• 1.03.2020 00:00

 Halkların Demokratik Partisi (HDP), 4. Olağan Kongresi’ni yaptı. Kongrede, eş genel başkanlardan Pervin Buldan görevine devam ederken, Sezai Temelli’nin yerine ise Prof. Dr. Mithat Sancar seçildi. Parti tüzüğündeki “İki dönemden fazla yetkili kurullarda yer alınmaz” hükmü gereğince, Parti Meclisi’nde de (PM) büyük çaplı bir değişiklik yaşandı. İki dönem kuralına takılmayan PM üyelerinin de yarısından fazlası liste dışında kaldı. 100 kişilik PM’ye 80 yeni isim girdi. Parti Sözcüsü’nün de yenileneceği HDP’de, Sancar’ın eş genel başkan olması nedeniyle HDP’nin TBMM Başkanvekili de değişecek.  

 

Partinin eş başkanlığını üstlenen Mithat Sancar, Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı bir hukukçu. Üç dönemdir TBMM’de yer alan Sancar, Meclis çatısı altında yürütülen yeni anayasa çalışmalarının en önemli aktörlerinden biriydi. Anayasa hukuku, insan hakları ve çatışma çözümleri konularında uzman olan ve Kürt meselesindeki barışçı fikirleriyle tanınan Sancar, çözüm süreci döneminde kurulan Akil İnsanlar Heyeti’nde de görev almıştı.

 

“Kürt partisi değil Türkiye partisi”

 

Kongre öncesinde ve kongrede verilen mesajlara bakıldığında, bu meyanda dört noktanın altı çizilebilir.

 

Birincisi, “Türkiyelileşme” projesidir. Kongre, HDP’nin 2015’te yüzde 13 oy almasını ve sonrasında da yüzde 10’un üzerinde bir oy tabanının üzerine oturmasını sağlayan bu projeyi sürdürmekte kararlı olduğunu gösterdi. Parti sözcüleri, çok açık bir dille, HDP’nin bir “Kürt partisi” olmadığını, bir “Türkiye partisi” olduğunu vurguladılar. Türkiyelileşmenin altını doldurmakta birtakım yapısal sorunların olduğu kabul edilse de, HDP’nin bu yoldan geri dönmeyeceği ve bundan sonraki süreçte Türkiyelileşmeye uygun siyaset üretip uygulamak için çok daha fazla çaba sarf edileceği teyit edildi.

 

İkincisi, “demokrasi ittifakı” çağrısıdır. AK Parti-MHP ortaklığına karşı bütün muhalefet partilerinin bir demokrasi şemsiyesi altında birlikte hareket etmelerini öngören bir strateji, HDP’liler tarafından dillendiriliyor. Demirtaş ve Buldan’ın açıklamalarında bir süredir bu mevzu incelikli bir şekilde işleniyor. Kongrede de hem Sancar hem Buldan, konuşmalarının önemli bir kısmını ittifaka meselesine ayırdılar.

 

“Demokratik uzlaşıya davet”

 

Son yıllarda toplumun her kesimin yaralandığını ve önceliklerinin bu yaraları saracak bir siyasi birliktelik inşa etmek olduğunu belirten Sancar, bunun için bütün demokrasi güçleriyle yol almaya hazır olduklarını ifade etti. Buldan da, iktidar dışındaki tüm siyasi partilerle işbirliği yapabileceklerini ifade etti.   

 

“Buradan, demokrasiden, adaletten, toplumsal barıştan, birlikte yaşamdan, emekten yana olan, geleceğe dair sözü olan herkesi, iktidar dışındaki tüm siyasi partileri demokrasi ittifakına davet ediyoruz. Bu aynı zamanda demokrasiye bir davettir. Demokratik uzlaşıya bir davettir. Toplumsal dayanışmamız, acıda ve sevinçte birleşmemiz, ortak gelecek hedefinde bütünleşmemiz demokrasi ittifakının en güçlü zemini ve toplumsal dayanağıdır. Gelin bizler de siyaset kurumu olarak demokrasi ittifakıyla demokratik Türkiye’ye hep birlikte kapı aralayalım. Herksin adına karar veren tek adam yönetimi değil, demokratik yerel yönetimler ve güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme yol açalım.”

 

Yakın gelecekte Türkiye’nin geleceğine ittifakların yön vereceği kesin. HDP’nin bu bağlamda hem büyük bir avantajı hem de büyük bir dezavantajı var. Üzerindeki PKK gölgesi HDP’nin herhangi bir ittifakın açık üyesi olmasını zorlaştırıyor. Yerel seçimlerde görüldüğü gibi, HDP ittifakın resmi değil ancak fiili bir üyesi olabiliyor; resmiyette kendini görünmez kılarak içinde bulunduğu ittifaka güç katabiliyor. Sürekli taşınabilecek bir hal değil bu; lâkin HDP’nin de çok fazla alternatifi yok.

 

Beri taraftan yüzde 10’un üzerinde bir oya hükmetmesi de HDP’yi ittifaklar için bir cazibe merkezi haline getiriyor. İktidar için yüzde 50+1’e ihtiyaç duyulan bir sistemde, HDP’nin  dengeleri kökten sarsabilecek ve seçimlerin kaderini tayin edebilecek bir oya sahip olması, bu  partiyi ister istemez siyasetin merkezine taşıyor. Hiçbir partinin HDP’ye gözünü kapama ihtimali bulunmuyor. Yeni yönetimin en büyük imtihanı, bu dezavantajı asgariye ve bu avantajı ise azamiye çıkartacak siyaseti üretip üretemeyeceği olacak.

 

Yeni anayasa

 

Üçüncüsü, yeni anayasa talebidir. Kısa bir vakit öncesine kadar yeni anayasa bütün siyasi partilerin üzerinde ortaklaştıkları bir konuydu. Ancak bilhassa 2017’deki anayasa değişikliklerinden sonra bu konu gündemden düştü; partiler artık anayasanın sözünü etmez oldu.

 

Ne var ki, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin iktidar partisi tabanını bile rahatsız edecek düzeyde sıkıntılar üretmesi, Türkiye’de hem haklar çerçevesi hem de hükümet sistemi bağlamında anayasal problemin devam ettiğini gösteriyor. Anayasal ve yasal seviyede vaziyet kötüye giderken, yeni anayasa tartışmasının taşıyıcılığını yapmak siyasi arenaya da, HDP’ye de hareket getirebilir.

 

“Sorunlar şiddetle çözülmez”

 

Dördüncüsü ise, demokratik siyaset savunusudur. Yeni eş genel başkan Sancar, sorunların şiddetle çözülmeyeceğini bildiklerini vurguladı. Sancar’a göre, bir ülkede şiddet baş göstermişse bunun sebeplerini görmeden ve bu sebepleri ortadan kaldırmadan, şiddeti bitirmeye yönelik bir çözüm üretmek mümkün değildir.

 

“Şiddeti bitirmek için o şiddeti yaratan şartları mutlaka samimiyetle görmeli, onlarla yüzleşmeliyiz ve sonra şiddeti demokratik yollarla bitirecek, ülkeyi barışa ve özgürlüğe taşıyacak adımları hep birlikte atmalıyız. Biz, çözümün demokratik siyasette olduğundan en ufak bir şüphe duymuyoruz. Çözüm, siyasette, özgür ifadede, tartışmada, toplumsal müzakerededir.”

 

Parti vitrininde yapılan değişikliğin bir anlamı var elbette, ama bunun partinin politikalarına ne kadar tesir edeceğini zaman gösterecek. Kolay değil işi HDP’nin; önünde katetmesi gereken uzun bir yol var. Önümüzdeki dönemde altı çizilen dört hedefe yönelik uygun bir siyasi yapılanmaya varmak için HDP’yi bekleyen zorlukları ve engelleri konuşacağız.

 

(*) Kürdistan 24, 26.02.2020