‘Seçim de seçim!’ lafı ötesinde muhalefetin somut vaatleri, hazırlığı var mı, yok mu?

  • 4.01.2022 06:41

Zamlar ve son enflasyon rakamları ülkeyi bir tsunami gibi vurdu. Artık herşey açık. Türkiye “serbest düşüş” yılından kabus gibi bir yıla girmiş durumda. En ürkütücü olanı, kimsenin ne zaman ve nasıl bir “büyük final” ile karşı karşıya olunduğunu kestirememesi.

Bilinenler gitgide netleşiyor yine de. 3 Ocak’ta açıklanan enflasyon oranları 2002 yılının Eylül-Ekim aylarındaki duruma çark ettiğini, yani bir “sil baştan” haline gelindiğinin göstergesi.

Bu manzara şunu açık seçik teyit ediyor: 3 Kasım 2002 seçimleriyle başlayan, o dönemin Meclis’ine çöreklenmiş çürük ve yoz siyaset esnafının yüzde 80’inin seçmen tarafından silip süpürüldüğü, umutlarla perde açan AKP hikayesi, resmen ve fiilen 3 Ocak 2022 tarihinde son bulmuştur.

Son birkaç ay silsileler halinde izlediğimiz “ekonomik harakiri” hamleleri, ülkeyi bütük ölçüde devlet partisi olarak yöneten Erdoğan ve kadrosunda kelimenin tam anlamıyla “şanzımanın dağıldığını”, yani kontrolün ekonomi gibi bir kilit alanda elden çıktığının gösteriyor. Bundan sonrası artık yönetimin dikiş tutması, bir mucize olmadığı sürece, mümkün görünmüyor.

Yalnız, muhalefetin bazı kesimleri gibi aşırı heyecana kapılıp gitmek yerine, şunu da unutmamak gerekiyor:

AKP’nin hikayesi sönmüş bitmiş olabilir, bu parti artık iflah olmayabilir, ama Erdoğan’ın hikayesi bitmedi.

Çünkü siyasette iyice pişmiş ve kurtlaşmış olan bu lider, son 5-6 yıldır, AKP’yi de aşan, hatta zaman zaman onu figüran kılan bir iktidar mekanizması kurdu.

Onun hikayesi, bu nedenle, sürme potansiyeline sahip. Elinde hala opsiyonlar ve devlet içi ve çeperinde teyakkuzda bulunan “cihazlar” var. Ayrıca Erdoğan, dışarda Maduro ve Lukaşenko gibi liderlerin davranış kalıplarını da yakından takip eden birisi. Konjonktür tamamen aleyhinde de değil.

Hal böyle olsa bile, 1-3 Ocak 2022 zaman diliminde topluma zerkedilen “baldıran zehiri” tedbirleri ve “kaşıkla verip kepçeyle alma” operasyonları, muhalefete gollük fırsat sunmuş durumda.

Ekonomideki çöküş, hukuk sisteminin iflası, dış politikadaki pusulasızlık gibi durumlara benzemez. Zam tsunamisi ve enflasyon kasırgası seçmenin en net anladığı dildir. Ama muhalefetin, özellikle de Millet İttifakı’nın iki bileşeninin bu pası “gole çevirme” halinde, hala farlarla gözü kamaşmış bir tavşan manzarası görülüyor.

CHP ve İyiP liderlerinin bugün, yani 3 Ocak günü zam şoku ardından yaptığı konuşmalar, seçmene acaba ne anlattı? Konuşmaların içeriğine baktığımızda, hala “erken seçim istiyoruz” nakaratlarının ağır bastığını görüyoruz. Bu “malumu tekrarlama” hali diğer muhalefet parçalarında da mevcut.

Esasında artık kanıksanan bu çağrıların içinin boşaldığını, seçmenin “tamam da, peki sonra?” diye çoktan sormaya başladığını tahmin etmek güç değil.

Seçmen eğer bu soruyu sorma ihtiyacı duymasaydı, zaten çoktan AKP’denb başka partilere giderdi. Ama gitmiyor, belirsizlik ve muhalefet söylemindeki, içi doldurulmamış, ala Turka “cek, cak” lafları sürdükçe, sadece kararsızların ve protestocuların (“sandığa gitmeyeceğim” diyenlerin) oranı artıyor.

Başka bir deyişle, aynen 2002 yılında olduğu gibi siyaset sınıfı çok ciddi bir kriz içinde, ve mevcut muhalefet bu manzarayı görmekten aciz. Görse, temel ilke ve ortak hedeflerde çoktan “tek ses - tek nefes” olmuştu.

Muhalefetin ayağına gelen top şudur: Seçmenin umudunu tamamen AKP-MHP ittifakından kopartacak, anahatlarıyla “ekonomide şunu, şunu yapacağız” diyen (CHP-İyiP dışındaki tüm muhalefet partilerini kapsayan) bir muhalefet deklarasyonunu, birlikte ortak bir basın toplantısıyla, Türkçe ve İngilizce olarak hem seçmene, hem de dış dünyaya duyurmak.

Bu gerçekleş(e)miyor. Mersin’deki “cek ve cak”lı konuşmalarda, bu somutluğun zerresi yok. Onun yerine, “seçim olsun” var, “Suriyelileri göndereceğiz” var, “herşey şahane olacak” var.

Bir de, Akşener’in “Cumhurbaşkanı adayı Millet İttifakı içinden olacak” gibi, gene muğlak bir vaadi var. Sadece muğlak olsa neyse, bakalım buna Millet İttifakı dışında kalan diğer partiler ne diyecek? Ya onlar da “bizimle medenice istişare etmeden bunu ne hakla bize empoze etmeye kalkıyorsunuz?” derler ve kendi adaylarını ilan etmeye yönelirlerse ne olacak?

Oysa, durum net: Muhalefetin seçim talebinden bağımsız olarak, Cumhur’un seçim takvimi bir uçtan zaten işlemeye başlamış durumda. Başka deyişle, o safhayı aşmış durumdayız. Eşik geçildi. Bundan sonra seçim her an gelebilir, veya 2023’e kadar da kalabilir. Önemli olan o değil.

Önemli olan, muhalefetin farklı parçalarının er veya geç gelecek olan seçime, kendilerini kazandıracak şekilde, topyekun hazır olup olmadıkları. İşte karışık olan, hala ikna çabası gerektiren durum bu.

Anlata anlata dilimizde tüy bitti, ama tekrarlayalım.

2022’nin 1 Ocak’ından itibaren başlayan yeni safhada iki belirleyici faktör var.

  • Parlamento değil, Cumhurbaşkanlığı seçimi esastır, ülkenin kaderini o seçim tayin edecektir.

  • Seçim güvenliği, “olmazsa olmaz” ve “acil” bir konudur.

Başkan Erdoğan - belli etse de etmese de - sadece cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmış durumda. Bunun için, seçildikten sonra belli bir aşamada, AKP’yi bile gözden çıkarabilir, herhangi bir siyasi figürana dahi dönüştürebilir. Onun “siyaset bukalemunu” özelliği, şimdiye kadar hep lehine işledi, kariyerinin parçası oldu.

Elbette AKP’nin birinci parti çıkmasını tercih edecektir, o tarafa da yüklenecektir, ama başkanlığı kaptığı andan itibaren, yeni duruma uygun bir oyun planını hiç kuşkusuz devreye sokmasını da bilecektir.

“En iyi savunma hücumdur”u şimdiden devreye soktu. İBB Başkanı İmamoğlu’nun kuşatılması, Istanbul’da kendi ifadesiyle “166 bin sandık görevlisinin görevlendirilmesi”, ve (aynen Nisan 2017 referandumunda zaferini sağlayan) HDP’lilerin topluca dokunulmazlıklarının kaldırılması (28 HDP’linin fezlekesi Meclis’te) ile HDP’nin kapatılmasının kendisinin karar vereceği seçime senkronize edilmesi, bu hamlelerin parçaları.

Kaldı ki, Yüksek Seçim Kurulu, ileriki safhalarda son derece kullanışlı bir unsur olarak bekliyor.

O bu hamleleri yaparken, muhaliflerin kafaları hala Meclis seçimleri ile meşgul. Erdoğan’ın farkında olduğu paradoks belli: Seçimlerin, milletvekilliği heveslisi pek çoğunun gözünde “bir ikbal koltuğu kapmak” olduğunu biliyor ve bunu da yeri gelince kullanabilir.

İkinci konu, seçim güvenliği meselesi.

Şu artık net olarak anlaşılmalı, yoksa iş işten geçmiş olacak:

Gerek Erdoğan gerekse Bahçeli’nin elinde “en kullanışlı” unsur olan, istifa etmeyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bakanlığı altında gerçekleşecek olan seçimlerden “hayırlı” bir sonuç çıkma ihtimali sıfıra yakındır.

Büyük bir silahlı güvenlik mekanizmasını elinde tutan Soylu seçimlerin mevcut iktidarın “bekası”nı sağlayacak şekilde sonuçlanmasında kilit rol oynayacaktır. Bu nedenle, muhalefet aleyhindeki riskin farkına varılması, bunun ölüm kalım meselesi haline getirilip muhalefet öncülüğünde bir toplumsal kampanyaya dönüştürülüp, seçimlerin - eskiden olduğu gibi - bağımsız olarak atanmış İçişleri ve Adalet bakanlarının gözetiminde gerçekleştirilmesi için çaba gösterilmesi ve yüzbinlerce sandık görevlisinin şimdiden seferber edilmesi şart görünüyor.

Kriz gümbür gümbür büyüyecek.

Top muhalefette.

Bizden söylemesi.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.