• 30.08.2016 00:00
  • (19276)

 Değerli okuyucularım bugün sizlerle önemli olduğunu düşündüğüm bir konuyu paylaşmak istiyorum. Geçen günlerde İş güvenliği uzmanı olan bir arkadaşımla sohbet ederken ülkemizde yaşanan iş güvenliği ile alakalı sorunlar üzerine uzun bir sohbet gerçekleştirdim. Kendisi Düzce de Üniversite okuyup, çalışmış ve şimdide İstanbul da büyük bir firmada İş güvenliği uzmanı olarak çalışmaktadır. Uzmanımızın değerli düşüncelerini paylaşmadan önce iş güvenliğinden bahsetmek istiyorum. İşçilerin iş kazalarına uğramalarını önlemek amacı ile güvenli çalışma ortamını oluşturmak için alınması gereken tedbirler dizisine iş güvenliği diyoruz. Dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerde iş güvenliği noktasında ilerlemeler olmaktadır. Ancak uzmanımızla sohbetimizde de dikkat çektiği gibi ülkemiz de ciddi mana da sorunlar bulunmaktadır.

Şimdi sizlere uzmanımızın yollamış olduğu yazıyı kelimesine dahi dokunmadan yayınlıyorum.

‘’ Bir uzmanın hikayesini anlatayım sizlere, diğer deyişle İSG profesyonelinin. Ramazanni adında bir bilim adamının 1700’lü yıllarda temelini attığı gelişen teknolojiyle 2012 yılında ülkemize gelen serüveni temelinde çalışan sağlığı ve güvenliğini 24 saatin büyük bir kısmını işyerinde dolduran insanlarımız. Güvenlik canda yani insanda başlar. Devlet, çalışan ve işveren üçlüsü. Tam anlamıyla sağlığını ve güvenliğini sağlayan sistemde kayıp ve zaman yüzde 2 seviyesinde evinden ekmek parası için sabahın erken saatlerinde sokağa dökülen emekçi çalışanlarımız hepsi eş, çocuk, anne, baba ve kendi ihtiyaçları için durmadan sistemde kalmak zorunda eğer kendine dikkat edip sistemde kalabilirse. Bir bilinç ve kültür olan İSG temelde kişide örtüşme ya da diğer iki taraf olan işveren ve devlette kayıplarımız bir gelecek. Yıllardır içinde bulunduğum sistem için diyebilirim ki eğitim ve koordinasyon bu işin temel noktasıdır. T.C. devletinin koymuş olduğu kanun, yönetmelik, kararnameler ve kabul ettiği uluslararası anlaşmalar standartlar ve prosedürler resmimizin çerçevesini oluşturmaktadır. Çerçeve oluşurken içine çalışan ve işverenden mutlu portreler çizmekteyiz. Tarafların arasında köprü kurarken taraft olmuyoruz çünkü kaynağımız yasal mevzuat. Ülkemize dönüp baktığımızda sisteme uymaya çalışan yaramaz çocuk gibi şu anda. Sen sus, dur diyorsun ve o bir dinliyor bir dinlemiyor. Sakin sakin anlatıyorsun, ceza veriyorsun akıllanmaya başlıyor. Yıllardır böyle yaptık demek ve bunun gibi nazik çalışma rehavetlerine kapılmak süreçte sekteler meydana getiriyor. Ama sistemde yaşamadan olayı ders almak gerekmektedir. Sobada elimiz yanmasın çünkü içimiz yanmaktadır. Sabah evden çıkan babanın akşam eve dönememe ihtimali çok acıdır çünkü. Tedbirsiz tevekküle karşıyım. Aklı olan bir insan kendini korumalı ve buna göre çalışma yapmalıdır. Akşam yemeğinde ailesiyle mutlu olmalıdır çalışanımız. Güvenle ortak geleceğe bakmalıyız. Her sektörün bu bilinci sağlaması lazım. İşin maddi boyutlarına baktığımızda çalışanın kaybı yani insan hayatının parasal olarak ölçülemeyecek durumda. Milyonlara vuruyor. Şahsi fikrim bu değer az kalır. Bunu geçin ailenin üzüntüsü. Halkalarla bağlı bu sistem ülkenin geleceğin bağlanıyor. Gelin bu kültürü yemek , içmek, uyumak gibi hakkıyla işyerimize uygulayalım. Emin olun gerçekte hepimiz karlı çıkacağız.’’

Uzmanımızın dediği gibi bir insanın hayatından daha değerli bir şey yoktur ki ülkemizde insan sağlığına ne kadar önem verilmektedir? Bu konuda uzun uzun tartışılacak konulardan bir tanesidir. Gelişmekte olan ülkelerin de uyguladığı gibi her işletmenin sadece kanunlara uyabilmek için iş güvenliğine önem vermesi değil hakkıyla bu işi yapabilmesi gerekmektedir. Aksi halde çok canlar yanacaktır. Bu ülkenin daha çok canı yanmaması gerekir. Ülkemizde her gün canlar yanarken bari iş anlamında ekmek peşinde koşan kişilerin canları yanmasın. O güzelim insanların alınlarından akacak sadece ter olsun, kan olmasın.