• 9.06.2020 00:00

 ABD’de George Floyd adındaki siyah bir yurttaşın, beyaz bir polisin diziyle kasıtlı olarak boğazına bastırması sonucu kameralar önünde can vermesi, siyahların öfkesine neden oldu. Bu öfke tüm dünyada -haklı olarak- doğal karşılandı. Zira siyahlara yönelik polis şiddeti ne yazık ki ABD’de önü alınamayan ırkçı bir uygulama haline gelmiş durumda. Bundan önce de benzer vakalar olmuş, siyahlar ve onlara destek veren hispanikler, beyazlar sokaklara dökülmüştü. Bu eylemler kimi zaman gerçekten ABD’li yetkilileri ürkütür hale gelmişti.

Hatırlanacaktır 1991 yılında yine siyah bir ABD yurttaşı olan Rodney King de ABD polislerince ölesiye dövülmüş, suçlu polislerin salıverilmeleri üzerine 1992'de meşhur Los Angeles İsyanı başlamıştı. İsyan sırasında 50’yi aşkın kişinin hayatını kaybettiğini hatırlayalım.

Böyle olaylar olduğunda, az evvel de bahsettiğim gibi dünyanın büyük bir kısmı isyancılara hak verir, anlayışla karşılar. Zira ABD’nin hayli utanılası bir ırkçılık geçmişi olduğu gibi, bu sorun hâlâ çözülmemiştir. Hal böyle olunca dünyanın diğer ülkeleri ve genel kamuoyu biraz da “Bizde ırkçılık yoktur” havasıyla bu isyanları doğal karşılar, kamuoyu isyancılara sempati besler.

Türkiye’de de böyle olur. Türkiye resmi çevreleri ve genel kamuoyu böylesi gelişmeler karşısında “İşte bakın, dünyanın en gelişmiş ülkesi ABD’de hâlâ ırkçılık var, halbuki biz öyle miyiz, bizde ırkçılık yoktur” deyiverir ya da buna benzer mesajlar verir.

Bu argümanın gerçeğin sadece küçük bir kısmını, o da hayli tartışılır biçimde yansıttığını söylemek gerek. Evet, Türkiye’de belki Afrikalılar’a yönelik ABD’de yaşandığı anlamda bir ırkçılık örneğine yaygın olarak rastlanmadı (ki Festus Okey vakası hâlâ zihinlerdedir) ancak bu Türkiye’de ırkçılık olmadığı anlamına gelmez.

Esas meseleye gelmeden önce şu Afrikalılar meselesine bir bakalım. Geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesinde bir haber yayınlandı. Muhabir İstanbul’daki Afrikalı göçmenler ile konuşmuş, burada mutlu olup olmadıklarını sormuştu. Ancak asıl sorduğu soru “devlet eliyle” bir ayrımcılık yaşayıp yaşamadıkları idi. Yanıt verenlerin hemen hepsi devlet eliyle bir ayrımcılık yaşamadıklarını ancak günlük hayatta sorunlar yaşadıklarını söylüyor. Hürriyet gazetesi de bu yanıtlardan “Bizim Siyahlar Türkiye’de Mutlu” sonucunu ve başlığını çıkarıyor.

Öncelikle verilen yanıtlar pek de sorunsuz bir hayata işaret etmediği gibi, göçmen konumundaki insanların devlet ile ilgili beyanlarını da bir miktar “çekince” ile karşılamak gerekir. Zira bir kısmı devletle başlarının belaya girmesini istemedikleri için bu tür yanıtlar verebilirler.

Ama daha önemli bir meselemiz var hiç şüphesiz. ABD'deki siyahların tarihi ile buradaki siyahların tarihini karşılaştıracak olursak, sanırım, herhangi bir karşılaştırma yapmamamız gerektiğini hemen anlarız. Yüzlerce yıllık bir tarihi var ABD’nin bu konuda. Kölelik ile başlayan, İç Savaş ile devam eden, İç Savaş’ı kölelik karşıtlarının kazanmasına rağmen ırk sorunlarının çözülmediği, 1950’lerde 60’larda siyahların hâlâ beyazlar ile aynı yerde oturamadığı,onlarla aynı okula gidemediği bir tarih bu.

Dolayısıyla İstanbul’da göçmen konumunda olan birkaç bin Afrikalı’nın durumu ile bu tarihi karşılaştıramayız.

Eğer ki Afrikalılar da bu ülkede birkaç milyon kişi olsalar, günlük hayatta, kamu hayatında, iş hayatında daha aktif ve görünür hale gelseler, diyelim ki birçok şehrimizde hayli kalabalık Afrikalı mahalleleri olsa, gerçekten de ülkemizde ırkçılık var mı yok mu o zaman görür, anlarız.

Özetle bir azınlığın, çoğunluk tarafından ayrımcılığa uğrayıp uğramadığını görebilmek için o azınlığın günlük hayata, nüfusa, iş hayatına ve kamusal hayata, idareye ne kadar katılabildiğine, önünün ne kadar açık olduğuna, en önemlisi o azınlığın sayısal olarak hacmine ve çoğunluğun bu hacmi bir “tehdit” olarak algılayıp algılamadığına bakmak gerekir. Böylesi bir tablo olmadan kıyaslama yapmak anlamsızdır.

Peki, Türkiye’de böylesi bir kıyaslama yapmamıza imkân veren azınlıklar yok mu? Ya da daha doğru soru, yok muydu? Vardı elbette. Di’li geçmiş zaman kullanmak zorundayız burada. Çünkü artık onlar yoklar. Taleplerinin nasıl bastırıldığını, hak hareketlerinin nasıl isyan olarak görüldüğünü, (diyelim) Ermenilerin nüfus olarak yoğun yaşadığı Doğu illerinde Ermeni bir vali yardımcısı atanması için ne büyük çabalar gösterdiğini, Büyük Devletlerin bile bu konudaki baskılarına rağmen Osmanlı yönetiminin nasıl ayak dirediğini anlatsak uzun sürer. Peşine gelen soykırımlar, katliamlar, göç ettirmeler, pogromlar, mülk transferleri. Dosya uzun.

Biz en iyisi günümüze bakalım. Aleviler hakkındaki ön yargılara, Kürtlerin siyaset temsilinde ve yargıda başlarına gelenlere, Suriyelilerin yaşadığı sıkıntılara bakalım. Ondan sonra ortaya çıkalım.