenidir. Kurulacak yeni düzen ise, Kemalist düşünceye dayanan Anayasa düzeninin ihyasıdır. Bunu yaparken, gelecek siyasi iktidarlara Kemalist ilkeleri savsaklamak imkân ve fırsatını vermemek şarttır.” (Türk Anayasa Hukuku, s. 135)

Önemli iki görev

Bunun içindir ki rejim, Kemalist ilkelerin gevşediğine, kendi imtiyazlarını kaybettiğine veya önceliklerinin tehdit altına düştüğüne kani olduğu her durumda siyasi alana müdahale etti. Bu bağlamda 12 Mart, 12 Eylül , 28 Şubat ve 27 Nisan’da yapılan doğrudan ve dolaylı müdahalelerin 27 Mayıs zihniyetinin bir devamı olduğunu söylenebilir. 27 Mayıs ile birlikte Türkiye’de vesayet, Köker’in ifadesiyle, “siyasî anlamda tek-parti dönemiyle sınırlı kalmayıp kalıcı bir rejim tipine dönüşmüştür diyebiliriz.” Bütün darbeler, vesayeti tahkim ve tescil ettirme faaliyetidir.

27 Mayıs’ın üzerinden yarım yüzyılı aşkın bir süre geçti. 2007’den bu yana da vesayet birçok alanda geriledi. Ama 27 Mayıs’ın sistem içindeki etkisi bütünüyle kaybolmadı. Bunu sağlamak adına siyasete düşen iki önemli görev var: Biri, bütün darbelerden dolayı -başta mağdurlar olmak üzere- toplumdan özür dilemek, diğeri ise Kemalist zihniyeti kurumsallaştıran yasal ve anayasal vesayet mekanizmalarından kurtulmak.

* Dicle Üni.

http://www.radikal.com.tr/radikal2/vesayetin_kurumsallasmasi-1136110

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.