• 15.04.2012 00:00
  • (4098)

Davutoğlu, Annan Planı çerçevesinde ateşkesin yürürlüğe girdiği Suriye’de Esed rejiminin tanklarını şehir dışına değil, kışlalarına çekmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: Türkiye’nin Suriye politikası İran ya da ABD değil Ankara patentli.

Suriye’de Annan Planı’nın öngördüğü ateşkesin ilk kez ciddi olarak sınanacağı geleneksel Cuma sonrası gösterilerinin başladığı saatlerde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu İstanbul Conrad Hotel’de gazetecilerle bir araya gelip çoğunluğu off the record olan bir son durum analizi yaptı.

Toplantı sürerken Dışişleri Bakanı’nın önüne bürokratları Suriye’de 31 şehirde meydanları dolduran halka açılan ateş sonucu ölen insan sayısıyla ilgili saat saat notları koyuyordu. Saat 17.00 itibarıyla son sayı teyit edilmemekle birlikte 11’e ulaşmıştı. Bu anlık istihbarat bilgilerine göre ateşkesin yürürlüğe girdiği dün gece ise Şam’ın kırsalında, Humus’ta, Lazkiye’de 40 kişi ordunun ateşi sonucu hayatını kaybetti. Lazkiye’deki saldırının bir helikopterden ateş açılarak yapıldığına kadar ayrıntılı bir istihbarat bu.

Yani Ankara, Suriye’de bir kuş askeri amaçla uçsa onu bile biliyor. Annan Planı’nın uygulanıp uygulanmadığını da ajanslara düşen haberlere, muhaliflerin açıklamalarına göre değil bu istihbaratlara göre değerlendiriyor.

Davutoğlu, ateşkesin başlamasından sonra şehirlerde halka yönelik ağır silahlarla saldırılarda bir azalma olduğunu teyit ediyor. Ama Şam yönetiminin ateşkes doğrultusunda tankları şehirlerden çektiği açıklamalarına ihtiyatlı yaklaşıyor.

Çünkü Esed rejimi tankları büyük şehirlerden bu şehirlerin kırsallarına ya da küçük şehirlere çekiyor taktiksel olarak. Ankara’ya göre ateşkes için Şam’ın tanklarını ve diğer ağır silahlarını kışlalarına çekmesi gerek.

Bu ikisi arasında büyük bir fark var. Esed yönetimi daha önce de Annan’a jest için Humus’tan tanklarını çekmiş sonra da o tanklar Derzor’u bombalamıştı.
 

Tankları kışlaya çek

Davutoğlu, Türkiye’nin pek de sıcak bakmadığı ve Esed’in zaman kazanmak için taktiksel olarak kabul ettiğini düşündüğü söylenen Annan Planı konusunda üç noktanın altını çiziyor:

1) Ağır silahlarla ateşin görece azalması Annan Planı’nda öngörülen altı maddelik planın uygulandığı anlamına gelmiyor. Tanklar şehirlerden o şehirlerin kırsal alanlarına ve küçük şehirlere doğru çekildi sadece. Yani şehirler gerektiğinde kullanılmak üzere hala tanklar ve diğer ağır silahlarla kuşatılmış durumda. Ateşkes için bu tankların ve diğer ağır silahların kışlalarına dönmesi gerekir. Bu da yetmez. BM gözlemcileri bunu yerinde denetlemeli. Tankların ve ağır silahların sayımını yapıp, kışlalardan çıkarılmadığını kontrol etmeli.

2) Şam yönetimi barışçıl gösterilere izin vermeli ve bu gösterilere silahla müdahale etmemeli.

3) Suriye uluslararası basına açılmalı.

Davutoğlu’na göre bunlar Şam’ın ateşkese ve Annan Planı’na uyduğunu göstermesi için asgari şartlar. Ama bu her şey demek de değil. Dışişleri Bakanı “Annan Planı oyunun sonu değil belki bir başlangıç olabilir” diyor. Eğer Esed rejimi ancak bu üç şartı yerine getirirse bu ateşkes zemini üzerinde siyasi diyalog başlayabilir. Aksi takdirde barışçıl gösteriler bile engellenirken siyasi reform yapmak anlamsız olur. Ancak böylece kendi rızasını ortaya koyma imkanı tanınınca neyip olup olmayacağına Suriye halkı karar verebilecek hale gelir.

 

Humus’tan 500 bin kişi göçtü

Suriye’de durumun bize yansıtıldığından daha ağır olduğunu en çarpıcı biçimde haberlerde sürekli adını duyduğumuz Humus’tan gelen rakamlar anlatıyor. Türkiye’nin elindeki resmi rakamlara göre 750 bin kişilik şehirden 500 bin kişi göç etmiş durumda. Bunların bir kısmı Lübnan’a, geri kalanı ise daha küçük şehirlere ve Humus’un kırsal bölgelerine göç etmiş. Suriye ordusunun saldırılarının Humus’tan daha kırsal olan İdlib’e kaydırmasının arkasında bu göçler var.

 

Ulusal güvenlik ihlal edilirse

Diplomatik çevrelere bakılırsa Türkiye’nin Suriye konusundaki kırmızı çizgisi ulusal güvenlik. Eğer geçen hafta yaşanan sınır ihlalleri artarsa ya da Suriye’de örneğin PKK’nın üstlenmesi riskli bir hale gelirse Türkiye uluslar arası hukuktan doğan haklarını kullanacak.

Türkiye sınırına yakın Humus ve İdlib bölgesinde 4 milyon insan yaşıyor. Eğer Türkiye’ye doğru karşılanamaz büyüklükte bir mülteci akını başlarsa Türkiye BM’den bu mülteci akınına karşı tedbir almasını isteyecek. Tampon bölge tartışması bu noktada devreye girebilir.

Dışişleri Bakanı Türkiye kamuoyunda Suriye ile ilgili devam eden dezenformasyon ve yönlendirmeden de bir hayli rahatsız görünüyor. Bunun için “Biz ne ABD’nin ne de İran’ın politikalarını uyguluyoruz. Suriye politikamız tümüyle Ankara patentlidir” cümlesinin altını çiziyor.

 

ANNAN ÇALIŞIYOR, MÜLTECİLER KAÇIYOR

Annan Planı’nı bir saate bile ihtiyacı olan Esed rejiminin akıbetini ertelemek için kullandığına ilişkin bir kanı var Ankara’da. Annan’ın temaslarıyla Türkiye’ye Suriye’den gelen mülteci sayısını birlikte gösteren bu şema durumu net bir şekilde ortaya koyuyor. Annan misyonu başladığında 10 bin olan mülteci sayısı, Annan’ın Şam’ı ziyaretinde 18 bine, ateşkesin devreye girdiği 11 Nisan’da ise 25 bine yükselmiş. Bu uluslar arası arabuluculukta pek parlak bir kariyeri olmayan Annan’ın bir kez daha başarısızlığının ilk işareti gibi.