Barışa Bak! Dedik 1 şey demedik!

  • 20.11.2014 00:00

 Şaka gibi gerçekten!

Silahların susması, güvenlik, istihdam ve huzur açısından daha steril ve “medeni”  1 hayat, Ortadoğu barışına da büyük katkı ve özgüven sağlayacak, sınırları daha güvenlikli hale getirecek ve belki gelecekte dikenli teller ve duvarların çizdiği sınırlara da ihtiyaç duymayacak ve ucunda büyük maddi imkanların olduğu ekonomik dengelerin değişeceği aşikar olan Çözüm Süreci için Türkiye halkını “barışa ikna” etmeye çalışıyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti!

İnsan neyi yanlış anlatıyoruz acaba? Diye düşünmeden edemiyor! Hepsi yanılıyor olamaz, o halde eğer kan ve kargaşa ile ideolojik altyapısı muazzam tabanı diri tutmak adına siyasi 1 çıkar gözetmiyorlarsa…

Çünkü “sol ve dini prensipte” esas “savaşa karşı” olmaktır. Farklı etnik dini kültürel alt grupları da olan ama temelde 2 cenah var karşımızda. “Sol ve Gülen Cemaati.” Tabi bu ezeli düşmanların “muhteşem 2li” olarak karşımıza çıkmaları ve anti-emperyalist solun en sonunda dayanamayıp “seküler güçler göreve” ve benzerini Gezi’de de gördüğümüz ABD’ye “S.O.S” (Save Our Souls - Ruhlarımızı kurtarın)çağrısı yapması anti-emperyalist solcular için dönüm noktasıydı!

Uzun zamandır bilinen gerçek, artık askerin etkisi alanıyla sınırlı, siyasete müdahil olması imkânsız hale geldi. 1 Türkiye klasiği sayabileceğimiz ortalama 10 yılda 1 darbe geleneği bozuldu. Hatta darbeciler yargılandı, yargılanıyor. Manşetlerden talimat vermeye alıştıkları hükümetlerin tam aksi refleksle karşı karşıyalar. Ülke yönetiminin maddi ve sosyal açıdan üstün kişilerce idaresininaksine 1 durum var Türkiye’de. Alışmış oldukları sistem psikolojik rahatlama ve oligarşik üstünlük sağlıyordu. Aslında körler sağırlar birbirini ağırlamış şimdiye kadar. Alan razıymış, veren razı…

Türkiye 5 yıldır ve net olarak 23 aydır dünyanın da alışkın olmadığı ve dışında kaldığı 1 süreç yaşıyor ve söylem geliştiriyor. Hâlbuki ortalama 1 zekâ için dahi gözle görülür emareler sunuyor 2009’dan beri ülkenin başına gelenler. Bu tarih aralığı hakkında yüzlerce makale ve maksadını tarihi okumalarla analizler sunan kitaplar yazıldı.

Fakat vatansever ulusalcılar için gelin görün ki sanki ateşe verilmek istenen “Atatürk’ün Türkiye’si” değil. Mesele de galiba artık öyle görmüyor olmalarında.

Tüm tarih, siyaset, kültür ve coğrafya okumalarını 1920’lerle sınırlayan Kemalistler için Türkiye işgal altında! Ak Parti başta Kürtlerle savaşmadığı, sıradışı söylem ve tekliflerde bulunduğu ve hepimizin bildiği diğer sebepler yüzünden Kemalist-Kürt siyaseti ve Gülen cemaati için düşman.

Öyle ki, Yıldıray Oğur’un Lacivert dergisine verdiği röportajda kurduğu 1 cümle, şahsen okuduğumda nasıl 1 “düşmanlıkla” karşı karşıya olduğumuzun net ifadesiydi;  “Onlar Türkiye’yi değil, Türkiye Cumhuriyetini seviyorlar” cümlesi psikolojik olarak ne durumda olduklarının ve bu uğurda maksimum potansiyeli göstereceklerinin özeti. http://www.lacivertdergi.com/soylesi/2014/10/02/kemalistler-turkiyeyle-yeni-tanistilar

Fakat tüm hissiyatlarına, tutum ve ittifaklarına, psikolojik bariyerlerine karşın yine de başka 1 dil ve söylem geliştirmek zorundayız. Bu kötücül ve her türlü ittifaka hazır akılla sürekli çatışma halinde olup savunmada kalmak hem ülkeyi yönetenler hem de toplum için yıpratıcı ve ayak bağı! Kendilerini değersiz hissetmelerindeki sebep malum Ak Parti ve onu ortadan kaldıracak halimiz yok. Ancak hükümetin özellikle “Büyük Kardeşlik Projesi” diye adlandırdığı Çözüm Süreci’nin daha şeffaf ve net olması hepimizin hayrına olacaktır.

Bu şeffaflık itirazları da azaltacağı gibi medya ve siyasetçilerin elini tetikten çekmesine de yarayacaktır.

Anlamamakta ısrar edebilirler ama anlatamayan biz olmayalım.

Çünkü sandığımız kadar vaktimiz ve dostumuz yok ve vakit bu süreçte çok değerli. Çünkü kötülük daima daha görünür, daha şirret ve daha kolay esir alabilen 1 olgu.

Hatta kötücül akılları öyle gelişmiş ki, Barışa Bak sivil inisiyatifinin tek maksadının “hükümetin elini güçlendirmek için” olduğunu bile söyleyebildiler.

Bence sakıncası yok ama ben buna “güçlendirmek” değil “sıkıştırmak” derdim… Çünkü maksadının yarısı bu! Toplumun ve hükümetin Çözüm Süreci konusundaki ısrarına omuz vermek ve toplumsal desteği daha görünür kılmak ve elbette tetikçi medyanın illüzyon etkisinden kurtarmak! Velev ki maksat “elini rahatlatmak” olsun ne çıkar? Savaşa hazırlık yapan 1 iktidara destek vermiyoruz ki! Kimin eli ne için güçlenecek? Neyin hesabını yapıyorsunuz? Sizler yıllarca manşetlerinden savaş çığırtkanlığı, tetikçilik yapan, darbeleri alkışlayan malum medyaya ne dediniz de şimdi Çözüm Süreci’ni destekleyen, medyası olmayan kendi halinde sivil 1 hareketi sindiremeyecek hale geldiniz?

Barışa Bak! Dedik 1 şey demedik!

@yildirimyasemin

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.