• 13.04.2018 00:00

 Baş döndürücü” sıfatı Suriye’de yaşananları anlatmak için kifayet etmiyor artık. Her doğan yeni günde parametreler değişiyor, sahadaki aktörlerin durdukları yerler farklılaşıyor ve nasıl davranacaklarına dair ihtimaller çeşitleniyor.

Çok değil sadece son bir aya bakıldığında bile birçok dengenin sarsıldığı görülebilir. Mesela takriben üç hafta önce, alandaki hareketlenmeleri gözlemleyen hemen herkes ABD’nin Suriye’de kalıcı bir pozisyon üstleneceği konusunda herkes hemfikirdi. Ama aradan bir hafta geçti geçmedi, Trump “Suriye’den çekiliyoruz” ifadesiyle başta ABD’li karar vericiler olmak üzere herkesi yerinden hoplattı. İnsanlar bunun manasını çözmeye çalışırken, fazla vakit almadı, ABD’nin en azından belli bir süre Suriye’de durması gerektiği konusunda Trump’ın ikna edildiği haberi geldi.

Bugün ise ABD ve Fransa’nın başını çektiği Batı blokunun Suriye’de Esed rejimini vurması konuşuluyor. Daha dün “Suriye’den çekiliyoruz” diyen ABD bugün dünyaya Esed’e en kısa zamanda gerekli olan en sert müdahaleyi yapacağının sözünü veriyor. Buna mukabil her koşulda rejimi savunmaya devam eden Rusya ve İran ise Suriye’ye yönelecek her türlü saldırının ağır bir bedeli olacağı noktasında ABD ve müttefiklerini uyarıyor.

Kırmızı çizgileri aşmak

ABD’nin doğrudan müdahalesini gündeme getiren olay, Esed güçlerinin Cumartesi günü Doğu Guta’da gerçekleştirdiği saldırı oldu. ABD, sivil halka karşı kimyasal bir saldırı yapıldığını ve kırmızı çizgileri aşan rejime gerekli cevabın verileceğini belirtti. Hatta ABD’nin BM’deki temsilcisi Nikki Haley, BM’nin alacağı karar ne olursa olsun ABD’nin Esed’i cezalandırmaktan vazgeçirmeyeceğini açıkladı. Fransa da ABD’nin yanında durdu.

Rusya ve İran ise bütün bu olanları “düzmece” olarak niteliyor. Onlara göre, bütün olan biten Suriye’ye Batılı güçlerin karışmasını mümkün kılmak için İsrail’in yaptığı bir provokasyondan ibaret. Moskova ve Tahran, Şam’ın kimyasal kullandığını kabul etmiyor; rejimin meşru müdafaa kapsamında teröristleri mücadele ettiğini savunuyor ve Esed’i hedef alanların karşılarında kendilerini göreceğini belirtiyor.

Berbat sicil

Mutlak Esed savunusunun Astana üçlüsünde bir kırılmaya yol açtığı gözden kaçırılmamalı. Geçen hafta Ankara’da Rusya, İran ve Türkiye’nin devlet başkanları el ele tutuşarak Batı’ya karşı güçlü bir fotoğraf veren bir zirve tertip ettiler. Ne var ki Şam’ın son saldırıları, Ankara’da kenetlenen ellerin arasını açtı. Zira Rusya ve İran kimyasal saldırı iddiası karşısında kendilerini Suriye’ye siper ederken, Türkiye farklı bir tutum takındı. Ankara, Esed’in sivillere karşı kimyasal kullanmadaki kötü sicilini hatırlattı ve rejimi sert bir dille kınadı.

Esed’in sicilinin berbatlığı su götürmez. Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) bu ayın başında yayınladığı bir rapor, Esed rejiminin son bir yıl içinde 11 kez,  iç savaşın başladığı tarihten bu yana ise ülkenin farklı bölgelerinde toplam 214 kez kimyasal silah kullandığını söylüyor. Raporda kimyasal silaha başvurma konusunda Rusya’nın sorumluluğuna da değiniliyor. Buna göre, iç savaş süresince Rusya’nın doğrudan kimyasal silaha müracaat ettiğine dair bir veri bulunmuyor. Bununla birlikte SNHR, rejimin bazı kimyasal saldırılarına Rusya’nın destek verdiğini kanıtladıklarını belirtiyor.

Hülasa, Esed ilk kez kimyasal silahlara başvurmuyor. Rejimin bazen direkt bazen de müttefiklerin desteğiyle kimyasal silahları yoğun olarak kullandığı herkes tarafından biliniyor. O halde iki sorunun cevaplanması lazım. Birinci soru şudur: Batı’dan daha önce yükselmeyen sesler bu sefer neden yükseldi? Batı, bu kez niye meseleye bu denli odaklandı?  

Hukuki kıskacı yarmak

Trump ve Macron’un sahaya bodoslamadan dalmasının altında iç ve dış politik hesaplar yatıyor. Trump açısından bakıldığında iki husus öne çıkarılabilir. Biri, Trump’ın Rusya bağlantılarından ötürü içeride hukuki ve siyasi olarak sıkıntılı günlerden geçmesidir. En son,  Trump avukatının bürosu FBI tarafından basıldı ve her tarafı aranan büroda birçok dokümana el konuldu. Kitlelerin desteğini arkasına alacağı bir konuda keskin bir Rusya karşıtlığı sayesinde Trump hem kamuoyunun dikkatini başka yöne kaydırabilir ve hem de kendisine dönük hukuki kıskacı yarayabilir.

Diğeri ise, Suriye’deki kalıcılığını meşrulaştırmasıdır. Suriye’de çok zikzaklı bir politikası oldu Trump’ın. ABD yönetiminin “Kalıyoruz”“Hayır, çıkıyoruz”, “Şimdi çıkmıyoruz, bir süre daha buradayız” arasında salındı durdu. Kimyasal saldırının bu salınıma bir son verdiği ve ABD’nin Suriye’de kalıcılığını gerekçelendirmek için sağlam bir dayanak bulduğu söylenebilir. ABD, daha önce Suriye’deki varlığını IŞİD ile açıklıyordu. Bundan böyle ABD, olası bir müdahalesini ve Suriye’deki varlığını sürekliliğini, Esed’in kimyasal kullanmasını önlemekten bahisle haklılaştırmaya gayret edecektir.

Fransa’ya gelince; son zamanlarda bölgedeki tarihi varlığına ve egemenliğine gönderme yapan Fransa’nın Suriye’de daha etkin bir konum elde etme niyeti taşıdığına şüphe yok.  Zaten Elysée’nin patronu, bir süredir bunu açıkça ortaya koymaktan imtina etmiyor. Rejimin saldırısı, Fransa’nın bu niyetini sahaya daha hızlı taşıması için aradığı gerekçeyi sağladı. Nitekim Macron, Suudi Arabistan Veliahdı Muhammed Bin Selman ile yaptığı görüşmeden sonra, Suriye’ye müdahale isteğini daha net bir şekilde dillendirdi. ABD ve İngiltere ile görüş alışverişinde bulunduklarını ifade eden Macron, Suriye’nin kimyasal kapasitesini hedef alacak bir müdahale konusunda birkaç gün içinde bir karar verileceğini duyurdu.  

Kapsamlı ve büyük bir müdahale mümkün mü?

İkinci soru ise şöyle formüle edilebilir: ABD öncülüğündeki Batı, gerçekten de Suriye’ye müdahale eder mi? Ederse, bu müdahale liderlerin söylemleriyle münasip bir kapsamda olur mu? Suriye’nin “kimyasal kapasitesini” çökertecek bir büyüklükte bir Batı müdahalesinin olanağı var mıdır?

İki liderin bu denli yüksek perdeden konuşmalarının ardından bir müdahalenin olması yüksek ihtimaldir. Trump ve Macron, hem sözlerini kamuoyu önünde kendilerini bağlayan sözlerini havada bırakmamak hem alanı tamamen Rusya ile İran’a bırakmamak ve onların meydan okumalarına karşı geri adım atmamak için rejime karşı harekete geçebilirler.

Lakin bu müdahalenin liderlerin ifadelerinin yansıttığı kadar kapsamlı ve büyük olması düşük ihtimaldir. Çünkü geniş kapsamlı bir operasyon, Batı’yı Rusya ve İran ile çok sert bir şekilde karşı karşıya getirir. Sıcak bir çatışma işlerin bütünüyle kontrolden çıkmasına neden olur.  Mevcut şartlarda hiçbir aktörün bunu arzuladığını sanmıyorum. Dolayısıyla bir müdahale olacaksa da bu sınırlı bir şekilde yapılacaktır.

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.