Eğitimden vazgeçtiğimizde kendimizden vazgeçmiş oluruz

  • 18.05.2016 00:00

 ‘’Planınız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl içinse insanları eğitin” demiş Huang Che. Huang Che de kim mi? Ne önemi var ki kim olduğunun? Lafı söyleyip çekilmiş köşesine. Bizim için önemli olan da, söylemiş olduğu sözün kalitesidir.

Yaşamımın belirli kısımlarında, ister icra ettiğim mesleğimle alakalı olsun, isterse diğer genel konularda olsun, ister yabancı dil eğitimi olsun, ister yazarlık olsun, isterse fakülte seviyesinde olsun eğitimden hiç ayrı kalmadım. Teknolojinin insanlığa sunduğu yeniliklerin kullanılması noktasında eğitimden uzak kalmak demek, disiplinin sarsılması, yaşam standartlarının zayıflaması ve geleceğin kararması anlamına gelmektedir.

Saniyenin milyonda biri kadar bir sürede bile yapılması muhtemel bir hata yüzünden meydana gelebilecek bir kazanın maddi veya manevi boyutta bedelinin ne kadar ağır olabileceğini kestirmek çok zor olmasa gerektir. Ses hızının üzerinde bir hızla seyreden, üzerinde binlerce elektrik, elektronik cihaz ve teçhizatın mevcut olduğu bir jet uçağının 24 saat süreyle faal tutulmasını sağlamak, eğitimsizliğin ve bilgisizliğin ürünü olamaz herhalde. Denizlerin metrelerce altında seyreden denizaltıların, en modern silah ve teçhizatlarla donatılmış olan tankların, sürekli olarak faaliyetini sağlayabilmek herhalde eğitimsiz bir ordunun yapabileceği şeyler değildir. Bunlar hep bilgi ve beceri gerektiren konulardır.

Sadece eğitimin ve bunun sonucunda kazanılan akademik rütbeler değildir pozitif girdiler... Asıl olan somut neticelere bakmaktır. Somut örnekler ise hayatımızın her noktasında ortaya çıkmaktadır. Yanı başımızda ki örneklere dikkatli baktığımızda bunların gitgide arttığının farkına varacağızdır.

İcra edilen bütün işlerde, eğitimin önemi, diğer bütün faktörlerden daha önce gelir diye düşünüyorum. Daha çocukların dünyaya gelmeden önce onların eğitimlerinin derdine düşülmüştür. Onların, kendimizden daha ileri noktalarda olmasının hesapları yapılmıştır. “Aman, büyüsünler de bir an önce hanelerimizin bütçesine katkı yapsınlar” diye düşünülmemiştir hiçbir zaman. Kısıtlı maaşların büyük bir bölmünü onların eğitimi için harcanmıştır. Halen de buna devam edilmektedir.

1980’li yılların öncesinde Ülkemizde üniversite mezunu sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. 2010’ları yaşadığımız bu zamanda her hanede birden fazla üniversite mezununun bulunması da insanımızın eğitime verdiği önemin ispatıdır.

Her bir ferdimiz, üniversite bitirmenin sonucu olarak, ayak ayaküstüne atıp devletten yardım elinin uzanmasını, altımıza bir masa, bir de sandalye vermesini bekler duruma düşmemeliyiz. “Üretim faaliyetlerine nasıl katkı yapabilirim” şeklinde kafa yormalıyız. Almış olduğumuz eğitimin hem kendimize hem de ülkemize nasıl olumlu katkılar yapabileceğini düşünmeliyiz. Sırf şikâyet eden bir toplum olmaktan acilen kurtarmalıyız kendimizi.

Günümüz şartları, tembel tembel oturmak yerine, “aslanın midesinden nasıl ekmek çıkarırım” şeklinde kafa yormayı gerektirmektedir.

Elbette devletimiz de bu gençlere yardımcı olacak her türlü tedbiri almakla görevlidir.

Sonuçta her türlü kazanım kendimize ve gelecekte çocuklarımıza dönecektir. Bunun en önemli yolu da eğitimden geçmektedir. Eğitimden vazgeçtiğimizde kendimizden vazgeçmiş oluruz.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.