• 4.12.2011 00:00
  • (5683)

 Fransız Devrimi’nin eli kulağındadır. Henüz devrimin ulaşmadığı şatosundaki büyük masaya akşam yemeği için oturan aristokrat aile, şen şakrak uşakların servisini izlemektedir. O an uzaklardan gelen seslerle irkilirler. Devrimin top sesleridir duyulan. Birden herkes susar, suratlar düşer. “Pencereyi kapatın” diye hiddetlenir evin sahibi. Uşaklardan biri koşarak gidip pencereyi kapatır. Tam perdeyi çekip sofraya doğru dönerken yüzünde bir gülümseme belirir. Artık saklanmaya ihtiyaç duyulmayan cüretkâr ve tehditkâr bir gülümseme...

Tıpkı ardında bıraktığı videolarda Gizem’in yüzünde beliren o vakur gülümseme gibi...

Çocukların ağlaşmalarını kıs kıs izleyip, matraklık olsun diye YouTube’a yükleyen canı sıkılmış bir öğretmen vesilesiyle karşımıza çıktı Gizem. Dünyanın adaletsizliğiyle hısım akraba olmuş herkese, ama özellikle de Fırat’ın kenarında bir kurt bir koyuna saldırsa bunun hesabını vermeyi göze alarak o makamlara talip olmuşlara mesajını vererek de geldiği göğe döndü gitti geçen hafta.

Ablasıyla girdikleri banyoda şofbenden zehirlendiler. Memleket ortalamasındaki bu klişe ölüm nedeni için “Bu kez ağlattı” gibi klişe başlıklar uygun bulundu.

Aslında “o kez” de bizi güldürmemişti ki.

O videoda altı delik botuyla, inşaatın beşinci katından düşen babasının kesilen parmaklarıyla, minik yaramazlıklar yapan arkadaşlarını susturmaya çalışırken aslında hepimize, annesiyle “güzelce” sildikleri merdivenin parasını vermeyen bir numaradan, “kalıbına tükürdüğü” kudretli devlet büyüklerine kadar herkese bağırıyordu: İnsanlığa sığar mı bu?

Sözünü esirgemeden hesap soran bu küçük kız hepimize daha fazlasını söylemişti.

Cüret. En iyi bu kelime özetliyor Gizem’i. Sadece sobanın sıcak olduğunu bilmeden elini uzatan bir çocuğun cüreti değil bu. Hesabını kitabını bilmediği, hakiki “gerçeklerini” tanımadığı dünyanın çıplak hakikatini bağıran bir çocuğun da cüretiydi bu.

Benim 50 bin satan bu gazetede başlıkta üç noktayla saklamak zorunda hissettiğim şeyi, milyonlarca kişinin izlediği bir televizyonda hem de minnacık bir yer kapladığı o koskoca şehrin kudretli valisi için söyletiveren bir cüret.

Bıraksan daha ilerisini de söyleyecek bir vakarla baktığı o an, ortalama değerlerin, asla saygısızlık edilmeyecek protokolün bir numaralı starı, televizyon Zeus’unun mucizesi espri olan oğlu, ancak ağzını kapatarak durdurabildi bu karizma çiziciliği. Oraya eğlenmeye gelmiş bilmem ne üniversitesinden hayta öğrencileri bile gülmekle, “ay” çekmek arasında bırakıp, telaşlandırdı. Aynı yaşta olduğu, uğruna Atalay’la, Burak’la, İsmail’le kavga ettiği, gözü yaşlı, küçük başöğretmen Havva Başkan bile vaziyetin fenalığını anlayacak kadar büyümüştü.

Ama Gizem... Yaşadığı ülkenin en popüler dizilerinden birinde milyonlar, haftalardır zengin oğlanın sevdiği kızın bir kapıcı kızı olduğunu öğrenme ihtimalini hop oturup hop kalkarak takip ederken, o aynı milyonların önünde annesinin merdiven sildiğini, kendisinin de ona yardım ettiğini o kadar başı dik söyleyiverdi ki.

Küçücük omuzlarıyla annesinin bütün dertlerini yüklenmiş bu minik kız “Biz temizliyoruz güzelce. Ama para vermiyorlar. Ev sahipleri kapısının önü temizlenince seviniyor ama” diye durumu açıkça ortaya koyup paraların toplandığı Şenay Teyze’yi, bir türlü para vermeyen bir numarayı, annesinin intikamını alırcasına deşifre edip, “Bu ne demek” diye sorup, cevabını da kendi verdi: Haksızlık.

Evet. Haksızlık. Bu kadar basit işte.

Bu “Yeni Başlayanlar için Haksızlık” dersinde gülüp yaramazlık yapanlara “Burada bir şey anlatıyorum gülmeyin ha” diye çıkıştığı an, “Sömestr tatilinde tatile gidecek misin” sorusunu soran münasebetsizliğe karşı depreşen muhteşem küstahlığı, inşaat işçisi bir babanın, temizlikçi bir annenin altı çocuğundan biri olarak ona bu dünyada tanınan şımarma haddini aşan bu özgüven...

11 yaşındaki bu küçücük kız, bir YouTube videosu ve bir canlı yayınla milyonlarca insanın kalbine yıllardır bu uğurda didinip duranlardan daha fazla eşitlik ve adalet duygusunu kazıdı.

Hakiki bir mağduriyeti, en vakur biçimde taşıdı Gizem. İlahi bir kudret onu hepimizin karşısına çıkardı. “İnsanlığa sığar mı bu” sorusunu sordurttu. Güldük. Kıpırdaştık ama cevap veremedik. Beş milyonluk bir penyede gönlünün kalmasına engel olamadık.

Biz Gizem sınavında kaldık. Gizem de ablasını alıp gitti...

[email protected]