• 2.03.2011 00:00
  • (3760)

1993’teki Özal’ın mahşerî cenaze törenini saymazsak 2007’deki Hrant Dink cenazesinden bu yana İstanbul’un gördüğü en büyük cenaze töreni bu. Hrant Dink’in cenazesinin merkezi Harbiye’yken, Necmettin Erbakan’ınki Fatih. İki cenaze arasında Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye romanındaki kadar bir renk farklılığı var. 28 Şubat günlerinde böyle bir cenazenin ustaca çekilmiş fotoğrafları askerler için yeni bir bildiri nedeni olabilirdi.

Eminönü’nde park etmiş 81 ilin plakalarını taşıyan yüzlerce otobüsten inip akın akın Fatih’e doğru yürüyen kalabalıkta bu renk farklılığı dışında en çok dikkat çeken yaş, yüksek yaş ortalaması. Bu sadece Erbakan’a değil bir siyaset nesline de veda cenazesi çünkü.

70’ler, 80’ler, 90’lar Türkiyesi’nin siyasi liderlerinden Özal, Türkeş, Ecevit, Erdal İnönü, ve –bir kaza sonucu- Muhsin Yazıcıoğlu artık hayatta değiller. Demirel başarısız siyasi operasyonlar dışında neredeyse unutuldu. Mesut Yılmaz’ın, Tansu Çiller’in adlarını artık sadece çocuklarıyla ilgili magazin haberlerinde duyuyoruz. Deniz Baykal ise bir kaset kazasıyla artık sadece bir Antalya milletvekili.

Bir tek Aykut Edibali kaldı

İlginç bir tesadüfle cenaze korteji boyunca köprülere, panolara asılmış Millet Partisi’ne ait afişlerde İstanbul’da yapacağı bir konuşma duyurulan Aykut Edibali dışında Türkiye’nin 30 yılına hükmetmiş siyasi nesil içinde halen Genel Başkanlık koltuğunda oturan son isimdi Erbakan.

Cenazesine katılım da bu vedaa uygun olarak geniş ve renkli oldu.

Erbakan’ın “Paltosunun altından çıkmış” Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı ve neredeyse tüm Bakanlar Kurulu tam kadro cenazedeydi. Beyaz montu, beyaz tülbendiyle eski görkemli günlerini hatırlatan Tansu Çiller, Mehmet Sevigen, Savcı Sayan, Onur Öymen’le kalmış Deniz Baykal, Haydar Baş, İsmailağa Cemaati’nin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu, makam arabalarını en olmayacak yerlere kadar sokup, cenaze kalabalığını yara yara sürecek kadar kendini önemli zanneden yüzlerce siyasetçi, belediye başkanı, bürokrat...

Kıvrıkoğlu’nun vaadini, Kıvrıkoğlu bozdu

Ve tabii ki askerler... Dört güvenlik şeridini aşarak ulaşılabilen Fatih Camii’nin içerdeki izdihamdan kapanan yeşil kapısında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ve mahiyetindeki üniformalılar belirdiğinde, kapı önünde organizasyon için bekleyen kırmızı gömlekli Saadet Partisi Gençlik Kolları üyeleri neredeyse bir refleksle başparmaklarını kaldırıp “Tekbir”, “Allah-u Ekber” diye bağırmaya başladı. İçerdeki yoğunluk nedeniyle kapıdan giriş uzayınca, askerler bir süre yüzleri hem öfkeli hem alaycı Milli Görüş’ün gençlerinin “La İlahe İllallah” bağrışları arasında kaldı. Tek bir sözlü taciz yoktu.

Cami avlusundaki izdiham nedeniyle Kıvrıkoğlu ve beraberindekiler uzun süre protokoldeki yerlerine geçemediler. İmamın “Devlet büyükleri için bir adım geri atalım” anonsu da işe yaramadı.

Cenazeye katılanlar 28 Şubat’a bir gün kala hayata veda eden Erbakan’ın giderayak keramet gösterdiği konusunda hemfikir. Herhalde o kerametlerden biri de 1999’da düzenlediği basın toplantısında 28 Şubat 1000 yıl daha sürecek diyen eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun vaadini bozma işinin, 2011 yılında yeğeni Hayri Kıvrıkoğlu’na kalmış olması oldu. Kıvrıkoğlu ve üniformalılar Fatih Camii kapısından girdiği an Türkiye tarihinde bir sayfa tamamen kapandı. Kıvrıkoğlu’nu tekbirlerle karşılayan Saadet Partili gençler Başbakan Erdoğan içeri girerken de “Hocaya Sadakat Şerefimizdir” diye bağıracak olduysa da aradan yükselen ‘bunun yeri burası değil’ sesleri baskın geldi. Onlar için “Son Brütüs” olan Numan Kurtulmuş’un cenazeden ilk çıkan siyasi olması da bu tepkilerle bir kez daha karşılaşmak istememesi nedeniyle olabilir.

“Hocaya Sadakat, Şerefleri” olacak mı?

Partinin Fatih Erbakan dışındaki kadrosunun yaş ortalaması ile kapıda bekleyen saçlarına şekil yapmış,facebook, twitter ’a girip cenaze hakkında yorum yazan genç kuşağı arasındaki uçurum, kapanan tek sayfanın 28 Şubat olmadığını söylüyor. Fatih Erbakan’ın cenazenin ağırlığını taşımayan hamasi konuşması hareketin yeni nesillere bir Erbakan kültü dışında söyleyecek pek bir şeyi kalmadığını gösteriyor.

Milli Görüş’ün yeni neslini heyecanlandıran, görünürdeki en diri tarafı ise Erbakan’a veda için Fatih’i afişlerle donatan İHH gibi partinin havzasında yaşayan bir cihatçılık. “Mavi Marmara Senin Eserin” pankartı epeyce dikkat çekiciydi.

Başbakan’a yakın çalışma arkadaşlarından birinin söylediği gibi Türkiye Erbakan’ı askerî yöntemlerle devirdi ama sivil bir şekilde uğurladı. Uğurlayan kalabalık arasında son bir veda için orada olan Ak Partililer çoğunluktaydı. Dört partisi devlet tarafından kapatılmış Erbakan, Diyanet İşleri Başkanı’nın söylediği gibi bir “devlet büyüğü” değil bir “millet büyüğü”ydü. Millet bu büyüklüğe daha fazla değer verdiğini dün bir kez daha gösterdi...