• 6.07.2011 00:00
  • (6132)

Başlık tuzaktı. Konu aslında fena halde sıkıcı. CHP’nin Meclis boykotu. Ama Olağan Şüpheliler gibi bitiyor sonu. Porselen bardak düşüyor, aksak ayaklı adam aksamadan yürümeye başlıyor: Ve Kobayaşi...

Başlayalım.

Herkes hâlâ anlamaya çalışıyor CHP’nin boykotunu. Medyadaki en CHP’li yazarların bile arkasında durmadığı bu eylemi niye yaptı ve niye hâlâ sürdürüyor Kılıçdaroğlu? Kimsenin beklemediği, CHP kulislerini en iyi takip edenlerin bile son âna kadar ihtimal vermedikleri bir son dakika kararından bahsediyoruz. Kulislere yansıyan bilgilere göre boykot kararı, bizzat Kılıçdaroğlu tarafından, bazı CHP’li vekillerin, parti yöneticilerinin şerhlerine rağmen alındı. Yine pek çok CHP’li milletvekilinin itirazına rağmen sürüyor.

CHP’ye yakın isimler bu durumu amatör bir siyasetçinin yanlış hesabı olarak açıklıyor.


Daha popüler ve ikna edici açıklama ise tabii ki şu: Ergenekon emretti, Kılıçdaroğlu yaptı.

Ama üzerinde düşündükçe insan bu iki açıklamayla da tatmin olmuyor.

Ergenekon gibi derin yapılar için fazla kör gözüne parmak bir plan değil mi bu? “Ergenekoncuları vekil yapmadılar, o zaman emrediyoruz CHP, Meclis’e girme, anayasayı engelle!..” Hem de bu boykot siyasetinin bir plan dâhilinde yürümediği süreç içindeki tüm acemiliklerle belli iken.

Şu âna kadar Kılıçdaroğlu’nun neden böyle bir karar aldığını anlamak için en bilindik cinayet romanı sorusunu sormak henüz kimsenin aklına gelmedi. Hadi onu da ben sorayım: Bu boykot kimin işine yaradı?

CHP’nin işine yaramadığı açık. Toplumsal bir hiçbir karşılığı yok. CHP’ye oy getirmeyecek aksine oy kaybettirecek. Ergenekon’un işine de yaramaz. Herkes önce onlardan bilecekti, öyle de oldu zaten. Böylece Haberal ve Balbay belki çıkacakken çıkamaz olurdu/öyle de oldu.

Peki, bu boykot neye/kime yaradı?


Cevap açık: BDP’ye ve Kürt sorununun çözümüne.


CHP boykotunun tek bir olumlu sonucu var: CHP’nin Meclis’i boykotuyla BDP boykotta yalnız kalmamış oldu. Aksi durumda BDP, Ankara ve AKP ile karşı karşıya kalacaktı. Kürt siyaseti Meclis’ten dışlanmış olacaktı. Kürtler bu ayrımcılığın ve hukuksuzluğun özellikle kendilerine karşı yapıldığını düşüneceklerdi. Ve bu psikolojik hâl Türkiye’de ciddi sorunlara ve çatışmalara yol açacaktı.

Herşeyi değiştiren, rejimi kuran partinin de Meclis’i boykot etmesi oldu. CHP Kürt siyaseti ile Ankara, BDP ile AKP arasında adeta kendini attı ve bir tür tampon görevi gördü. Böylece kendini feda pahasına hayırlı bir iş yapmış oldu.

“Yeni CHP”den beklenen tam da buydu zaten.

Kulisle, istihbaratla değil sadece akıl yürüterek daha önce de birkaç kez yazdım: “Yeni CHP” eğer dizayn edilmişse bunun altında Kürt sorununu çözmek isteyen bir akıl olduğu çok açık.

Şöyle bir bakın: “Yeni CHP” ile “eski CHP” arasındaki en büyük fark ne?

“Yeni CHP” ile “eski CHP” arasında mesela başörtüsü sorunu konusunda çok ciddi farklar yok. Evet, darbeler, askerin siyasetteki rolü hakkında henüz hiçbir krizle test edilmemiş bir söylemsel fark var. İki CHP arasındaki esas fark ise tartışmasız Kürt meselesinde. 180 derecelik bir fark bu.

En küçük açılıma karşı ihanet bayrağını göndere çeken Baykal’ın “eski CHP”si, çok rahat bu “yeni CHP”yi vatan hainliği ile bile suçlayabilirdi.

Peki, eski ve yeni CHP’nin kadrolarının hâlâ yüzde 70 aynı isimlerden oluşurken, bu birkaç ay içinde CHP ve çeperinde çok ciddi bir siyasi tartışma da yaşanmamışken nasıl oldu bu değişim?.


Cevap bence çok açık: ‘Devlet’ CHP’ye “değiş” dedi CHP de değişti.


Şimdi de aynı ‘devlet’ Kılıçdaroğlu’na “boykot et” diyor o da boykot ediyor. Belki de iyi ediyor...

Bu yaz sıcaklarında hoş bir okuma parçası olduğunu zannettiğim bu Stieg Larsson kitapları tadındaki derli toplu komplo teorisini küçük bir zamanlama hatırlatmasıyla bitirelim:

Kılıçdaroğlu boykot kararını ne zaman açıkladı? Tabii ki BDP’nin boykot kararından sonra...

Aman bu komplo teorilerine bakıp siyasi ezberlerinizi bozmayınız, plajlarda, ağaç altlarında, balkonlarda okunsun diye yazdım... Porselen bardak düştü. Aksak adam birden yürümeye başladı...

 


Askerî vesayet bitti mi demiştiniz?

Kocatepe Camii’nden bugüne kadar pek çok emekli albayın cenazesi kalkmıştır. Önceki günkü cenaze kadar üst rütbeliler tarafından uğurlananı olmamıştır herhalde. Cenazesi kaldırılan Yılmaz Çetin, 48 yaşında kanserden hayatını kaybetmiş emekli bir albay. Çok acı bir ölüm. Eski bir bordo bereli, özel kuvvetlerde çalışmış, Güneydoğu’da savaşmış bir isim Çetin. Genelkurmay Başkanı ve tüm Kuvvet Komutanları eşleriyle cenazede. Ergenekon sanığı Hurşit Tolon, Susurluk sanığı emekli Yarbay Korkut Eken de orda. Vefat eden Yılmaz Çetin de Balyoz sanığı emekli Korgeneral Engin Alan’ın damadı.

Bugüne kadar askerlerin yargılandığı üç büyük davanın sanıkları ve TSK yan yana. Susurluk’un karanlığı henüz aydınlatılamamış isimlerinden Korkut Eken gazetecilerin önünde bağırarak askerlere emir veriyor: “Engin Alan’ın çelengi buraya gelecek.”

Hükümeti yıkmaya teşebbüsten yargılanan Alan hakkında Balyoz’daki iddialara ordu diyelim ki inanmıyor. Peki, Alan’ın korgeneralken Başbakan’a saygısızlıktan emekli edilmiş olması?

Ankara’daki bu gövde gösterisi Türk solunun ve Kürt siyasetinin son avuntusu “Askerî vesayet bitti, şimdi AKP’nin vesayeti başladı. AKP artık devlettir, AKP artık statükodur”u da, muhafazakâr çevrelerde çok tutulan “Bu paşamız çok demokrat, hükümetle uyum içinde” söylemlerini de yalanlıyor. Askerî vesayet sürüyor. Askerî vesayet direniyor. Herkes hesabını ona göre yapsın...


[email protected]