• 10.10.2018 00:00
  • (1108)

 İsrail’le normalleşme yine, yeniden gündemimizde. 3 hafta önce İsrail basınında çıkan şu haber bunun işaret fişeğini yakmıştı: “Türkiye ve İsrail’in büyükelçileri, Yahudi bayramından sonra görevlerine geri dönecekler.”

Bu bomba haberi patlatan, İsrail’in en deneyimli ve güvenilir diplomasi muhabirlerinden Itamar Eichner. Yedioth Ahronot gazetesindeki bu haberi İsrail’de çok ses getirse de, bizde gözlerden kaçtı. Ki Yahudi bayramı bir hafta önce çarşamba günü sona erdi!

Motivasyon eksikliği

İki ülkenin büyükelçileri ve Kudüs’teki başkonsolosumuz, geçtiğimiz mayıs ortasında yaşanan kriz nedeniyle kendi ülkelerine geri dönmüşlerdi. Sebebi de, ABD’nin Kudüs’te büyükelçilik açmasını protesto eden Gazze sınırındaki göstericilere İsrail askerlerinin ateş açmasıydı. 60 Filistinli hayatını kaybetmiş, 3 bin Filistinli yaralanmıştı.

Bu haber işte bu yüzden şaşırtıcı. Ancak bu gelişmeye asıl “bomba” değeri katan, şu anda iki ülke arasında ilişkilerin düzelmesi için hiçbir sebep olmaması! Bir yandan İsrail Başbakanı Netanyahu Trump’ın “koşulsuz sevgisini” arkasına alıp, Filistin konusunda gitgide daha da şahinleşiyor. Bir yandan da 2019 baharında yapılacak genel seçimlere oynayarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı söylemini gittikçe sertleştiriyor.

***

Bununla birlikte, Ankara’da da, Gazze’de şiddeti gitgide tırmandıran bir İsrail’le barışma isteği yok. Kaldı ki iki ülke arasında önceki yıllarda planlanan “İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması” projesi raftan kalkmış durumda. Bunun yerini 2010’dan bu yana İsrail’in Mısır-Güney Kıbrıs-Yunanistan’la kurduğu “bölgesel koalisyonun” kotardığı anlaşma aldı. Ki enerji, iki ülkenin 2016’da anlaşmasının arkasındaki için en büyük motivasyondu.

İsrail’in “hayati tehdit” gördüğü İran’la Türkiye’nin gitgide yakınlaşması da bir başka olumsuz faktör. Ankara-Tel Aviv yakınlığında bugüne kadar ABD’nin desteği de çok etkiliydi. Mesela 2013’te Netanyahu’yu Erdoğan’dan özür dilemeye Başkan Obama ikna etmişti. Bugün ABD-Türkiye ilişkisi krizde olduğu için bu etken de eksik.

Ancak tüm bunlara rağmen, iki ülkenin diyalog kurması için sebepler var. Bunlardan en önemlisi, Kudüs...

Filistin meselesi şu anda Ankara’nın sadece gündeminde değil, kalbinde yatıyor. Özellikle de Kudüs... Trump’ın aralık ayında Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesinden hemen sonra Erdoğan’ın İstanbul’da İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) olağanüstü toplaması, sonra da BM’nin gündemine taşıması bundan.

Kudüs Konsolosluğu

İşte tam da bu yüzden Türkiye’nin Kudüs’te başkonsolosunun bulunmaması büyük bir kayıp. Daha da önemlisi, Türkiye Kudüs’te diplomatik misyonu bulunan tek Müslüman ülke. Dahası, buradaki konsolosluğumuz aynı zamanda Filistin devleti nezdindeki büyükelçiliğimiz de. Kaldı ki İsrail’le diyalog kurmadan Gazze konusunda atabileceğimiz adımlar da sınırlı.

Kısacası, Kudüs ve Filistin konusunda etkin olabilmek adına Tel Aviv’de büyükelçimizin, Kudüs’te de başkonsolosumuzun bulunması kritik önemde.

Diğer sebepler

İkinci sebep ise, halklar. MITVIM (Bölgesel Dış Politikalar Enstitüsü) adlı İsrail’in önde gelen düşünce kuruluşunun yeni yaptığı araştırmaya göre: İsrail’de Türkiye ile ilişkilerin gelişmesini isteyenlerin oranı yüzde 42. İstanbul’u ziyaret eden MITVIM Başkanı Nimrod Goren, sohbetimizde önemli bir vurgu yapıyor: Bu sonuç siyasetin ikili ilişkilerin geçmişten gelen olumlu bagajı gölgeleyemediğini gösteriyor.

Bununla birlikte, İsrail’le ilişkilerin yumuşaması, ABD ile aramızdaki gerilimi azaltmaya da yardımcı olabilir. Oluşan dörtlü bölgesel koalisyonun ağırlığını dengelemek açısından da etkili olacağı kesin. Son olarak, dış kaynak ihtiyacı duyduğumuz bu günlerde İsrail’le ticaret hacmini ve turizmi geliştirmek de faydalı olacaktır. Bugün Türkiye her şeye rağmen İsrail’in en büyük 6. ticaret ortağı.

***

Tel Aviv açısından bir diğer neden de İran. İsrail Türkiye’yi iyice uzaklaştırırsa, İran’la daha da yakınlaşacağından korkuyor. Dahası, İran’ın bölgede dengelenmesi için aslında güçlü bir Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor.