• 23.08.2020 00:00

  New York Times (NYT), 16 Aralık 2019’da Demokrat Parti’nin aday adaylarıyla uzun röportajlar yapmış. Liberal-sol eğilimli gazetenin, başkanlık yarışında hangi aday adayını destekleyeceğini belirlemek için yapılan bu röportajlarda muhataplara iç ve dış politikaya ilişkin zor sorular yöneltilmiş. Türkiye’nin Ekim-2019’da Suriye’de yaptığı Barış Pınarı Operasyonu’nun tartışıldığı bir atmosferde aday adaylarından, Türkiye’ye ve Erdoğan’a dair kanaatleri de sorulmuş.

Bugün artık Demokrat Parti’nin başkan adayı olan Biden, bu soruya iki konuyu öne çıkararak cevap vermiş. İlk olarak, Erdoğan’ın bir otokrat olduğunu ve seçimlerde yenilmesi için muhalefeti desteklediklerini daha net olarak göstermeleri gerektiğini belirtmiş. İkinci olarak da, Kürtlerin hakları konusunda taviz vermeyeceğini ve Kürt meselesinde Erdoğan’a asla boyun eğmeyeceğini ifade etmiş.

NYT, bu röportajın tam dökümünü 17 Ocak 2020’de yayınlamış. Türkiye’de, varlık sebepleri Amerikan siyasetini ve aktörlerini izlemek olan hiçbir kurum, buna dikkat etmemiş. Bir-iki istisna dışında hiç kimse Biden’ın sözleri üzerinde durmamış. Söylenen söylenmiş ve bir gündem olmadan tarihteki yerini almış.

Ancak yapılmasından sekiz ve yayınlanmasından yedi ay geçtikten sonra bu röportaja, önce bir-iki sitede yazılı olarak yer verildi. Ardından Kürt gazeteci Arif Zerevan, röportajın Türkiye ile ilgili kısmının görüntülerinin sosyal medya hesabından yayınladı. Ne olduysa o zaman oldu, Biden’ın sözleri aniden birçok mecradan ışık hızıyla yayıldı ve Biden, Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. 

Demokratları taşlamak

Erdoğan’a mesafe koyan ve Kürtlere yakın duran bir yayın çizgisine sahip olan NYT, Demokrat Parti’nin seçmenleri üzerinde de etkili. Dolayısıyla aday adaylarının, gazetenin desteğini almak için, gazetenin hissiyatına seslenen bir dil kullanmalarında şaşılacak bir yön yok. Biden’ın, bir müttefik ülkenin iç siyasetinde kendini aktif bir taraf olarak konumlandırmasının, diplomatik nezaket sınırlarını aştığı açık. Fakat bundan hareketle tozu dumana katmanın da bir faydası yok. Amerika’ya akınlara başlamadan önce akılda tutulması lazım gelen birkaç husus var:

Bir, Erdoğan’ın izlediği siyasete karşıtlık, salt Demokrat Parti’de hâkim olan bir eğilim değil, Cumhuriyetçi Parti’de çok baskın bir görüş. Cansu Çamlıbel, Amerikan siyasi elitlerinde Erdoğan aleyhtarı havanın oluşmasında iki önemli faktörün altını çiziyor. Biri, Erdoğan’ın Türkiye’yi Rusya’nın yörüngesine soktuğunu düşünmeleridir. Diğeri ise, Trump’ı Suriye’den çekilmeye zorladığı için Erdoğan’ı Ortadoğu’da Rusya ve İran’ın nüfuzunun artmasına hizmet eden bir lider olarak görmeleridir. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, bu iki noktada aynı ruh hali içindeler. Dolayısıyla Demokratları şeytanlaştırmak ya da Biden’ı taşlamak, bu ortak ruh halinin doğuracağı menfi tesirlerinden kurtulmaya yetmez.

İki, Türkiye’de iktidar, Biden’e karşı halisane duygular beslemiyor. Biden’ın, Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerini bozma potansiyelinin yüksek olduğunu düşünüyor ve bu nedenle Trump yönetimini kendisi için “ehven-i şer” olarak değerlendiriyor. Ancak Trump’ın kadrosunda bile, Trump’ı dışarda bıraktığınızda, Türkiye’ye özel bir sempatiyle yaklaşan bir kişinin olduğu söylenemez. Kaldı ki çok da uzun olmayan bir süre önce, Trump’ın Erdoğan’a yönelik hakaret ve tehdit içeren mektuplar kaleme aldığı da hatırda tutulmalı.

Bir başkanın -yani doğrudan hükmeden birinin- kabul edilemez nitelikteki sözlerini alttan alırken henüz adaylık dahi sıfatını kazanmamış birinin sözlerine karşı heyheylenmenin, ne bir yararı var, doğrusunu isterseniz ne de bir anlamı.

Türkiye’nin etrafında dönen dünya

Üç, Biden’ın Demokratlar arasında Türkiye’ye en yakın olan isim olduğu da unutulmamalı. Sekiz yıl “Başkan Yardımcısı” sıfatını taşıdı. Bilhassa Obama’nın ikinci döneminde Türkiye ile ilişkiler onun üzerinden yürütüldü. Demokratların içinde Amerikan merkezi siyasetine vakıf bir kişi olarak tebarüz ediyor.  Eğer o değil de rakiplerinden herhangi biri aday olsa ve başkanlık koltuğuna otursaydı, Türkiye’nin işi çok daha zor olacaktı.

Biden ise, ana akımı temsil ediyor. Ona yön verecek olan saik, seçim atmosferinde sarf ettiği laflar değil, ABD’nin menfaatleridir. Ülkesinin çıkarları neyi gerektiriyorsa, Biden ona göre bir siyaset takip eder. ABD’nin faydasına olan ise, Türkiye’nin bütünüyle dışlanması ve kaybedilmesi değildir. Bu yüzden Biden’ın -başkan olduğu takdirde- Türkiye’yi gözden çıkaran bir siyaset değil Türkiye’yi yakınında tutmaya çalışan bir siyaset izleyeceğini söylemek mümkün.

Dört, iktidara yakın gruplar, herkesin bir karar verirken Türkiye’ye baktığına ve Türkiye’nin durduğu yere göre pozisyon aldığına kitleleri inandırmaya gayret ediyor. Oysa gerçekte, böyle bir durum yok; ABD’nin seçimlerinde Türkiye, belirleyici bir konu değil. Biden’ın gündeminde de Türkiye ve Erdoğan bulunmuyor. Zaten NYT söyleşisinden sonra bu mevzuda konuşmadı. Yani dünya, Türkiye’nin etrafında dönmüyor. İnsanların kendi dertleri, kendi dünyaları var ve doğal olarak onlarla çok daha fazla alakadarlar.

Yedi düvele meydan okumak

Biden’ın sözlerinden ben de haberdar değildim. Beyanatına muttali olduğumda da şaşırmadım, insanın tüylerini diken diken eden bir sürprizle karşılaşmadım. Keza, ABD’nin Türkiye’de iktidarı belirleyecek bir gücünün olduğunu da düşünmüyorum. Kimin iktidar kimin muhalefet olacağına seçmenler karar verir, başka biri değil. Komplo teorilerine faza itibar etmenin bir gereği yok; şimdilerde muhalefeti ABD üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışan AK Parti, 2002’de seçimleri kazandığında benzer bir muameleye tabi tutulduğunu ve “ABD projesi” olarak suçlandığını anımsamalı.

Ezcümle Biden’ın –ki kendisi gaflarıyla meşhurdur-  seçim ikliminde yaptığı bir açıklamaya haddinden fazla bir mana atfetmenin doğru olmadığı kanısındayım. Hal böyleyken iktidar temsilcilerinin ve iktidarı destekleyen bazı grupların, Biden ifadeleri üzerinden bir fırtına kopartmaya çalışmaları iki nedene bağlanabilir:

Biri, çözülemeyen ve giderek ağırlaşan sorunların müsebbibi olarak dışarıyı göstermek, böylece kendi yetmezliklerini, hatalarını ve yanlışlarının perdelemektir. Diğeri ise, Biden’ın sözlerinin iktidarın her geçen gün derinleştirmeye çalıştığı “milli ve yerli” hikâyesi için çok elverişli bir malzeme olduğunun düşünülmesidir. Gaye, bir dış mihrakın kötücül ifadelerini abartarak  “yedi düvele meydan okuyan ülke” ve  “herkese kafa tutan öncü lider” anlatısını güçlendirmek ve bunun üzerinden bir siyasi getiri elde etmektir.

Peki, bu hesap tutar mı? Evet, Türkiye’de milliyetçilik her daim geçer bir akçedir. Doğru. Ayrıca, ABD’ye karşıtlık ve güvensizlik de zirveye çıkmış durumda. İktidarın anlatısının, bu iki nedenden ötürü, siyasi rasyonaliteye uygun düştüğü söylenebilir.

Lakin zannımca, her anlatı gibi bu da miadını tamamladı. Hikâye inandırıcı olmaktan çıktığı için ona dayanan siyasi hesapların tutma ihtimali de düşük.

*Kürdistan 24, 19.08.2020