• 3.07.2011 00:00
  • (7111)

Madımak diyenlere Başbağlar, Başbağlar diyenlere Madımak hatırlatıldığına göre yine aylardan temmuz demektir. Ulusal Ruanda Haftası başlamış demektir.

Hafta boyunca katliamlarda ölenler ve öldürenler kimliklerine göre özenle tasnif edilir. Böylece kimse kimsenin acısına ilişmemiş olur.

Ruanda’daki Hutular ve Tutsilerin bile herhalde aklına gelmeyecek şekilde bir katliamda öldürülenlerin kaçının aydın kaçının garson olduğu sayılır.

2 Temmuzlarda bazıları 33 aydını, daha merhametli olanlar 35 aydını anarlar. (Birkaç yıl önce televizyonda Pınar Kür dayanamayıp lapsusunu dışarıya salıvermişti: Sivas’ta yakılanların 33’ü aydın gerisi garson.)

Bazıları ise anma yapmak için üç gün sonraki Başbağlar Katliamı’nı beklerler. Hafta boyunca Madımak, Başbağlar arası acı yarışları yapılır. Madımak Katliamı’ndan üç gün sonra basılan Başbağlar Köyü’ndeki katliamda ölen 33 sivil aydın değil köylüdür. Onların acıları ya Madımak’ı unutturmak için hatırlanır ya da onları hatırlamayarak Madımak’ın unutturulmayacağı zannedilir.

Yıllarca ölenlerin hatıralarının pişirilip yendiği, sadizm kebapçısı yerine zor bela açtığı müze içinde, olaylarda öldürülen iki göstericiyi anmak ise birden bire hümanizm patlaması yaşayan ahmak bürokratların aklına gelir.

18 yıl önce saatlerce bir otelin yakılışını izleyen devletin gücü ancak 18 yıl sonra anmaya gelenlerin ailelerini durdurmaya yeter.

Dindar gazeteler Madımak’a katliam yerine “yangın” ya da “olay” dedikçe, Aleviler Madımak Katliamı için Yezid’den başlayıp bütün Sünnileri sorumlu tuttukça, her yıl yangın daha da büyür, otelin içindeki ve dışındaki kalabalık katlanarak artar.

Madımak’ı ve Başbağlar’ı resmen anmayı akıl edemeyen devlet ise binlerce kişinin yer aldığı toplumsal bir linç halinden seçilen 33 kişi için idam kararı verip “kısas”la yara sarmaya çalışır.

Birlikte yaşamak için bulunan en iyi yöntemse ucu bucağı kaçırılmış komplo teorileri üzerinde uzlaşıp, kimsenin cesaret edemediği yüzleşmenin halı altına süpürülmesidir.

Madımak Katliamı’nda karanlık bir elin dahli var mı, bilinmiyor.

Saatlerce otelin yanmasını izleyen ordu ve vali henüz hesap vermedi. Ama yüzleri fotoğraf ve videolarla açık, hiç de karanlık olmayan 15 bin elin bu işin içinde olduğu kesin. Onlardan bazıları perdeyi tutuşturduğu, bazısı perdeyi tutuşturanlara tekbirlerle destek verdiği, bazıları da bunu yapanlara dur diyemediği için suçlu. Eğer bütün olan biten karanlık bir elin sonucuysa bile bu binlerce kişi o karanlık elin oyuncağı olduğu için katliamın ortağı. Bunu örtmeye çalışmanın artık hukuksal bir karşılığı yok, dava bitti. Ama toplumsal bir karşılığı var, o dava daha bitmedi.

 


Madımak’ın önünden Başbağlar Katliamı’na

Başbağlar Katliamı için açılan davalardan bugüne kadar hiçbir sonuç çıkmadı. Son olarak Murat Karayılan Bir Savaşın Anatomisi kitabında bir cümleyle bu katliamın PKK’lılar tarafından yapıldığını söylüyor ve yapanları intikamcılıkla eleştiriyor.

Bundan birkaç ay önce Sabah’ta “Madımak’ta dört PKK’lı” başlıklı Ertuğrul Erbaş imzalı çok önemli bir haber çıktı. Haber Erzurum Özel Yetkili Savcılığı tarafından Madımak Katliamı ile ilgili başlatılan yeni soruşturmada elde edilen bilgilere dayandırılıyordu. Buna göre 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli önündeki kalabalık arasında dört PKK’lının da olduğu görüntülerle tesbit edilmişti. Haberde şu an hayatta olmayan bu dört PKK’lı (Ahmet Aydın, Erdal Yıldırım, Sinan Kaya ve Müslüm Şanlı) önce Madımak Katliamı’ndan daha sonra da Alevi-Sünni çatışması çıkarmak üzere Başbağlar Katliamı’ndan sorumlu tutuluyordu.

Bu haber üzerine bir mail aldım. Diego Marco Van Basten’den.

Bu takma adla maili gönderen kişiyle MSN üzerinden de birkaç kez yazıştım. PKK hakkında içerden çok fazla bilgiye sahip, Madımak Katliamı sırasında orada bulunduğu fotoğrafla tesbit edilen Sinan Kaya’yı yakından tanıyan biriydi.

Aşağıda mektubundan özet bir bölüm yer alacak. Bu iddialar ne kadar doğru bilmiyorum. Komplo teorilerinden daha ikna edici ayrıntılar olduğu ise kesin. Mektup sahibinin iddiasına göre “Evet PKK’lılar o gün Madımak önündeydi ama yakmak için değil. Ne olup bittiğini anlamak için gönderilmişlerdi”. Daha da önemlisi o gün katliamı bizzat gören Alevi-Kürt kökenli Sinan Kaya adlı PKK’lı, intikam için üç gün sonraki Başbağlar Katliamı’nı da örgütlemişti.

Gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcısı olması için o mektuptan bir bölüm:

“PKK de çoğu aklı başında kurum ve kişi gibi kötü şeylerin olacağını hisseti. Ve Sivas’a dört gerillayı yolladı. Aslında belki yardım bile etmek istediler ama ortalık öylesine kızgındı ki onlar bile bir şey yapamadılar. Gerilla o gün şehirdeki bazı sol ve sosyalist gruplarla irtibat halinde idi. Şehirde de İşçi Partililerle irtibata geçtiler. Tabii İşçi Partisi o gün böle ırkçı bir parti değildi... Gerilla Sinan Kaya Cudi kod adlı. 1977’de Hozat’ta doğdu. Alevi-Kürt kimliği bu olaylara yaklaşımını etkiledi. Sinan Kaya Sivas’ta Alevi köylülerle irtibatı sağlayan kişidir. Mardin Derik eyalet komutanlığı da yaptı. Daha sonra orada da öldürüldü... Sinan o gün o katliamdan öyle etkilendi ki Başbağlar Katliamı’na da katıldı. İmranlı’dan Erzincan Kemaliye’ye geçtiler, güneyden gelen grupla buluştular. Çoğu Alevi idi gerillaların, mantıktan çok duyguları esir almıştı onları. Ve ortaya korkunç bir manzara çıktı.  Şunu bilmeniz gerekir ki o gün Madımak’taki katliamı izleyen o gerillaların hissettikleri şey ‘Cesur Yürek’ filminin son sahnesindeki şeylerden farksızdı.”


[email protected]