• 18.10.2011 00:00
  • (6459)

 Reuters’ın geçtiği bir haber, dünyaya yayılan Wall Street eylemlerinden dünya devrimi çıkmasını bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilir. Habere göre meşhur işgal eylemlerini başlatan Kanada merkezli (siyasi çizgisi tüketim kültürü karşıtlığıyla açıklanabilecek) Adbusters dergisi, 2001’den 2010’a kadar kar amacı gütmeyen liberal (Amerikanca’da sol diyebiliriz, tabii Türkiye’de sol adına bildiğimiz her şeyi unutmamız mümkünse) sivil toplum projelerine destek veren Tides Center’dan 180.000 dolar kadar bağış almış. Peki, Tides Center 2007–2009 yılları arasında kimden 3.5 milyon dolar bağış almış? Açık Toplum Enstitüsü’nden. Yani Soros’tan. Yani Wall Street’ta işgal edilmek istenen kötülüklerin kaynağı para ekonomisinin meşhur spekülatöründen.

Sonradan yapılan açıklamalardan anlaşıldı ki Soros, Adbusters’dan habersiz, Adbusters da Soros kaynaklı bir fondan para aldığından. Haberin buraya kadar olan kısmı, Amerikan sokağına çıkan muhaliflerden epeyce rahatsız Amerikan sağcılarının diline epeyce dolanmış durumda. Soros’un paralarıyla Türkiye’de ne kadar hayırlı ve “solcu “ projenin desteklendiğini az çok bilen bir olarak parayı veren düdüğü çalar atasözünün sivil aktivizm- bağışçı ilişkisinde çalışmadığını söyleyeyim.

Haberde ABD’den devrim bekleyenleri esas hayal kırıklığına uğratacak kısım Soros’un Wall Street eylemleri için söyledikleri. Birleşmiş Milletler’de hayır işleriyle ilgili bir toplantıda konuşan George Soros şöyle demiş: “Galiba onların fikirlerine sempatiyle bakıyorum. Aslında dürüstçe söylemek gerekirse onların hislerini anlıyorum.”

Hazır soldan yazmaya başladık, bir kötü haber de Londra’dan gelsin o zaman. Londra’daki “Londra Borsası’nı işgal edin” eyleminin en ateşli konuşmacısı kimdi gördünüz mü? Yayınladığı belgeler yüzünden Türkiye’de hala CIA’ye mi, MOSSAD’a mı çalıştığına karar verilememiş Wikileaks’in banisi Julian Assange. Eyleme maskesiyle gelen Assange, polis diğer göstericiler gibi onun da “anonimlik hakkına” saygı göstermeyince kürsüye çıkıp şöyle demiş: “İnsanların temel anonimlik hakkı reddediliyor. Bazen anonimliği reddetmek meşru olabilir fakat İsviçre bankalarının hesaplarının ve offshore banka hesaplarının da gizliliği kabul edilmeyene kadar, bunu kabul etmemeliyiz.”

Sol zihnimizi açmaya geçen ay Liverpool’da toplanan Britanya İşçi Partisi’nin neler konuştuğuna bakarak devam edelim. Sendikal hareketten doğan ve 1900 yılından beridir siyaset yapan partinin yeni lideri Ed Miliband işe Blair’in ‘Yeni Sol’unun öldüğünü söyleyerek başladı. Ne de olsa son yüzyılın en meşhur Marksist düşünürlerinden Ralph Miliband’ın oğlu.  Varşova gettosundan kurtulan baba Miliband da “devleti kim ele geçirirse onun olur” diye kabaca özetlenebilecek, demokratik sosyalizmin mümkün olduğunu savunan bir Yeni Sol teoriyle Sovyetlerin yüklerini taşımak istemeyen dünya solcularının yükünü hafifletmişti. Baba Miliband’ın fazla “light” bulup burun kıvırdığı İşçi Partisi’nin başına, ağabeyi David’i, sendikaların da omuz vermesiyle geçen Ed Miliband’ın “Yeni Fikir” adını verdiği sol programında da bizim memleket solundan pek duymadığımız şeyler var. Anti- işletmeci olmadan yağmacı işadamlarından, kolay kazanılan paralardan bahsediyor Miliband. Neo-liberalizm, kapitalist sömürgecilik gibi boş çuvalları değil finansal kapitalizmi dövüyor. Bunu yaparken de partiyi sol alerjisi olan kitlelere açmaya çalışıyor. Bunun için 7 başkan yardımcısından birinin çalışma alanı inanç gruplarıyla ilişkiler. Dindarlarla ilişkiler kurmak için “İyi Toplum” gibi hem solu hem de dindarları heyecanlandıracak programlar ve kavramlar üretmekle meşguller.  Parti yükselen Liberal Demokratlarla da ilişkileri geliştirmeye, liberal gündemi iyi takip etmeye çalışıyor.

Dünya solu bunlarla heyecanlanıp, hareketlenirken Türkiye solunu nelerin heyecanlandırdığına bakalım biraz da. Geçen hafta sonu Türk solunun ontolojik sorunlarından kurtulmak için Kürt siyasetiyle kaderini birleştirmeye çalıştığı Ankara’daki Kongre Girişimi toplantısından Halkların Demokratik Kongresi çıktı.

Kongrenin sonuç bildirgesinin okuyanda “hadi biz de İMKB’yi işgal “edelim” hissi uyandırmayacak kadar retorik ve eski olsa da çok vaatkar son cümlesi şöyle:  “Arkamızda insanlığın toplumsal eşitsizliklerle bölündüğü çağlardan bu yana biriktirdiği özgürlük mücadelelerinin deneyimleri, önümüzde keşfedilmeyi bekleyen yeni mücadele imkânlarıyla, kadınlara, gençliğe ve emekçilere dayanarak, umutla, inançla kararlılıkla başka bir dünyaya, özgürlük ve kardeşliğin dünyasına doğru yürüyoruz. Henüz yeni bir dönemecin başındayız, eşitlik ve barış mücadelesi veren tüm öznelerle yürüyüşümüzün bir anında yollarımızın kesişeceğinden kuşkumuz yok.”

Kongrede Türk ve Kürt solunun birbirine methiyeler düzüp kaderlerini bir yığın eski sloganla birleştirdiği saatlerde Kürdistan İşçi Partisi’nin yolu da Tunceli’de karakola ekmek götüren bir fırıncı çırağıyla kesişti. Onu arabasından indirdiler ve bir ormana doğru götürdüler…

Yine aynı saatlerde adı Türk Solu olan, Deniz Gezmiş’i de kurucu babalarından biri ilan etmiş dergi PKK’lıların cesetlerinin Atatürk büstü ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısının önünde gösteren fotoğrafı kapaktan selamlıyordu. 

Ne diyelim yürüyüşünüzün o bir anında dünya soluyla da yolunuzun kesişmesi umuduyla…