• 14.10.2010 00:00
  • (4009)

Yine gazetecilik için yollara düşen Hasan Cemal’e anlatılan KCK davasından 10 aydır tutuklu olan hikâyenin peşine düşen muhabirimiz Burhan Ekinci’nin bulduğu fotoğraflarda onlarca genç kadının arasında bir erkek Agreş... O fotoğrafı gören herkesin aklına Tunç Başaran’ın ilk adamakıllı 12 Eylül eleştirisi olan filmi Uçurtmayı Vurmasınlar’da bir koğuş dolusu kadının arasında yaşayan küçük Barış’ın hali gelmiştir. Hani altına işeyince donundaki Mickey Mouse resmini gösterip “Ben yapmadım miki yaptı” diyen Barış. Barış’tan biraz daha küçük iki yaşında Agreş... Kısa hayatının yarısını cezaevinde geçirmiş. Annesi Eylem, 10 aydır KCK davasından tutuklu BDP’li bir belediye meclis üyesi. Babası oturdukları Van Başkale’ye Antalya’dan zorunlu hizmetle gelmiş, çok sevmiş, evlenip yerleşmiş bir doktor. Çocuklarının adı çok kültürlü bu aşkın simgesi: Agreş İlkcan. 24 Aralık 2009’da Van’da giden Eylem Hanım o sırada yanında olan oğlu Agreş ile birlikte gözaltına alınmış. İddiaların dayandığı telefon tape’lerinde eylemler birbirine karışmış. Suçlama herhalde diğer KCK tutukluları gibi ülkeyi bölmek, terör örgütüne yardım, yataklık. Yani 1 kasımda ilk kez hâkim karşısına çıkacak Eylem Hanım, aslında sadece ülkeyi bölmeye azmetmekten değil, Agreş İlkcan’ı ve bu ülkede ortak yaşam ideali üzerine kurulmuş ailesini bölmeye teşebbüsten de yargılanmalı... Onun bütün geleceğini üzerine kurduğu, çocuğuna iki dilde ad verdiği bu ülkeyi bölmek, yıkmak istediğini iddia eden savcının işi epey zor. 18 ekim günü Diyarbakır’da başlayacak KCK ana davasında da suçları Eylem Hanım’ınkine yakın olan 151 kişi mahkeme karşısına çıkacak. Tutuklu yargılanan 1500 kişinin arasında dokuz da arkasında onbinlerce oy olan belediye başkanı var. KCK operasyonuyla keşfedilen aslında BDP’lilerin PKK bağlantısı. İnsanın günaydın diyesi geliyor. BDP’liler PKK ile ilişkili ha? Duy da inanma. Ee insanın sorası geliyor. Sadece 1500 kişiler mi? Daha birkaç yıl önce iki milyona yakın kişi kendi adları ve imzalarıyla “Öcalan benim irademdir” diye imza verdi. PKK’lığın açık, net, altında ıslak imza olan belgesi. Peki, bu iki milyon kişi neden hâlâ ellerini kollarını sallayarak dışarıda geziyor? Peki ya başbakanlarla, bakanlarla, cumhurbaşkanlarıyla görüşen Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Selahattin Demirtaş? Bu isimler DTP’nin kapatılmasından sonra Öcalan’ın Meclis’e dönün çağrısıyla ayrıldıklarını açıkladıkları Meclis’e dönemedi mi? Öcalan PKK’nın lideri değil mi? Bundan daha net, kameralar önünde gerçekleşen örgütten talimat alma durumu var mı? Peki onlar neden dışarıdalar? Demek ki hayat hukukun her zaman içine sığmıyormuş. Hukuk sosyolojik gerçeklere uymayabiliyormuş. Hukuk her zaman rasyonel ve tutarlı davranmıyormuş. İki milyon kişiyi, Öcalan resimleriyle gösteri yapan milyonlarca insanı içeri tıkmanın bir faydası olmadığını, Kürt siyasetinin ünlü yüzlerini PKK ile bağlantıları nedeniyle içeri atmanın “faydasız” olduğu gibi politik mantık yürütmeleri de yapıyormuş hukuk. İşte 18 ekim’deki duruşmada onlardan istiyoruz yine. Silahla, bombayla bağlantılı olanlar dışında örgüt bağlantısı nedeniyle aylardır içerde olan Kürt siyasetçilerin davasına mesela Balyoz soruşturmasında “toplum hazır değil” denerek 102 askerin tutuklama kararını kaldırtan mahkeme bakabilir. Hukuk insanlar ölmesin, mutlu mesut yaşasın diye var. Barış mevcut hukuki düzene sığmazsa hukuk barışa sığmaya çalışır. Olmazsa mahkemede yapılacak en iyi savunma “Ben yapmadım miki yaptı” demek olur... [email protected]