• 3.04.2011 00:00
  • (4231)

İmam Hatip Lisesi’ni bitirip memleketi Gaziantep’in camilerinde göreve başlayan genç hocanın namıdır bu. Devlet, gözünü kapatıp bağıran bu imamın sesini hemen duymuştur. 48 yıl boyunca da o üç hoparlörden hep, bağırarak makul sesleri susturan devlet duyulacaktır.

Önce küçük işlerle başlar resmi kariyeri. İddialara göre Gaziantep Emniyeti Birinci Şubesi ile sıkı ilişkileri vardır. Polis, Nizip’teki Kürtçülük faaliyetleri hakkında vatansever hocanın bilgilerine başvurmaktadır.

Canlı yayında Lerzan Mutlu tarafından ısırılmaya kadar varacak yurt sathındaki şöhreti ise herhalde Gaziantepli gazi bir sufi doktor olan Emin Küçük Kale’nin tasavvuf ve musiki sohbetleri edilen tarikatına sızmasıyla başlatılabilir. 1962 yılında komünizm propagandası yapmaktan yargılanan tarikatın iki numarası Hayri Balta’ya göre polise tarikatın komünist ve ajan yuvası olduğunu ihbar eden odur. 1964 yılında Ankara’da yayımlanan Adalet Gazetesi’nde tarikatı hem komünistlik, hem de Amerikan ajanlığıyla suçlayarak daha sonra ustalaşacağı yaftalama tarihinin açılışını yapar.

Çok bağıran çok yanılır derler mi? 1964 yılında Gaziantep’in Çamlıca Mahallesi Merkez Camii’nde Kurban Bayramı hutbesinde diline hakim olamayıp “19 Mayıs Bayramı’na kız çocuklarının baldır bacak götürülmelerinin sebebi öğretmenlerin hayvani hislerini tatmine matuf” deyince sadece evi aranmaz, alıp karakola götürülür. Yargılanır. Bir ay Antep’te, 4.5 ay da, Ulucanlar’da hapis yatar.

Tam bu yıllarda hayat hikâyesinin her aşamasında karşılaşılan sihirli sıçramalardan biri yaşanır. Bir el, Antepli imamı alıp İstanbul’a getirmiştir. 1972 yılında 34 yaşındayken İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun olur. Bu sırada yayıncılığa başlar, Öz, Özlem Yayınları’ndan ardı ardına ajitatif kitapları çıkar. 1976 yılından yayınladığı İslam’a Göre Milliyetçilik ülkücülerin İslamcılara doğru salladığı kitaplardan biri olur. Diğer kitaplarının adları malzemenin cinsini anlamaya yeter: Türklük Kanımız, İslam Canımız. Atamız Ademdir, Maymun Değil.

1977 yılında 14 yıl müftülük ve vaizlik ettiği Diyanet’ten istifa eder. MHP’nin gazetesi Hergün’de damardan yazılar kaleme almaktadır. 1977 yılında yazdığı bir yazıda ülkücü komandolara eski bir müftü olarak şöyle cihat fetvası verir: Müslüman Türk milleti, komünistlerin ağır saldırısı altında çetin bir cihada mecbur kalmıştır. Türk ülkücüleri, bu cihat gerçeğini anlayan İslam yolunda cihat bayrağını açmış yiğit mücahitlerdir. Allah yolunda, İslam yolunda, millet yolunda cihat etmektedirler.

Bir ara MHP’den Gaziantep milletvekili adayı olur. Ama yıldızının barışmadığı Türkeş onu aday göstermez. 1979’dan sonra üç hoparlör de, İran Devrimi’ne karşı çevrilir. Müstear adlarla çıkardığı kitaplarla Türkiye’deki İrancıları ajanlıkla suçlar.

Onun gibi düşünenlerin iktidara geldiği 12 Eylül’ün ardından 1983’te İstanbul Üniversitesi’ne girer. Işık hızıyla akademide yükselir. 1985’de yüksek lisans, 1987’de doktorayı bitirir. 1991’de artık doçent olmuştur.

1995’de MHP’den vekil adayı olur, ama seçilemez. 1997’de sandalyelerin havada uçuştuğu MHP kongresinde genel başkan adaylarından biri olarak yeniden ortaya çıkar. Kongreden önce Bahçeli lehine adaylıktan çekilir.

Bu sırada çıkarmaya başladığı Sancak adlı dergi ise 28 Şubat sürecinde kritik bir rol oynayacaktır.

Dergi, tabi ‘gazeteciye’ nereden bulduğu sorulmaz, Erbakan’ın 1991’de “RP cihad ordusudur. Cihada para vermeyen cennete gidemez’’, ‘’RP’li olmayan patates dinindendir’’ gibi sözler söylediği meşhur konuşmanın kayıtlarını bulur ve yayınlar. Sancak’taki sözler aynen Vural Savaş’ın RP kapatma davası iddianamesine girer. Oktay Ekşi dergiden ve Zekeriya Beyaz’dan alıntılarla yazılar yazar. Bu cümleler Refah Partisi’nin kapatan güçlü delillerdendir. Hoparlörden ses yine gür çıkmıştır.

Sihirli değnek tekrar ona değmiştir.Televizyonlar da onu keşfetmeye başlar. Şimdilerde ona gülünen kanallarda ağır konuk olarak ağırlanır.

1999’da 28 Şubat’ın başörtüsü zulmü tavan yapınca yine imdada yetişir. İslam ve Giyim Kuşam. Başörtüsü Sorununa Dini Çözüm kitabında işlediği “İslamiyet’e göre devlete itaat, Allah’a itaattir” tezi iltifatlarla takdim edilir. Kitap göğüsleri açık, şort giymiş kadın resimleri, altında da “böyle de namaz kılınabilir” fetvalarıyla bir anda popüler oluverir. “Kadınlar şortla namaz kılabilir ama başörtüsüyle üniversiteye gidemez” diyen hocanın “Beyaz Hoca” diye bağra basıldığı yıllardır. Ödülünü 1999’da dil bilgisizliğine bakılmaksızın profesör yapılarak alır. Çalıştığı Marmara İlahiyat’ta başörtüsü yasağını uygulayacak zalim bir dekan aranmaktadır. Ne tasadüf az biraz önce profesörlük engeli de kalkınca makamın layığı kendiliğinden bulunmuş olunur.

2001’de gazetelerin “Laik Hoca’ya saldırı” başlıklarıyla verdiği bıçaklanma hadisesiyle artık bir rejim kahramanıdır. Aynı yıl Milli Güvenlik Kurulu’nun ondan, Diyanet’i cihatçılıkla suçlayacağı Diyanet raporunu istemesi tesadüf değildir.

İlahiyat Fakültesi tarihinin en karanlık üç yılı olan dekanlığında dünyaca ünlü İslam Ansiklopedisi’ni hazırlayan 16 akademisyeni “Türk halkının parasıyla hazırlanan bu ansiklopedide Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin aleyhine dolaylı da olsa bazı maddelerin bolca bulunduğunu gördük” diyerek görevden almak gibi icraatlara medyanın alkışları arasında imza atar.

Memlekette İslam artık ondan sorulmaktadır. Ama diline olamadığı gibi beline de hakim olamaz. 2002 yılında bir otelde porno sosyolojisi üzerinde yarım saatlik ihtisas yapar. Beyaz İslam projesi üç beş şehvet dakikasına kurban gitmiştir.

O sırada iktidar değişir. Dekanlığı biter.

Hayat hikâyesinin bundan sonrası iki yerden izlenebilir. Magazin sayfalarından ve Ergenekon iddianamelerinden. Üç hoparlörlü hoca, Seda Sayan’ın programında oje fetvaları vermekten, oruç erotizmi üzerine tefekkür etmekten vakit buldukça misyonerlerle mücadele eder, her türlü ulusalcı nümayişte bayrak sallar. Onu, Ceviz Kabuğu’nda sonradan uzman çavuş çıkan misyoner rahibi güya ikna edip şahadet getirtirken, Rahip Santoro’nun arkasından yazdığı gibi namlusu tüten yazılarından ya da Lerzan Mutlu tarafından ısırılırken hatırlayanlar çıkacaktır. “Cemaat üzerine kitap yazdığı için evi basılan çağdaş ilahiyatçı” olarak hatırlanması için çalışanlar ise şimdi en başa dönüp yazıyı bir kez daha okuyor.

Ergenekoncu olamayacak kadar komik mi? Zaten bu devletin neresi ciddi ki?

[email protected]