Vahap COŞKUN
Vahap COŞKUN

Gazete: Serbestiyet.com

CHP, BDP ve Sarıgül

  • 29.10.2013 00:00

 Deniz Baykal’ın kendisine bağlanan tüm ümitleri tükettiği günlerdi. Artık ondan bir hayır gelmeyeceği ve onun liderliğindeki bir CHP ’nin AKP ’nin önünü kesmesinin imkansızlığı iyice anlaşılmıştı. CHP’ye yeni bir ruh verecek, atağa kaldıracak bir kurtarıcıya ihtiyaç vardı. Ama kör talihe bakın ki, ortada bir kurtarıcı yoktu. O sıralarda bir isim yavaşça öne çıkıyordu: Kemal Kılıçdaroğlu . Partinin Genel Başkan Yardımcısı idi ama onu kamuoyunda tanınır kılan televizyon tartışmalarındaki performansıydı. Önce AKP’nin ağır topu Mehmet Mir Dengir Fırat’ı zor duruma düşürmüştü. Ardından herkesin dilinden elaman ettiği büyük demagoji ustası Melih Gökçek’i yerle yeksan etmişti. Bu hızla İstanbul’a belediye başkan adayı yapıldı. Seçimi kaybetti. Fakat yüzde 37 gibi hatırı sayılır bir oy kazandı.

Baykal’ın halen failini bilmediğimiz bir operasyonla CHP’nin başından indirilmesiyle birlikte Kılıçdaroğlu lehine büyük bir halkla ilişkiler çalışması başladı. Merkez medya tüm olumlu özellikleri ona atfediyordu. Dürüsttü, namusluydu. İnatçı ve kararlıydı; bulunduğu her makama hakkıyla gelmişti. Mütevazıydı, sakindi. “Sakin Güç”tü. Gerçi bir “karizma” eksikliği vardı ama Gandi’ye benzeyen bir fiziği de yok değildi. Gazetelerin manşetleri, “Gandi Kemal”den geçilmiyordu. Beklenti büyüktü, lakin olmadı. Şimdiki arayışların merkezinde Sarıgül var.

Çare Sarıgül

Aslında Sarıgül’ün hikâyesi yeni değil. Baykal ile girdiği amansız yarışı az bir farkla kaybedince partiden ihraç edilen Sarıgül, kendi siyasi hareketini kurdu ve tüm Türkiye’yi karış karış dolaştı. Dağa taşa, köprüye otoyola, her tarafa “Çare Sarıgül” yazdırdı. Kendisine bel bağlayanların sayısı fazlaydı, ama o partileşmekten vazgeçti. Kuracağı yeni bir partinin fiyaskoyla sonuçlanabileceğini gördü. Bu nedenle bir süre daha Şişli ile yetinmeyi ve CHP’nin potansiyel lider adayı olarak beklemeyi tercih etti. Fırsat doğduğunda kapıyı zorlayacaktı.

O fırsat doğmuş gibi. Sarıgül taraftarları, kapıyı iki yönden zorluyorlar: Bir taraftan, bir zamanlar Kılıçdaroğlu’na yapılana benzer Sarıgül güzellemeleri yapılıyor. Onun halk adamlığından, kitlelere dokunabilme yeteneğinden, Anadolu’nun en ücra köyündeki fakir-fukaradan Nişantası’ndaki sosyeteye kadar herkese hitap edebilme yeteneğinden bahsediliyor. Şişli’de yaptıklarından, aldığı oy oranının yüksekliğinden dem vuruluyor. Böylece İstanbul için en uygun ve hatta tek adayın Sarıgül olduğu algısını yaratmaya çabalıyorlar.

Diğer yandan ise, sürekli İstanbul seçimlerinin hayati bir önemi haiz olduğunu vurguluyorlar. AKP iktidarına giden yolun Erdoğan’ın İstanbul’a Belediye Başkanı olmasıyla açıldığını, İstanbul’un kaybedilmesinin AKP’de büyük bir moral çöküntüye sebebiyet vereceğini, bugün İstanbul’u kazananın yarın Türkiye’yi kazanacağını belirtiyorlar. Ve hemen arkasından bunun ancak ve ancak Sarıgül ile mümkün olabileceğini söylüyorlar. Mesela geçen gün bir haber programında bir kamuoyu araştırma şirketi yöneticisi, “CHP, İstanbul’u almaya ve Sarıgül Başbakan olmaya hiç bu kadar yakın olmamıştı” diyordu. Burada gaye, CHP yönetimini Sarıgül’ü partiye davet etmeye ve onu aday göstermeye zorlamak. Kamuoyuna “AKP’yi sadece Sarıgül devirir. Kılıçdaroğlu, onu hemen partiye almalı ve aday yapmalı. Aksi takdirde yine AKP kazanır” mesajı veriliyor ve böylelikle CHP yönetimi üzerinde bir psikolojik baskı oluşturulmaya çalışılıyor.

Oylar Sarıgül’e

Sarıgül’ü aday yapmak hedeflerden biri, diğeri ise AKP dışındaki oyları da CHP’ye kanalize etmek. Kürt oyları bu noktada son derece mühim. Son 10 gündür medyada bu konu tartışılıyor. Bazı yazarlar üstü kapalı bir şekilde, bazı yazarlar ise çok doğrudan BDP’nin bu seçimlere girmemesi veya iddiasız bir adayla girmesi gerektiğine dair yazılar döşediler. Zira onlara göre, yarış AKP ile CHP arasında geçecek, BDP’nin ise bu seçimde hiçbir şansı yok. Dolayısıyla BDP’nin sol oyları bölmesini bir mantığı da yok. Eğer BDP seçime asılmaz veya sembolik bir aday gösterirse ve bir de üstü örtülü bir şekilde CHP’yi işaret ederse, BDP seçmeni CHP’ye yönelecek. Böylece AKP’yi -iktidarının doğduğu yerde- İstanbul’da yenilgiye uğratmanın tadına varılacak. Yok, BDP bunu yapmaz da güçlü bir adayla seçime girerse, oylar bölünecek ve tabii ki AKP’nin işine yarayacak. Yani İstanbul’u AKP’ye teslim etme günahı, BDP’nin boynuna kalacak.

Bu, birçok açıdan yanlış bir hesap. Bir kere BDP, CHP’nin yan kuruluşu değil; BDP’nin CHP’ye seçim kazandırma gibi bir misyonu da yok. İkincisi, BDP açıktan CHP ile bir ittifak yapsa bile, seçmenlerinin CHP’ye yöneleceğinin bir garantisi yok. Zira Ruşen Çakır’ın yazdığı gibi, “Bir parti olarak CHP ve onun söz konusu seçim bölgelerindeki adayları BDP tabanına pek bir şey vaat edebilecek durumda değil.” Kürtlerin yeterli bulmadıkları için sıkı bir şekilde eleştirdikleri “Demokratikleşme Paketi”ni dahi “karşı devrim” olarak niteleyen, andımızın ve başörtü yasağının kaldırılmasını mahkemeye taşıyan bir CHP’nin, salt iktidar karşıtlığı temelinde, BDP tabanını kendisine oy vermeye ikna etmesi mümkün değil. Eğer BDP seçime girmezse, Kürt oylarının CHP’ye değil AKP’ye kayması çok daha büyük bir ihtimal. Bu nedenle, bazılarının iddia ettiğinin aksine, BDP’nin seçimlere girmemesi değil, aslında girmesi CHP’nin lehine.

Üçüncüsü, sadece AKP’yi iktidardan düşürmeye odaklanmış bir fikir, son derece sorunlu. “Önce AKP’yi düşürelim, sonrasına bakarız” yaklaşımı, iktidar nefretiyle bilenmiş bazı kesimlere cazip gelebilir ama seçim kazandırmaz. Mevcut iktidardan kurtulmak, kendi başına iyi bir şey olamaz. Onun karşısına ne koyduğunuz, alternatifinizin ne olduğu önemlidir. Sarıgül, bu bağlamda bir soru işareti. Aydın Engin geçenlerde soruyordu: “Sarıgül’ün CHP’nin İstanbul belediyesini kazanırsa ne yapacağı, neyi nasıl yapacağı üstüne dişe dokunur, ciddiye alınır, üstünde tartışmaya değer bir program, bir öneriler demeti okuyan, duyan var mı? Peki, ‘CHP adayı olacak mı olmayacak mı’ sorusu üstüne bize aylardır papatya falı açtıran Sarıgül’ün ‘Çare benim’ demekten öte İstanbul’da ne yapacak, nasıl yapacak, neden öyle yapacak sorularına verdiği herhangi bir cevabı bilen duyan var mı?”

Eğer bu soruların cevabı “hayır” ise -ki öyle- o zaman sorun büyük demek. Sadece iktidar karşıtlığı yaparak ve kişileri parlatmaya çalışarak iktidar olunmaz. Dün Kılıçdaroğlu’nda olmadı, muhtemelen Sarıgül’de de olmayacak.

Radikal 2

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.