Vahap COŞKUN
Vahap COŞKUN

Gazete: Serbestiyet.com

Gezi ve Kürtler

  • 11.06.2013 00:00

Taksim Gezi Parkı'nda çeşitlilik muhafaza edildi edilmesine ama diğer yerlerdeki eylemler ulusalcı grupların eline geçti

 

Taksim-Gezi Parkı protestoları kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. İçişleri Bakanlığı, protestoların ilk günlerinde, toplam 48 ilde 93 gösterinin yapıldığını açıkladı. Sayı, şimdi çok daha artmıştır. Türkiye’nin alışık olmadığı bu protestoları büyüten, Valilik ve Belediyenin basiretsizliğini bir kenara bırakırsak, iki önemli neden vardı: Biri, güvenlik güçlerinin protestoculara çok sert davranmasıydı. Masum bir talebi dillendirenlere acımasızca gaz sıkılması, çadırların yakılması ve kaba gücü abartarak gösterilerin bastırılmaya çalışılması ters tepti ve küçük bir protesto öngörülmeyen bir büyüklüğe ulaştı. 

Diğeri ve daha önemlisi, Başbakan’ın kullandığı dildi. “Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, biz kararımızı verdik”, “Onlar 100 bin kişi toplarsa, ben 1 milyon kişi toplarım”, “Olayları çıkaranlar üç-beş çapulcu” tarzı ifadelerle Başbakan işi inatlaşmaya döktü. Hele “Yüzde 50’yi evde zor tutuyoruz” sözü ise inanılır gibi değildi. Halkın yüzde 100’ünün sorumluluğunu üzerinde taşıyan bir Başbakan’ın böyle bir ifadeyi -söylemeyi bırakın- aklından dahi geçirmemesi gerekiyordu. Bunun bir tehdit olarak algılanacağı belliydi; nitekim öyle oldu. Uzlaşmacı ve teskin edici olacağı yerde aksi bir tavır takınılması ve kendisine oy verenleri işaret ederek kendisine oy vermeyenleri tehdit eden bir dile başvurulması, zaten çığırından çıkmış olayların üstüne benzin döktü. 
Farklı gruplar Erdoğan’ın nobran, “ben bilirim ben yaparım”cı ve pederşahi üslubuna şiddetle karşı çıktılar; görmezden gelinmeye, dışlanmaya, dikkate alınmamaya tahammüllerinin olmadığını haykırdılar. Böylece Erdoğan’a karşı çeşitli sebeplerle birikmiş öfke patladı. İş Taksim’le sınırlı olmaktan çıktı, Erdoğan’ı ve hükümeti hedef alan bir kimliğe büründü.

Kürtler nerede?

Meydanlar böylesine hararetli günler yaşarken gözler Kürtleri aradı. Son çeyrek asırda toplumsal muhalefetin taşıyıcılığını üstlenen Kürtler, bu kez, sahnede görünmediler. Yanlış anlaşılmasın; elbette bu kadar değişik grupları bir araya getiren gösterilere bireysel olarak katılan Kürtler vardı. Ama Kürt siyasi hareketleri, kitlesel ve aktif olarak bu gösterilerde yoktu. 
Dikkat çekici bu durum çok tartışıldı. Özellikle bazı sol çevrelerde Kürtlere sert eleştiriler yöneltildi. Taksim’de iki kesimin kaybettiği, bunların AKP ve Kürt siyasi hareketi ( BDP / PKK ) olduğu belirtildi. Çözüm süreci ile birlikte Kürt siyasetinin, “AKP’nin koltuk değneği” haline geldiği yazıldı. Cumhuriyet tarihinin en büyük kitlesel eylemlerine yüz çeviren Kürt siyasetinin Türkiyelileşme fırsatını kaçırdığı ifade edildi. Erdoğan’ın ve Arınç’ın BDP’ye teşekkür etmelerinden rahatsızlık duyuldu. İktidarın, Kürtler ile sosyalistleri ayrıştırmaya çalıştığı söylendi ve teşekkürün iade edilmesi gerektiğine dikkat çekildi, vs.

Hafıza ve hissiyat

Acaba ne oldu da Kürt siyasi hareketleri alanlara girmedi? Onların bu tür eleştirilere muhatap olmalarına neden olan davranışlarının ardında yatan sebepler nelerdi? Üç sebep sayılabilir: 
Birinci: Her kimliğin, grubun bir toplumsal hafızası var. Ve siyasi bir pozisyon belirlenirken bu hafıza, bazen tahmin edilenden çok daha büyük bir etkide bulunabiliyor. Kürtlerin azımsanmayacak bir bölümünde geçmişte Taksim ile kıyaslanmayacak hak ihlallerine maruz kaldıklarında, diğer toplumsal kesimleri kendi yanlarında görmemekten kaynaklanan bir kırgınlık var. Protestolara katılmaktan imtina eden birçok kişiden aynı cümleyi duydum: “Dün dağlarımız bombalanırken, ormanlarımız kül edilirken Allah için tek bir ses çıkarmayanlar niçin bugün bu kadar çok bağırır oldular?” 
Kuşkusuz mütekabiliyet ima eden bu yaklaşımın ahlaki açıdan yanlışlığının altı çizilebilir, zayıflığı ortaya konabilir. Ne var ki, Kürtlerin bir bölümünde böyle bir hissiyat var; dolasıyla söz konusu muhalefeti örgütleyenlerin -serzeniş etmeden önce- Kürtlerdeki bu hissiyatı hesaba katmaları gerekir.

“M. Kemal’in askerleriyiz”

İkincisi: Gezi protestoları başlangıçta spontane bir şekilde gelişti, çevre duyarlılığını ve kent yönetimine katılımı simgeliyordu. Talepleri haklıydı, şiddet dışıydı ve meşruiyet zemini son derece güçlüydü. Cezbedici yönü de buydu zaten ve bu hâliyle her kesimin katılımını mümkün kılıyordu. Ancak zaman içinde ulusalcıların eylemlerdeki etkinlikleri ve görünürlükleri arttı. Katılımcı profili bakımından Taksim-Gezi’de çeşitlilik muhafaza edildi edilmesine ama diğer yerlerdeki eylemler ulusalcı grupların eline geçti. Bu, doğaldı. Zira Taksim’deki hareketi başlatanların bir lideri veya örgütü yoktu, oysa ulusalcılar organize bir gruptular ve kısa süre içinde eylemlere kendi renklerini vermeyi başardılar. 
Böylece eylemlerde bayraklar daha çok sallanmaya, İstiklal Marşı ve 10. Yıl Marşı daha fazla okunmaya, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyenlerin sesi daha gür çıkmaya başladı. Süreç içinde protestolara 27 Mayıs’ı ve 28 Şubat’ı hatırlatan ritüeller de (avukatların ve akademisyenlerin cübbeleriyle yürümesi, lise öğrencilerinin sahaya çıkarılması, vb.) eklemlendi. Bu tabloda Kürtlerin olması beklenemezdi. Irkçı sloganlar atan, faşizan semboller taşıyan, Kürt meselesinde müzakerelere karşı çıkan, açıkça Kürt nefretini körükleyen, başörtülülerin haklarını tanımayan ve darbe özlemini gizlemeyen kesimlerle Kürtlerin yan yana gelmesi, eşyanın tabiatına aykırı. 
Üçüncüsü de şöyle: Çözüm sürecini koruma düşüncesi de önemli bir saik. Çatışmasızlık ve sınır dışına çekilme gibi mühim kararların alındığı bir süreç çok değerli, Kürtler bunun akamete uğratılmasını istemiyor. Hükümetin iş göremez bir duruma düşürülmesinin sürecin sıhhatine olmayacağını biliyorlar. Siyasi bir kaosta, süreci ilerletecek adımların atılamayacağının ve binbir güçlükle alınan mesafenin heba olacağının idrakindeler. 
Ezcümle Kürtler, hem eylemlerin daha fazla demokrasi talep edenlerin idaresinden çıkıp çoğu yerde ırkçı ve faşizan grupların denetimine girmesinden, hem de eylemlerin süreci sabote etme potansiyeli taşımasından ötürü eylemlerden uzak durdular. Kendi payıma, bu kaygıların haksız ve mesnetsiz olduğunu düşünmüyorum ve Kürtlerin, provokasyona çok açık hale gelen bu eylemlere kitlesel katılmamasını doğru buluyorum. 

http://www.radikal.com.tr/radikal2/gezi_ve_kurtler-1136701

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar