Çözüm Süreci ve Demokratikleşme Çalışmalarında Yerel Yönetimlerin Yetersizliği ve Sivil Toplumun Ata

  • 16.03.2015 00:00

 Mart ayı çeşitli sivil ve kurumsal platformların Çözüm Süreci'ne destek verdiği en bereketli ay oldu. Bunların başında Cengiz Algan'ın kurucusu olduğu Barışa Bak Derneği'nin 11 gün sürecek olan ve dahil olmaktan onur duyduğum İstanbul-Diyarbakır Barış Treni'nin kutlu yolculuğu geliyor. Sonrasında İdris Kardaş’ın başını çektiği Barış Akademisi 21 Mart'ta Çatışma Çözümü ve Barış Eğitimlerine başlıyor. Amacı, kamu yöneticilerinin Çözüm Süreci ve demokratikleşme alanlarında çalışmalara dahil olmasını sağlamak, medya çalışanlarına "Barış Gazeteciliği/Muhabirliği" eğitimleri vermek ve gençlere müzakere kabiliyeti geliştirme eğitimleri vermek... Ve Çatak-Der'in "Çözüm Süreci; Yükselen Barış Umudu ve Sorumluluklarımız" Paneli...

İrili ufaklı yerel toplantıların oluşumların ve kişisel girişimlerin masada olan tarafları daha da cesaretlendirdiğini ve geleceğe katkısının anlatıldığı, acılarını yıkımlarını, tarihsel sürecini ve maddi manevi boyutlarının irdelendiğiyerel ortamlar zenginleştirilmeli.

Siyasi iradenin başlattığı ve istikrar göstererek devam ettirdiği ve artık sorunun değil, çözüm kanallarının harekete geçirildiği, konuşulduğu Çözüm Süreci’nde, "tutundurma faaliyetlerinin" 1 ayağı sivil toplum ise diğer tartışmasız önemli ayağı yerel yönetimlerin bu işe verdiği destek olduğunu, Barışa Bak İstanbul-Diyarbakır tren yolculuğuna çıktığımızda daha net gördük. Yerel yönetimlerle yaptığımız görüşmelerde tabandan gördüğümüz ilginin/desteğin yoğunluğu veya mesafesi yerel yönetimin Çözüm Süreci’ne yaklaşımını da ortaya koyuyor.

Ülke genelinde Çözüm Süreci’ne verilen %70 oranında destekten bahsediyoruz. Bunu Kırıkkale'ye kadar gittiğimiz duraklarda muhtemelen yönetimlerin eğilimlerine rağmen kısmen gördük, ancak yine de il/ilçe yönetimlerinin bu işe ayırdığı zamanı artırması, belki ilgili birimler komisyonlar oluşturması ve sosyal tabanın reaksiyonlarına göre projeler geliştirmesi ve bunu yerel yönetim faaliyetleri arasına almaları gerektiği kanaatindeyim.

Yerel yönetimler, il/ilçe sakinlerinin ideolojisi ne olursa olsun odağını "Öcalan'ın geleceğinden, kendi çocuklarının geleceğine" çevirmeliler. Bunun "memleket meselesi" olduğu yönünde ortak aklın çalışmasını sağlayabilme pratiği edinmeliler.

11 Mart Çarşamba sabahı Pendik tren istasyonundan uğurlanırken Pendik belediyesini ve Çözüm Sürecinin tarafları olan siyasi partilerin teşkilatlarını görememek açıkçası bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı.

Pendiklinin gösterdiği ilgi bu eksiklere rağmen bizleri coşturdu ve duygulandırdı.

Tuzla Belediye Başkanı Sayın Şadi Yazıcı'nın gayretleriyle Tuzla'dan çok sayıda katılım oldu ve yolculuğumuza büyük moralle başladık ve Sayın Şadi Yazıcı'nın her fırsatta "daima desteğe hazırım" demesi yola daha umutlu çıkmamızı sağladı. Buradan kendisine şükranlarımızı iletmek isterim.

Sonraki durak İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Nevzat Doğan'ın tren istasyonundan 20 dakikalık Şehir Meydanına kadar bizlerle ve elinde Barışa Bak dövizleriyle dimdik yaptığı yürüyüşün anlamı ise çok büyük. Şehir meydanında Belediye bandosu ile tüm İzmit'e şenlik havası yaşattı. Kendisine çok ama çok teşekkür ederiz. Yolculuğumuza sağladıkları katkıyı daima minnetle hatırlayacağız.

 

Eskişehir'de bizleri CHP'li Belediye Başkanı Sayın Büyükerşen'in yardımcısı Abdurrahim Adar karşıladı. Yalnızdı, ama bizi yalnız bırakmamıştı. Eskişehir gençliği "Barışa 1 Cümle" panomuza güzel temenniler yazdılar.

Ankara'da kalınmasına rağmen il ve ilçe belediyelerinden STK'lardan (LDT hariç) gelen olmadı.

Sayın Bakan Mehdi Eker programına rağmen gelip trenimizi ziyaret edip desteğini esirgemedi.

Yine Ankara sokaklarından halkın arasından sağduyuyu çekip çıkaran Barışa Bak Gönüllülerinin gayretleri sonucu yüzlerce imza ve Barış cümleleri toplandı.

Yerel halkın gösterdiği "teveccüh, cesaret, ilgi, çekingenlik, tepkisel yaklaşım vb durumlar" yerel yönetimlerin eğilimi ile doğrudan alakalı. Süreç başından beri türlü badireler atlattı, detaylara girmeden, olası risklerin yerelde alınacak sorumlulukla azaltacak ve sosyal yapının reflekslerini törpüleyecek olan yine yerel yönetimlerin geliştireceği sosyal programlar.

Belediyelere ve belediye meclislerinde var olan parti üyelerine çok iş düşüyor. Belediye meclis üyelerinin tek işi imza atmak, her atacağı imza ve katılacağı toplantı başına harcırah/prim tahsil etmek olmamalı.

Sayın meclis üyelerini de o göreve getiren, halk. "Seçilmiş" olmanın şuuruyla hareket edip verilen yetkiyi kullanma/geliştirme kabiliyeti de edinmeliler.

Yol uzun ve çetin. Bu zor ve tuzaklı yolda 77 milyonluk yükü siyaseten tek 1 adamın ve 1 kaç sivil oluşumun omuzlarına yüklemek çok büyük haksızlık.

Yerel yönetimler sivil toplumun faaliyetlerine katılabilir, destek verebilir yahut kendi faaliyetlerine sivil toplumu dahil edebilirler.

Yeter ki bu süreçte her birimize düşen sorumluluğu risklerine rağmen alıp göğüsleyebilelim. Türkiye ağır ve zorlu 1 süreçten geçiyor. Bu sürece omuz vermeyi "mecburi vatanî görev" olarak tanımlamayı abartı bulmuyorum.

Yerel yönetimler, sayın belediye başkanları, kurum yöneticileri hatta muhtarlar... Sizlerde bu yüke omuz verip sorumluluk alın.

Barış diyenin ayağına taş değmesin.

@yildirimyasemin

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.