• 9.02.2018 00:00
  • (1559)

 Ne nükleer anlaşmaymış. Tantanası aylar önceden başladı. Başkan Trump’ın İran’la 2015’te yapılan nükleer anlaşmayı iptal edip etmeyeceği normalde bu cumartesi belli olacaktı. Herkes nefesini tutmuş, 12 Mayıs’ı bekliyordu. Ne var ki Trump aniden bu kararı dün gece vereceğini açıkladı.

 

/* */

Peki ama neden 8 Mayıs? Ve şimdi neler olacak?

Trump’ın 120 günü

Her şeyden önce, bu anlaşmayı ABD tek taraflı olarak feshedemiyor. Çünkü 2015’te bu mutabakat sadece İran ile ABD arasında değil; İran ile ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin arasında (P5+1) yapıldı. Yani çok taraflı ve uluslararası bir anlaşma. Buna göre de İran nükleer programını tamamen bırakmayacaktı. Sadece silah yapımında kullanılabilecek ölçüdeki uranyum zenginleştirme programını 15 yıl süreyle durduracaktı. Buna karşılık da İran üzerindeki yaptırımlar askıya alınacaktı.

Anlaşmanın hükümlerini denetlemekle yükümlü olan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu da (IAEA) bugüne kadar hep Tahran’ın anlaşmaya uyduğunu raporladı.

***

ABD’ye gelince, anlaşmayı imzalayan eski Başkan Obama’nın yerine gelen Trump, en başından beri “Amerikan tarihinin en kötü anlaşması” diye karşı çıktı. 2015’te ABD Kongresi’nde onaylanan kanuna göre ise Başkan her 90 günde bir Kongre’ye İran’ın anlaşmaya bağlılığıyla ilgili rapor sunmak ve yaptırımları ertelemeyi uzatmak zorunda.

İşte Trump da 3 ayda bir bunu oflaya poflaya yapıyordu. Ama sonuncusunda, yani 12 Ocak’ta o meşhur çıkışı yaptı: Yaptırımları son kez ertelediğini söyledi ve “120 gün içinde anlaşma İran’ın nükleer silah üretme potansiyelini kalıcı olarak engelleyecek şekilde değiştirilmezse, bir daha onaylamayacağım” dedi.

İşte o 120 gün geçti, yumurta kapıya dayandı.

Anlaşmanın akıbeti

Ben bu satırları yazarken, henüz Trump kararını açıklamamıştı. Ama beklenen, ne Trump’ın anlaşmayı olduğu gibi onaylaması ne de tamamen geri çekilmesi. ABD’nin eski Ankara ve Bağdat Büyükelçisi James Jeffrey ile konuştuğumda, iki olasılığı sıralıyor; “Ya Trump anlaşmayı onaylayacak ama yine de pratikte bazı yaptırımları devreye sokacak. Ki böylelikle anlaşmayı yine yokuşa sürecek. Ya da anlaşmayı onaylamaz, ama aynı zamanda yaptırımları ertelemeye de devam eder” diyor.

Ona göre 3. bir seçenek de Trump’ın Avrupalı ortaklarını kendi pozisyonuna yaklaştırmak için anlaşmayı birkaç haftalığına onaylaması.

***

Jeffrey, “Trump’ın bu anlaşmadan hoşlanmadığını iyi biliyoruz. Ama hedefi anlaşmayı tamamen yok etmek mi, onu bilmiyoruz” diye özellikle ekliyor. Çünkü Trump’ın asıl amacı, bugün Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, yani kısacası tüm Ortadoğu’da başat güç haline gelmiş olan İran’ın nüfuzunu bitirmek. Dahası, Tahran sadece ABD’nin değil, ABD’nin can dostu İsrail’in ve Trump’ın yeni ortakları Körfez ülkelerinin de baş düşmanı. Dolayısıyla, Trump’ın kafasında İran’ı tamamen dünyadan izole etmek var. Bunu da anlaşmayı koruyarak daha etkin yapacağına kanaat getirebilir.

İran ne yapar?

Kaldı ki ABD içinde de hem Kongre’deki tüm Demokrat Partililer ve çoğu Cumhuriyetçi, hem de üst düzey yetkililer (Bolton gibi birkaç istisna hariç) anlaşmayı bitirmekten yana değil.

Dahası, diğer taraflar olan İngiltere, Fransa ve Almanya da anlaşmayı korumak istiyor. Avrupa Birliği de uygulamaya devam edeceğini taahhüt etti. Ne var ki Trump’ın elinde onları zora sokacak bir sürü enstrüman var. ABD bankacılık sisteminden bu ülkeleri men etmek gibi. Ama karşısında, onu durduracak “kapı gibi” Çin ve Rusya var! Zira her ikisi de anlaşmayı yeniden müzakere etmeye karşı olduklarını ilan etti.

***

Tahran ise Trump anlaşmayı onaylamazsa geri çekileceğini açıklamıştı. Vereceği tepkinin dozunu ise asıl diğer Avrupalı tarafların ve Rusya-Çin’in vereceği cevaplar belirleyecek. Gelişmeler İran’ın gaz ihracatını olumsuz etkilerse, asıl o zaman tepkisi daha da sertleşir. Ama görünen köy de kılavuz istemiyor. Önümüzdeki dönem, İran’ın daha şahin bir bölge politikası izleyeceğine işaret ediyor. Bu durumda Ankara’ya da Rusya-İran ve ABD arasındaki dengeyi daha da iyi gözetmek düşüyor.

Trump ise böyle davranarak ABD’nin uluslararası anlaşmalara bağlılığını, yani güvenilirliğini, yani uluslararası konumunu ciddi şekilde sorgulamaya açmış durumda.

Ne diyelim, şimdiden hayırlı olsun!