• 22.10.2014 00:00

 Akil İnsan Heyetleri, yoğun bir mesai harcadı geçen hafta. Önce 15 Ekim’de heyetlerde yer alan bir grup acil bir toplantı yaptı ve sürece müdahale edilmesine dönük bir karar aldı. Toplantının ardından, çatışmasızlık ortamının mutlak korunması gerektiğine dair bir açıklama yapıldı, sürecin korunması ve derinleştirilmesi için birtakım somut öneriler sunuldu. Bu çaba toplumda yankı buldu ve “akillerin sahaya inmesi”, “akillerin tekrar devreye girmesi” olarak nitelendirildi.

19 Ekim’de bu kez Başbakan Davutoğlu ve ekibi, heyet üyeleriyle Dolmabahçe’de bir araya geldi. Toplantı 11 saat sürdü; orada bulunan herkes sürece dair analizini Başbakan ile paylaştı. Sürecin dünden bugüne geldiği nokta, süreçte yapılan doğrular ve yanlışlar, süreçte bundan sonra yapılması gerekenler enine boyuna tartışıldı. Toplantı son derece rahat bir ortamda gerçekleşti. Erdoğan’ın mesafeli tutumuna karşın, Davutoğlu’nun muhataplarıyla kendini eşitleyen bir tavrı var. Bu da toplantının entelektüel bir tartışma ve bir beyin fırtınası şeklinde cereyan etmesini sağladı. Kendi adıma çok istifade ettiğim toplantıya dair notlarımı paylaşmak isterim:

Alınan mesafeyi takdir

1) Çatışmayı çözmek adına bir süreç başlatıldığı Ocak 2013’te topluma ilan edildi. Yani sürecin 21 aylık bir ömrü var. Bu süre zarfında üç noktada önemli gelişmeler yaşandı:

a. Taraflar arasında doğrudan görüşmeler başladı. “Terör örgütüyle görüşme yapılmaz” düşüncesinin bir siyasi amentü olduğu bir ülkede, toplumun bilgisi dahlinde bu görüşmelerin yapılması, başlı başına önemli bir hamleydi.

b. Süreç, toplumsallaştırıldı. Toplumun büyük bir kesimi sürecin gerekliliği ve yararı konusunda ikna edildi ve süreç toplumsal desteği arkasına aldı. Süreçten sonra yapılan tüm seçimlerde halk, süreci yürüten partilerin yanında durdu.

c. Sürecin temel hukuki alt yapısı kuruldu. Meclis’te, hükümete sorunu çözmek için siyasal, sosyal ve hukuki alanlarda tedbir alma ve düzenleme yapma imkânı veren bir yasa çıkarıldı. 1 Ekim’de “Çözüm Süreci Kurulu” ve “Kurumlar arası İzleme ve Koordinasyon Komisyonları” kuruldu ve Resmi Gazete’de ilan edildi.

Kat edilen bu yol önemlidir, küçümsenmemelidir. Dünyadaki çözüm tecrübeleri de dikkate alındığında, alınan mesafenin önemi daha iyi anlaşılır. Bu sebeple atılan adımlara layık oldukları değer verilmeli, sürecin taraflarına hakları teslim edilmelidir.

Elbette ki daha iyisi, daha süratli bir şekilde yapılabilirdi. Her zaman daha iyisi mümkündür. Ancak bu, yapılanı değersizleştirmeyi gerektirmez. Doğru olan yapılanı takdir ve tarafları daha çok yol alınması için teşvik etmektir.

Öcalan ve Kandil ile temas

2) Gerek hükümette ve gerek kamuoyunda Kandil ile İmralı arasında sürece bakışta bir farklılığın olduğu ve bunun sürece olumsuz yönde tesir ettiği yönünde bir kanaat var. Söz konusu farklılığı asgariye indirecek mekanizmaların oluşturulmasını lazım. Bu iki şekilde yapılabilir:

a. Öcalan’ın görüşlerini kamuoyuna iletecek kanalları çoğaltılmalı ve çeşitlendirilmeli. PKK adına Bayık, Karayılan, Kalkan, Karasu ve diğer isimler, herhangi bir zaman veya araç kısıtlamasına maruz kalmaksızın, her yolla ve her araçlarla görüş açıklıyorlar. Çoğunlukla verilen demeçler, süreci zorlaştıran bir içerik taşıyor. Oysa Öcalan, her seferinde sürecin arkasında sağlam bir irade ile duruyor. Onun gazeteciler veya sivil unsurlara görüşmesi, fikirlerini doğrudan ve daha sık bir şekilde kamuoyuna iletmesi, süreç karşıtı veya süreç için tehlike içeren söylemlerin etkisini azaltır.

b. Sivil bir inisiyatifin, İmralı’nın yanı sıra Kandil ile de temas halinde bulunması sağlanmalı. Hem Öcalan hem de Kandil ile görüşen bu tür bir mekanizma, farklılığın törpülenmesine ve ortak yaklaşımın güçlendirilmesine hizmet eder. Böylelikle hem Kandil’in ikide bir –menfi manada- gündeme müdahale etmesinin önüne set çekilir, hem de Kandil’in Öcalan’ın belirlediği söylem hattı içinde kalınması sağlanır.

Müzakere dili

3) Her süreç doğası gereği bir gerginlik içerir. Yürütülmekte olan süreç ise, bazı özelliklerinden dolayı ekstra bir gerginlik üretiyor. AKP ve HDP’nin Kürtlerden oy alan iki parti olması ve her bir partinin –yine doğal olarak- Kürtlerden daha fazla oy almaya çalışması, AKP ile HDP arasında ideolojik bir çatışmanın da olması gerginliğin dozunu artırıyor ve bu da tarafların birbirlerine karşı kullandığı dile yansıyor. Bir taraf “AKP = IŞİD” derken, diğer taraf da “PKK ile IŞİD bizim için aynıdır” diyor. Bu ifadeler sokaktaki tansiyonu yükseltiyor.

Sürecin tarafları, bir yandan kendi kitlelerini tahkim etmek için siyaset yapıyor, diğer yandan ise süreci yürütüyorlar. Bu, sırat köprüsünden geçmek gibi; tarafların dengeyi iyi tutturmaları gerekiyor. Bunun için de taraflar birbirlerine karşı sorumlu ve özenli bir dil kullanmalı, kendi sokağına seslenirken diğer sokağı da göz önünde bulundurmalı. Sürekli müzakere muhatabını karalamak ve mahkûm etmek, iki tarafa da bir yarar sağlamıyor.

Kapsamlı bir demokratikleşme

4)  Geçen yıl sürecin başlarında İç Anadolu Bölgesi’nde çalışırken sürekli karşılaştığımız bir soru vardı. Mağdur olduğunu düşünen toplumsal kesimler, mesela Aleviler “Kürtler silaha sarıldıkları için onların sorunlarını çözmeye çalışan bir süreç başlatıldı. Bizim dertlerimize çare bulunmasını sağlamak için biz de silaha mı başvuralım?” diye soruyorlardı. Toplum, bu düşünceden kurtarılmalı. Süreç yürütülürken her toplumsal grubun (Alevilerin, gayri-Müslimlerin, mütedeyyinlerin, vb.) istekleri dikkate alınmalı. Kapsamalı bir demokratikleşme programı hazırlanarak yürürlüğe konulmalı ve süreç toplumsal grupların hak taleplerini karşılayarak tahkim edilmeli. İnsanlar çatışmanın olmadığı bir zeminde demokratik taleplerinin karşılandığını gördüklerinde, onların sürece karşı şüphe ve endişelerini izale etmek kolaylaşır.

5) Sürece, PKK ve HDP dışında duran gruplar ve yapılar da dâhil edilmeli. Onların beklentilerine kulak verilmeli, önerileri hesaba katılmalı. Fakat bu yapılırken, PKK’yi denklem dışına çıkarmak gibi bir yanlışa sapılmamalı. Sürecin temeli, PKK’yi silahla mücadele veren bir yapı olmaktan çıkarmak ve onu siyasal bir organizasyona dönüştürmek. Bu da ancak PKK ile müzakere edilerek yapılabilir, PKK’yi sürecin dışına çıkartarak değil. Bu sebeple “PKK olmasa da olur, biz Kürt halkını muhatap alarak süreci yürütürüz” minvalindeki önerilerin, bazılarına çok çekici gelse de, bir gerçekliğinin bulunmadığı akıldan çıkartılmamalı.

Merkez-yerel işbirliği

6) Sert siyasi mücadele nedeniyle, hükümet ile HDP’nin elinde bulunan yerel yönetimler arasında her iş, bir rekabet konusu haline gelebiliyor. Mesela, insani yardımlar bile bir siyasi kavgaya malzeme edilebiliyor. Bunun önüne geçilmeli. Suruç’ta mültecilerin durumu gibi, yaklaşan kış şartları da düşünüldüğünde, aciliyet kesp eden meselelerde merkez ile yerel yönetimler arasında etkin bir işbirliği mekanizması oluşturulmalı. İnsani yardımlar, bir çatışma nedeni değil, bir dayanışma ve birlikte çalışma alanı olarak görülmeli. Böyle bir yaklaşım, genel siyasi iklimin de ılımanlaşmasına katkıda bulunur.

‘Barışı demlemek’

7)  Akil İnsanlar Heyeti, sürecin ilk aşamasında iki önemli işlevi yerine getirdi:

a.  Barış ve çözüm fikrinin toplumun tüm katmanlarında tartışılmasını sağladı. Ülkenin 81 vilayetinde, hatırı sayılır bir vakit, tüm gündem sürecin kendisi oldu. Toplumsal kesimler, taraftarları ve karşıtlarıyla, süreci münakaşa ettiler, kendince olumlu ve olumsuz yönlerini masaya yatırdılar, birbirlerinin sınırlarını gördüler.

b. Akil İnsanlar Heyeti, toplum ile hükümet ve parlamento arasında bir nevi aracılık yaptı. Toplumun beklentilerini, korkularını ve taleplerini aldı, not etti, rapor haline getirdi ve hükümete sundu. Genel olarak toplumun barışa nasıl baktığının bir resmini çekti, hükümete izleyeceği siyaset hakkında önemli bir veri temin etti.

Bu iki işlevi nedeniyle Akil İnsanlar Heyeti, Erol Göka’nın deyimiyle “barışın demlenmesi”ni sağladı. Fakat ilk günkü formatıyla heyet, artık fonksiyonunu tamamladı. Bundan sonraki süreçte, bireysel uzmanlık alanlarından istifade edilerek ve/veya daha kompakt ve konu bazlı kurullar oluşturularak yola devam edilmesi daha isabetli olur.

Üçüncü göz

8) Süreç içinde tarafların birbirini nakzeden açıklamaları oldu. “Üçüncü göz”  fonksiyonunu üstlenecek bir “İzleme Heyeti/ İzleme Kurulu”nun oluşturulması, hem bu tür sakıncaları bertaraf edebilir, hem sürecin sivil gözetimini yapabilir ve hem de bir kriz anında sürece müdahil olabilir. Etyen Mahçupyan, böyle bir izleme heyetinin ve heyette yer alacak üyelerin bazı özellikler taşıması gerektiğini belirtti:

a. Heyet, birbirini tamamlayacak bir çoğulculuğa sahip olmalı. Çoğulculuk içermeyen ve sadece bir tarafın hassasiyetlerine duyarlı bir heyet, kendinden beklenen görevi ifa edemez.

b. Heyet içinde yer alacak olan şahıslar, gerçek bir hakem niteliğini taşımalı. Bu görevi ifa edecek olanlar, her iki taraf da eşit mesafe de durabilmeli ve özellikle de kendi kimliğine yakın bulduğu tarafa karşı nötr değerlendirmeler yapabilmeli.

Başbakan Davutoğlu, bu üçüncü göz önerisine karşı, 6-8 Ekim Olayları yaşanmamış olsaydı, bu önerinin bugün değerlendirilebileceğini, ancak şimdi asıl önem taşıyan hususun kamu düzenini sağlamak olduğunu belirti.

Kamu düzeni

9) Kobani protestolarından sonra kamu düzeni, tartışmanın odağına taşındı. Davutoğlu, özellikle bölgeden çok sayıda şikâyet aldıklarını, bu şikâyetlerin süreci zedelere hale geldiğini söyledi. Davutoğlu’na göre, kamu düzenine riayet sürecin ilerlemesi noktasında temel şarttı. PKK, kamu düzenini ihmal etmediği takdirde, süreçte bundan sonra atılması düşünülen adımlar rahatlıkla atılabilirdi.

Bu çerçevede, güvenliği sağlamak için yapılması düşünülen değişiklikler etraflıca tartışıldı. Başbakan, molotoflu gösterilere ve (“Maskeli gösteri olmaz. Bir kimse maske taktığı andan itibaren demokratik bir gösteri yapma niyeti olmadığını anlatmış olur”)yüzü maskeli göstericilere karşı etkin önlemler alacaklarını (“Molotof kokteyli cezası artırılacak”) ifade etti. Buna karşı çeşitli eleştiriler getirildi:

a. Yargı ve emniyet güçlerine aşır güç devrenin, buralarda bir güç temerküzüne neden olabileceği ve bunun da çok sayıda soruna yol açabileceği belirtildi.

b. Geçmişin ağır yükü hatırlatıldı. Sadece KCK davalarında yaşananların bile, bu tür düzenlemelerden ürkmek için yeterli bir neden olduğunun altı çizildi.

c. Yasal düzenlemenin zamanlamasının yanlışlığına değinildi. Bir tepki yasası hüviyetine bürünmesi halinde bunun hem çözmeyi düşündüğünden daha fazla probleme sebebiyet verebileceği ve hem de Kürtlerde kendilerine karşı yapıldığı hissiyatını güçlendireceği uyarısı yapıldı.

Davutoğlu, bu eleştirilere karşı, a) demokrasi ve özgürlük ilkelerinden asla taviz verilmeyeceği ve b) yapılacak olan düzenlemelerinin hiçbirinin Avrupa Birliği standartlarının gerisinde olmayacağını söyleyerek karşılık verdi.

İnisiyatifi siyasette tutmak

10) Kürt kamuoyunun bir kısmında, hükümetin ancak bir şiddet eylemine başvurulduğunda veya bir kriz baş gösterdiğinde harekete geçtiğihavanın sakin olduğu durumlarda ise sürece dair bir herhangi bir adım atmadığı yönünde bir kanaat var. Bu da, hükümetin ancak zorlanırsa bir şeyler yapacağına dair düşünceyi besliyor. Bunun değişmesi icap ediyor; hükümet özellikle sükûnet dönemlerinde önemli hamleler yapmalı ki, şiddet eylemleri kendiliğinden mahkûm olabilsin. Şiddet yoluna sapan, bunu gerekçelendirme şansı bulamasın. Siyaset, inisiyatifi hep elinde tutsun, siyasetle yol alındığı düşüncesi egemen hale gelsin ve siyaset dışı yollara sapanlar gayri-meşru addedilsin. Sürecin ve demokrasinin tahkimini sağlayacak olan budur.

11) Davutoğlu, Çözüm Süreci’nin Türkiye için konjonktürel değil, tarihi ve stratejik bir anlam taşıdığını söyledi. Ona göre bu süreç, Türkiye’nin ayağına takılan prangalarından kurtulmasını sağlayacak olan süreçti. Birtakım olaylar yaşansa da, sürecin devam ettirme kararlılığında bir aksama söz konusu değildi. Bu açık irade beyanı, sürecin tüm sıkıntılara rağmen süreceğini gösteriyor.