• 31.05.2012 00:00
  • (7298)

 Başkan: Bir kız çocuğu, gayrımeşru bir çocuk sahibi olmuşsa; onun rızası ve velinin izniyle on hafta içinde yine çocuğu aldırabilecek değil mi? Öyle anlaşılıyor.


Deniz Hâkim Yüzbaşı M. Tevfik Omdan (Adalet Komisyonu Başkanı)
: Evet Sayın Cumhurbaşkanım.


Başkan
: Yani illa bir tıbbî zaruret olması şart değil.


Hâkim Albay Edip Gültekin (İçişleri Komisyonu üyesi
): Sayın Cumhurbaşkanım, yüksek malumlarının bulunduğu veçhile, 18 yaşın ikmali ile kişi reşit olur. Ancak 18 yaşını bitirmemiş olan bir kişi evlenmiş ise, evlenmeye de reşit olur.


Başkan
: Olur tabii. Zannediyorum; kızlarda bu sınır 15 yaştır, değil mi?


Hâkim Albay Gültekin
: Evet efendim. Burada amaçlanan 18 yaşından küçük ve evlenmemiş olduğu için de reşit olmamış olanlara da kendisinin ve velisinin rızası ile müdahale edilebilmesi içindir. Buyurduğunuz husus bu hâliyle gerçekleşmiş oluyor.


Başkan
: Madde üzerinde söz almak isteyen var mı? Yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum.

Kabul edenler. Kabul etmeyenler. Madde kabul edilmiştir.

24 Mayıs 1983 günü Milli Güvenlik Konseyi’nde kürtajın kabul ediliş görüşmelerini okudunuz. Oturumu yöneten başkanın adı Kenan Evren’di.

MGK’nın o günkü toplantısında hazır bulunup, parmak kaldırarak kürtajı serbest bırakan Kenan EvrenNurettin ErsinSedat Celasun’un ünlü jinekologlar, Albay Edip Güntekin ve YüzbaşıTevfik Odman’ın feminist dernek yöneticileri olmadığını bilmem söylemeye gerek var mı?

Zaten darbecilerin alelacele görüşüp oynadıkları kanunun adı da “Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanun Tasarısı”ydı. Ne kadınların talepleri umurlarındaydı ne de özgürlükler, ne de haklar...

Kanun teklifini hazırlayıp Milli Güvenlik Konseyi’ne sunan komisyonun üyesi, 
darbecilerin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Aile Planlaması Genel Müdürü Prof. Dr. Güler Karna, gazetelere “Gönlümüzde yatan kürtaj değil aile planlaması” demişti açıkça.

Türkiye’de kürtaj böyle yasallaştı. Yukarıdan, jakoben yöntemle, demir yumrukla, hiç tartışılmadan, sindirilmeden, kadınların ne dediği hiç sorulmadan, zaten onlar için değil nüfusu azaltmak üzerine kurulu eski usul bir kalkınma stratejisinin heyecanıyla.

Galiba tepeden gelen kürtaj hakkı, 30 yıl sonra yine aynı usulle gidiyor.

Önceki akşam Çırağan Sarayı’nda gazetecilere 2003- 2010 arasında sağlık alanında gerçekleştirdiği devrimi haklı bir şekilde övünerek anlatan, büyük bir özgüvenle telefonla randevu sistemini gazetecilerden birine canlı canlı test ettiren Sağlık Bakanı Recep Akdağ konu sezaryen ve kürtaja gelince artan sorular karşısında birden tüm ikna ediciliğini kaybediyor. Başbakan’ın cinayet benzetmesi hatırlatılınca “Sağlıkla ilgili konular hariç kürtajın tamamen de yasaklanabileceğinden” bahsediyor. Ne zaman, nasıl, kaç aylığa kadar diye çoğalan sorulara ise “Raporumuzu yazıyoruz”, “Rakamların üzerinde çalışıyoruz” diye cevaplar vermekle yetiniyor. Hem sezaryen hem de kürtaj Bakan’ın çalışmadığı yerden sorular.

Türkiye’nin en ciddi meselesi haline gelen kürtaj, her konuda yüzlerce verinin, hedefin yer aldığı Sağlıkta Dönüşüm Programı için hazırladığı 380 sayfalık kitapta tek kelime geçmiyor. Hazırladığı öğretici sunumda ise yine kürtajla ilgili tek slayt yok, sezaryenden de cinayet diye değil “cerrahi bir operasyondur” diye bahsediliyor, sinsi komplodan değil makul sınırlara çekilmesinden dem vuruluyor.

“Başbakan sizin bir notunuz, uyarınız, raporunuz üzerine mi kürtaj ve sezaryenle ilgili bu mesajları verdi” sorusuna Bakan Akdağ “Sezaryen meselesini daha önce de gündeme getirmiştik” diye cevap veriyor ama belli ki Başbakan’ın o günkü sözlerini o da tüm Türkiye’yle birlikte duymuş. Bakanlık telaşla atı arabaya koşturmaya çalışıyor yani.

Peki, AK Parti’nin 2001’den beri parti programında, kısa bir süre önce yapılan seçimler de dahil seçim beyannamelerinde tek kelime bahsetmediği, seçmene vaat etmediği, tartıştırmak için bile bahsini açmadığı kürtaj nasıl oldu da Başbakan’ın ağzından bir büyük parti politikasına dönüşüvermişti? Hem AK Parti bunun için neden 10 yıl beklemişti. Eğer kürtaj cinayetse neden bu 10 yıl boyunca bu cinayetlerin işlenmesine seyirci kalmıştı?

Bakan Akdağ’ın bu sorulara verdiği tek anlamlı yanıt girişteki kürtajın kabul ediliş hikâyesi oldu. “Kürtaj hiç tartışılmadı ki, darbeciler yaptı ve oldu, kimseye de sormadılar” sözleri, kabul bir demokrat için ikna ediciydi.

Ama ya şimdi yapılan? Sağlık konusunda Türkiye’de sahiden her hakkaniyetli insanın teslim ettiği bir devrim gerçekleştiren Sağlık Bakanı’nın bile haberi olmadan gündeme gelmesinin, Başbakan öyle istedi diye kanun teklifleri hazırlanmasının Kenan Evren’in izlediği usulden ne farkı var?

Ve aynı 29 yıl önce olduğu gibi sözkonusu olan yine kadınlar, bebekler ve onların etrafındaki derin ahlaki tartışma değil, nüfus artış oranları, kalkınma planları, hesap makineleri...

Başlıktaki cisimler ise 1983 yılında kürtaj yasası için hazırlanan teklifin gerekçeler bölümünde sıralanan Anadolu’da kürtaj yapmak için kullanılan aletlerden birkaçı.


Kibrit çöpü, sabun, çivi, tavuk teleği, ayakkabı çirişi, şiş, tığ, süpürge çöpü, çıra, kaynar su...


Yasaklayabileceğinize emin misin? Tümüyle yasaklarsanız işlenecek cinayetlerin sorumluluğuna hazır mısınız?


[email protected]