• 17.02.2011 00:00
  • (3111)

Sevan Nişanyan’ın Şirince’deki evlerini yıkmak için bugün dozerlerin gelmesi bekleniyor. Belki de siz bu yazıyı okuduğunuzda son anda bir aklıselim sahibi çıkıp durun demezse Nişanyan Evleri yok olmuş olacak.


Suç büyük: Herkesin unuttuğu bir köyde satın aldığı arazisi üzerine kaçak binalar inşa etmek. 1985’ten 2011’e köylerde inşa edilen binaların yüzde 90’ının kaçak olduğu Türkiye’de tabii büyük bir suç bu.


Hadi Hazine arazisi, SİT alanı, orman arazisi, vakıf arazisi üzerine kaçak bina inşa etseydi, o turuncu tuğlaları görünen binanın tepesinde de demir filizleri olsaydı belki affedebilirdik onu ama bunu asla...


Bu vesileyle kanunlara bağlı bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak aynı suçu 34 yıl önce işleyen babamı da ihbar etmek isterim: Rize Taşlık Köyü’ndeki Köy Camii’nin hemen yanındaki beyaz ev. Kaçaktır. Onun yanındaki ev de, hatta cami de...


Dozerlerin bizim köye değil de Şirince’ye gitmesinin nedeni, tabii ki Nişanyan’ın diğer büyük suçları:


Bu eski Rum köyüne unutturulan, yok edilen tarihsel dokusunu yeniden kazandırarak Lozan’ı delik deşik etmek...


Köyün estetiğini bozan çirkin bir apartmanı satın alıp, kendi elleriyle şimdi önünde tarihî eser diye fotoğraf çektirilen bir köşke çevirerek Modern Türk Şehircilik Kültürü’ne alenen hakaret...


Bir de bir Ermeni olduğunu unutarak Yanlış Cumhuriyet gibi bir kitap yazıp Yanlış Cumhuriyet’in tüm yalan yanlış kanunlarını kızdırmak...


Gökkafes’e bir kılıf bulan Türk hukuku, metruk bir köyden bir turizm ve tarih cenneti yaratan Nişanyan’a dozerlerini yolluyor.


Kalimero gibi insanın bağırası geliyor: Ama haksızlık bu, öyle değil mi?

 

ODATV dileği

Umarım savcıların sizin Ergenekon ile ilişkili olduğunuz yolundaki delilleri, “İşte Taraf-Cemaat Ortaklığı’nın Belgeleri” haberinizde öne sürdüğünüz “Taraf sitesi de Fethullah Gülen sitesi de aynı servis sağlayıcıdan hizmet alıyor”daki gibi (Planet.com adlı, milyonlarca siteye hizmet veren dünyanın en büyük servis sağlayıcı şirketlerinden biri) “sağlam” değildir.

Umarım polis, dış istihbarat örgütleriyle ilişkinizi ispat ederken, sizin “Yasemin Çongar’ın eşi CIA ajanı” haberlerinizde yaptığınız gibi, Çongar’ın bir model Afgan krizi toplantısına katılan akademisyen eşinin katıldığı temsilî tartışma grubunu CIA hücresi, onu da CIA ajanı ilan etmeniz gibi bilinçli ve kötü niyetli çarpıtmalara başvurmaz.

Umarım sizin Ergenekon’dan, CHP’den şuradan buradan para aldığınız ile ilgili suçlamalarda karşınıza, “Taraf hazineden 3 trilyon teşvik aldı” haberinizdeki, yapılan teşvik başvurusunda sunulan proje bütçesini alınan teşvik gibi sunmak gibi sürprizler çıkarılmaz...

Eğer haksız bir muameleyle karşılarsanız, umarım bu muameleyi savunmak için gazetelerde Elazığ’da bir üsteğmenin ceza için bir eline tutuşturduğu, pimi çekilmiş bombanın patlaması sonucu dört erin ölmesi olayı için sitenizde yazdığınız gibi “ Ordu yıpratılıyor. ABD ordusunda nasıl oluyor bu eğitimler sanıyorsunuz” tarzı savunmalar çıkmaz.

Umarım dedenizin, babanızın ırki ve dinî kökenlerini teşhir eden çıkmaz.

Umarım hiçbir gazetede sizin için, bizim için sitenizde yaptığınız gibi, yan yana resimleriniz basılıp “Yargılansınlar” yazan başlıklar çıkmaz.

Umarım siyasi öfkeleriniz, sitenizden taşan kötücülükten daha fazlasını yapmanıza neden olmamıştır.

Kusura bakmayın ama sizin için daha fazlasını dileyemeyeceğim...

Darbecilere Gülgeç...

“Beklediğim telefon fazla gecikmedi:

“Hasan Bey, sıkıyönetim arıyor.”

Selimiye Santralı:

“Komutanımı irtibatlıyorum.”

Birinci Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Ekrem Dinç. Boğuk ses tonu ve benden yavaş konuşma tarzıyla: “Cemal Bey, özellikle sizin gazeteyi uzun zamandır izliyoruz. Anayasa referandumu konusunda en ufak bir ima, telkin, telmih yoluyla dahi olsa, en ufak bir şey istemiyoruz. Yoksa derhal kapacağız gazeteyi.”

Bir an durdu, devam etti: “Bir de mavi konusu var. Sizde kimdi o? Gülgeç mi ne, biri var. Hep mavi mavi diye çiziyor. Bundan sonra mavi de olmayacak, anlaşıldı mı?” (Hasan Cemal, 30 Nisan 2000, Milliyet)

1982 Anayasası’nın oylandığı günlerdeki sivil yayımları yüzünden dört kez kapatılan Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmeni olan Hasan Cemal’i arayan komutana tarih önünde gülerek hatırlanma pahasına maviyi yasaklatan karikatürist İsmail Gülgeç dün hayatını kaybetti.

Referandumda propagandası yasak olan mavi renkli “hayır”ın simgesi haline dönüşen İsmal Gülgeç’in karikatürlerinde bazen “Mavilim, mavişelim, tenhada buluşalım mavilim” diye saz çalan âşıklar, sevdiği kıza, “Gözlerin nasıl güzel öyle, mavi mavi bakıyorsun” diye ilanıaşk eden delikanlılar vardı.


Cumhuriyet’teki komşu karikatüristi Behiç Ak’ın yine mavi temalı 6 Ekim 1982 tarihli karikatüründe ise deniz kıyısında oturan bir kadın bir erkek arasında şöyle bir diyalog geçiyordu:

“Denize bak! Bugün rengi her zamankinden...”

“Evet, her zamankinden daha ma.. Yani ŞEY...”

“Gökyüzünün rengi de ŞEY...”

“Evet evet ŞEPŞEY...”

Daha sonraki siyasi çizgisiyle aramda epey mesafe olsa da 12 Eylül’ün kudretli paşalarının peşine teneke kutular takmış bu zeki ve cesur çizeri, mizahın politik gücüne inanan bir demokrat olarak saygıyla anmak isterim...


[email protected]