• 3.01.2020 00:00

  AK Parti iktidarının 18 yılı geride bırakması, normal şartlarda üç yıl daha sürecek olması ve yaşanan onca soruna rağmen Cumhur İttifakı’nın iktidar için gerekli %50 + 1 oy oranından halen çok fazla uzaklaşmaması, Türkiye muhalefetinin bir kesiminde derin bir umutsuzluğa neden olmuş durumda.

Umutsuzluk başlıca iki kaynaktan besleniyor. Biri, muhalefet partilerinin performansından duyulan derin hayal kırıklığıdır. Diğeri de iktidarın otoriterleşmenin dozunu yükseltmesinden duyulan ürküntüdür. Bu da iki yanlış muhalefet tarzına yol açıyor.

Yanlış muhalefet tarzlarından ilki, iktidarın kendi kendine çökeceğine duyulan temelsiz inançtır. Buna göre, başta ekonomi olmak üzere, seçmen için hayati derecede önem arz eden konularda iktidar o kadar büyük yanlışlara düşüyor ki, bu yanlışların iktidarın desteğini aşındırması kaçınılmazdır. Muhalefete düşen, birliğini korumak ve iktidarın tuzaklarına düşmeden sakince beklemektir. İçerde iktisadi krizi durduramayan ve dışarıda tek başına kalıp zora düşen iktidar oy kaybını durduramayacak, sandıkta halktan tokatı yiyecek ve gitmek zorunda kalacaktır.

Negatif siyaset

Kendisi bir değer üretmeden rakibin bir felaketle iktidardan düşmesini beklemenin ahlaki zafiyeti bir yana, bu muhalefet biçimi hesap hatalarıyla da malûl. Evvela, muhalefetin birliğini muhafaza edip edemeyeceği, ortak bir aday üzerinde mutabık kalıp kalamayacağı hâlâ bir muamma. İttifakların birçok sürprize açık olduğu her daim hatırda tutulmalı.

Kaldı ki, birlikte hareket etmeye devam etse bile, negatif siyaset yapan, pozitif bir gündem inşa edemeyen bir muhalefetin kendiliğinden halkın teveccühüne mazhar olması zor. Nitekim hemen her alanda şartların daha da zorlaşmasına karşın iktidarın hâlâ %40-45 bandında gezinmesi, hem iktidarın beklendiği ölçüde zayıflamadığının, hem de muhalefetin beklendiği ölçüde kuvvetlenmediğinin bir göstergesi.

Cumhur İttifakı’ndan daha somut, daha gerçekçi ve daha ikna edici bir program sunamayan bir muhalefete seçmen yeterince iltifat etmez. Yerinde sayan ve kaderini iktidarın yıpranmasına bağlayan pasif bir muhalefetin, seçmende değişimi mümkün kılacak bir istek uyandırması ve iradeyi ayağa kaldırması zor olur. Buna mukabil son derece motive bir iktidar, seçim sathı mailine girildiğinde elindeki bütün imkânları seferber ederek ihtiyaç duyduğu oya erişebilir.

“Bunlar seçimle gitmezler”

İkinci yanlış muhalefet tarzı ise, sürekli olarak sandığa güvensizliğin pompalanması, mevcut iktidarın seçimler yoluyla değiştirilemeyeceğinin vurgulanmasıdır. Bazen açıktan bazen de alttan alta işlenen bu teoriyi ifade edenlere göre, Cumhur İttifakı kaybedeceği bir seçime girmez. Seçimleri erteletmek ya da yaptırmamak için bütün seçenekleri kullanır. Kullanabileceği bir seçenek olmazsa, savaş çıkarmak, savaşa girmek gibi olağan dışı seçenekler yaratır. Olur da seçime girer ve kaybederse, o vakit de seçim sonuçlarını tanımaz ve iktidarı seçimden galip çıkan muhalefete devretmez.

İktidarın seçim yapmayacağına veya seçimle gitmeyeceğine dair varsayımın, Türkiye’nin 1950’den beri gelen sandık tecrübesini hafife aldığı kanısındayım. Benzer bir dile, geçen yıl yerel seçimler öncesinde de müracaat edilmişti. Lâkin hem yapılan seçimler hem de seçim neticeleri bunun yanlış olduğunu göstermişti. Tarihi deneyimin de ötesinde, bu muhalefet tarzı iki açıdan çok sorunlu.

Biri, muhalefet saflarına umutsuzluğu hâkim kılmaktır. “Sandık yok” dediğinizde, muhaliflere heyecanlarını kaybettirir, onları sindirirsiniz. Karşı olduğunuz iktidara en büyük psikolojik desteği sağlamış olursunuz. Zira iktidarın oyla değişiminden umudunu kesmiş bir muhalif seçmen kitlesi de en fazla iktidarın işine gelir. Dolayısıyla, “seçim olmaz” deyip oldukça keskin bir muhalefet yaptıklarını düşünenler, aslında iktidarın ekmeğine en çok yağ sürenlerdir.

Demokratik siyasetin kepengi

Diğeri ise, başta siyasi partiler olmak üzere muhalif çevrelerin yapmaları gerekenleri yapmamalarına neden olur. Eğer iktidara erişmenin yolu sandıktan geçmiyorsa, çalışıp didinmenin, uğraşmanın, mücadele etmenin de anlamı kalmaz. “Bunlar seçimle gitmezler”e sarılanlar, muhalefetin önüne -bilinçli ya da bilinçsiz- iki yol koşuyorlar: Ya tamamen teslim olup iktidarın düşmesini beklemek, ya da siyaset dışı arayışlara girmek.

Her ikisi de demokratik siyasetin kepenginin çekilmesi anlamına gelir ve kabul edilemez.

Muhalefet bunlarla zaman öldüreceğine iktisadi, hukuki ve siyasi perspektiflerini kamuoyunun tartışmasına sunarak seçmen havuzunu büyütmeye odaklanmalıdır.

Hülasa beklemekle olmaz, durmakla olmaz, bütün enerjiyi karşıtlığa sarf etmekle olmaz, salt yıkımdan bahsetmekle olmaz. Muhalefetin aktif olması, üretmesi, halkın huzuruna her konuya ilişkin alternatiflerle çıkması ve inşa edici bir gelecek tasavvuru geliştirmesi icap eder.   

(*) Kürdistan 24, 28.10.2020

https://www.kurdistan24.net/tr/opinion/93798fb7-9f25-4a5f-9091-77dd6f853b90