• 3.03.2011 00:00
  • (2963)

Neyin off neyin on olduğu karışınca esas heyecanlı ve manşetlik haberlerin konuşulduğu soru-cevap kısmının topluca off the record ilan edildiği bir toplantıydı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun son basın bilgilendirme toplantısı.

Davutoğlu yine insanı bir üniversite amfisinde iyi bir ders dinleyen öğrenci psikolojisine sokup, sürekli not aldırtan sistematik ve tarihsel bir analizle açtı toplantıyı. Bu analizin aynısını Bakanlar Kurulu’na da sunmuş.

“Bunlar konjonktürel olaylar değil 100 yılın hesaplaşması” diyerek ‘derse’ başlayan Davutoğlu, Türkiye’nin dış politikasındaki bu 100 yıllık muhasebe perspektifini şöyle anlattı:


“1914, Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yılı. Bütün Ortadoğu ile yeniden hesaplaşmamızın başlangıcı olmalı 2014. 2012 Balkan Savaşları’nın 100. yılı. Sırp yetkilerle ortak bir komisyon kuralım diye konuşuyoruz. 2011 Trablusgarp Savaşı’nın 100. yılı. 2015 Çanakkale Savaşı ve Ermeni olaylarının 100. yılı. Ermenistan’la protokoller de bu perspektif içinde imzalandı. Eğer Napolyon’un Mısır’a çıkışını anlamazsak, Mısır ordusunun nasıl kurumsallaştığını bilmezsek Mübarek sonrası Mısır’daki güç dengelerini anlayamayız.”

***

Davutoğlu’na göre Ortadoğu’nun doğasını bozan anormallikler: Sömürgecililik, her ülkede örgütlü Baas partileri nedeniyle Arap milliyetçiliği- territorial devletler gerginlikleri, Soğuk Savaş’ın yarattığı kutuplaşmalar...

Batı ise Ortadoğu’da bu anormalliklerin normalleşebileceği iki tarihsel eşikte hata yaptı. Birinci hata 90’ların başında Tunus’ta, Cezayir’de, Ürdün’de yaşanan seçimlerde sandıktan İslamcılar çıkınca Batı’nın demokrasi yerine diktatörlerden yana tavır alması...

İkinci hata ise 2005-2006’da Mısır, Irak ve Filistin’de yapılan seçimlerde Mısır’daki usulsüzlüklerin görmezden gelinmesi, Irak’ta sandığın bile doğru düzgün ülkenin her yerine gitmediği seçimlerin tarihî satır başları ilan edilmesine rağmen Filistin’de uluslararası gözlemcilerden tam not alan demokratik seçimlerin sandıktan Hamas çıktı diye iptaline göz yumulması.


“Batı bu seçimlerden sonra Ortadoğu’da demokrasinin adını ağzına almadı” diyen Davutoğlu’na göre bugün yaşananlar tüm bunlara bir tepki.

***


“Arkasında ABD var” komplo teorilerinin Türkiye için de söylendiğini hatırlatan Davutoğlu “Doğal bir süreç bu. Eğer bu doğallığı anlamazsak çözümü de doğal olmayan yerlerde ararız” dedi ve ekledi: “Araplara hakaret bu. Bouazizi (Tunus’un Sidi Bouuzid kentinde kendini yakarak Tunusami’yi başlatan Tunuslu üniversite mezunu yasemin satan işportacı) kendini yakmak için para mı aldı yani.”

Önceki gün Cenevre’de toplanan BM İnsan Hakları Konseyi’nde de tekrarladığı Bouzizi örneği (Malcolm X’i ve Gandi’yi de [yerlisi değil] hatırlatarak) üzerinden söylediği “Tek bir insanın devletlerden ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Araplar asıl bunu keşfetti. Esas psikolojik devrim budur” sözleri, “Her bebeğin doğumu dünyada yeni bir şey olması için mucizedir” diyen Hannah Arendt takipçisi beni epeyce heyecanlandırdı.

İsyanların arkasında bugüne kadar hiç duymadığım Arapçanın gücü için söylediği ‘‘Dünyada eğer insanları harekete geçirmek istiyorsanız Arapça... En sıradan fikirleri bile büyük fikirler gibi yansıtabilirsiniz. Bir kişiye de büyük bir güç veriyor bu. Şiir okuyacaksanız Farsça ve Fransızca, eğer insanları harekete geçirecekseniz Arapça ve Almanca kullanacaksınız’’ cümleleri üzerine keşke daha ayrıntılı konuşabilseydik.

Toplantı biterken twitter’a KKTC’de 60 kişinin Türkiye’ye karşı miting yaptığı haberleri düştü. Son soruyu sormaya ise vakit yetmedi: Peki Kıbrıs halkının haklı talepleri Sayın Bakan?

Libyalı muhalifler müdahaleye karşı

En çok merak edilen tabi ki Libya’ydı. Libya’ya yönelik yaptırımlara Başbakan Erdoğan’ın karşı çıkan sözlerinin BM’den yaptırım kararının çıkmasından önce olduğunu hatırlatan Davutoğlu’na göre “Çıkan yaptırım kararında Libya halkının hayatını zor durumda bırakacak maddeler yok. Başbakan da zaten karardan sonra açıklama yapmadı.”

En çok Türk basınının büyüttüğü Libya’ya olası bir askerî ya da insani müdahaleye Türkiye’nin karşı çıkması için de “Libya’daki muhalifler ‘gelin, bizi kurtarın’ diye bağırmıyor. ‘Yapılacak her müdahale benim durumumu kötüleştirir’ diyor. Irak’ta yapılan hataların Libya’da yapılmaması lazım. Arap-Batı, İslam-Batı, Libya-Batı gibi bir çatışmanın görüntüsünün de ortaya çıkmaması lazım” diyor Davutoğlu. Ayrıntılarına girmeden Kaddafi cephesinin tek vücut olmadığını hatırlatıyor, Libya’da Kaddafi cephesi dâhil herkesle konuştuklarının sinyalini veriyor.

Kahraman Davutoğlu

Başlık bizzat bakan Davutoğlu’na ait. Kahraman dediği Davutoğlu ise Türkiye’nin Bingazi Başkonsolosu Ali Davutoğlu. 56 yaşındaki Başkonsolos olayların başladığı gece telefonu pencereden uzatıp dışarıdaki silah seslerini Bakan Davutoğlu’na dinletmiş sonra da “Şimdi de kapıyı tekmeliyorlar” demiş. “Ama emrederseniz dışarı çıkarım” diye de ekleyerek. Sonra da eşiyle birlikte dışarıya çıkıp isyancıları Bingazi Havalimanı’nda sıkışan TC vatandaşlarını bırakmaları konusunda ikna etmiş. Onların tahliyesini sağlamış.

Libya’dan tahliye bekleyen TC Vatandaşı kalmamış durumda. 13.500 telefon gelen kriz masasının telefonları da artık susmuş. Bakanın verdiği rakamlara göre şu âna kadar 52 ülke Libya’daki vatandaşlarını tahliye etmek için Türkiye’den yardım istemiş. Libya’dan Türkiye’nin tahliye ettiği yabancı sayısı 3340. Bunların 1500’ü Vietnamlı. Sırbistan Dışişleri Bakanı ülkede kalan kendi vatandaşlarını tahliye için aradığı Davutoğlu’na “Biz de Osmanlıyız bize de yardımcı olun” diye espri yapmış. Konsolosluklarını kapatan Britanya ve Avusturalya’yı Libya’da şu anda Türkiye’nin temsil ettiğini söyledi bakan. Hatta kaybolan bir Avustralyalı konsolosluk yetkilisi bulunarak askerî uçakla Londra’ya gönderilmiş son olarak


[email protected]