• 14.06.2012 00:00
  • (6520)

 Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun başbakanı David Cameron ve eşi geçenlerde gittikleri lokantanın tuvaletinde çocuklarını unutmuş. Ancak arabalarıyla dört kilometre gittikten sonra fark edip sekiz yaşındaki büyük kızları Nancy’yi almak için geri dönmüşler.

Ama aynı şaşkın Cameron herhalde bugün Leveson Soruşturması’nda ifade vereceğini kızını unuttuğu gibi unutamayacak.

Cameron ile birlikte İngiliz siyasetinin en ünlü isimleri, telefon dinleme skandalı sonrasında olaydaki medya-siyaset ilişkilerini araştırmak üzere kurulan soruşturma komisyonunun başkanı hâkim Lord Justice Leveson (Adı değil unvanı Justice) ve soruşturma üyelerinin karşısına geçecek.

Leveson Soruşturması 2005 yılında çıkan bir yasaya göre açılmış. Bizdeki Meclis araştırma komisyonunun milletvekillerinden değil, hukukçular ve uzmanlardan oluşanı, daha geniş sorgulama yetkileriyle daha bağımsız olanı. Allah sonunu benzetmesin, bir tür ceza yetkisi hariç özel yetkili mahkeme gibi.

Oturumlar televizyonlardan canlı yayınlanıyor. O yüzden soruşturmayı başlatan, komite başkanını atayan Başbakan Cameron’a torpil geçilmesi pek mümkün değil.

Başbakanı zor sorular bekliyor. Özellikle de telefon dinleme skandalından tutuklu olan eski iletişim müsteşarı Andy Coulson ve Murdoch’la alengirli ilişkilere girmiş eski Kültür Bakanı hakkındaki sorular onu epeyce terletecek.

Herhalde Cameron’ın aklının ucundan Avam Kamarası’nı sabaha kadar çalıştırıp komitenin başbakanı sorgulama yetkilerini hadım eden bir yasayı geçirmek ya da iletişim müsteşarını ifadeye göndermeyip, “çağıracaksan beni çağır” diye meydan okumak geçmemiştir.

Ya da dün Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın Özel Yetkili Mahkemeler için söylediği şu sözleri soruşturma komisyonları için söylediğini ise rüyasında bile görse ter içinde uyanırdı herhalde:

“Biz, Özel Yetkili Mahkemeler’i kuran iktidarız. Çalıştı ve çalışması esnasında da faydalı olduğu zamanlar oldu. Maalesef zararlı olduğu anlar da oldu.”

Açık sözlü bir özeleştiri. Ama biraz fazla açık sözlü. Faydalı ve zararlı? Kime acaba? Şöyle bir hatırlayalım.


Ergenekon davası
: Faydalı. AKP başından beri davanın arkasında. Başbakan’ın Ergenekon üzerinden siyaset yapmadığı konuşması yok gibi.


Balyoz Davası:
 Çok faydalı. Başbakan bu dava sayesinde Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları istifa edince dokuz yıllık iktidarında onca oya rağmen oturamadığı YAŞ toplantı masasının başına yalnız oturabildi, ilk kez kendi istediği birini Genelkurmay Başkanı atadı.


ODA TV davası
: Hükümetin Batı’daki imajını mahvetti. Büyük zararı oldu. Zekeriya Öz soruşturmadan çekildi. Ama Başbakan buna rağmen bu davanın ardından bırakın Özel Yetkili Mahkemeler’i eleştirmeyi, Avrupa Parlamentosu’nda Ahmet Şık’ın kitabını bombaya benzetip davanın arkasında durdu.


KCK davaları
: Faydalı oldu herhalde ki Başbakan ve hükümet 2009’dan beri KCK davaları yüzünden tek bir rahatsızlık açıklaması yapmadı. Tam tersine Başbakan bizzat KCK soruşturmalarının arkasında olduğunu defalarca söyledi.

Yani Başbakan’ın Özel Yetkili Mahkemeler’in faydaları ve zararları dökümüyle bu mahkemelerden rahatsızlık duyanların dökümü arasında epey bir fark var.

Başbakan için Özel Yetkili Mahkemeler Başbuğ tutuklanıncaya, MİT Müsteşarı Oslo Barış görüşmeleri için şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılıncaya kadar faydalıydı, bunlar olunca da birden zararlı olmaya başladı.

Bu Özel Yetkili Mahkemeler tartışmasında tartışılan her şeyden daha ürkütücü olan bu pragmatizm işte.

Bunu ürkütücü yapan sadece Başbakan’ın pragmatizmi de değil ama.

Baksanıza daha dün ceplerinde yarın tutuklanacaklar listeleriyle televizyona çıkanlar, Emniyet’in savcıların basın bürosu gibi çalışan özel yetkili gazeteciler, yayınladıkları yayınlanmamış iddianameler yüzünden intiharlara neden olan gazeteler, şimdi Başbakan fikrini değiştirince bir anda ODA TV yöresinden Silivri Zulümhanesi türkülerine başladı.

Bandrollü bir TRT belgeseli olmadığı açık olan Baykal’ın seks kasetinin günlerce etinden sütünden derisinden faydalananlar ise şimdi yasadışı kasetler üzerine ahlak polisliğine soyundu.

Ya, her fırsatta bu davaları tarihî ilan etmeye doyamayan demokratların pragmatizmi. Neredeyse bütün kötülükler Özel Yetkili Mahkemeler’den, bütün iyilikler ise Venüs’ten geldi diyecekler.

ODA TV davasından, KCK soruşturmalarına, MİT krizine, Hanefi Avcı meselesinden Erzincan Ergenekon soruşturmasına kadar Özel Yetkili Mahkemeler’in savcıları, her yaptıklarına kefil olunacak gözü bağlı Adalet Tanrıçası’nın yarı tanrı evlatları değil elbette.

Ama bir ara demokrasi mücadelesinin kahramanları ilan edilen yüzlerce hâkim ve savcıyı da yaptıkları işlere bakmadan aynı tornadan çıkmış badem bıyıklı cemaat teletabileri ilan edivermek için ille de Perinçek olmaya gerek yokmuş demek ki.

Özel Yetkili Mahkemeler kalkarsa herhalde darbeciler dışarı çıkıp hepimizi kesmek için kör testereleriyle Kadıköy Vapuru’na binmeyecek. Öyle olsa hükümetin elinin kiri, daha akbillerini basmadan daha özel yetkilisini kurar zaten.

Peki ya bütün bu meydan okumalardan sonra kurulacak yeni özel yetkisiz hukuk sisteminde Britanya başbakanı gibi bizim başbakan da ifadeye çağrılabilir mi? Mesela Uludere soruşturmasına bakan savcının gerek görürse Başbakan’ı, Genelkurmay Başkanı’nı, MİT Müsteşarı’nı ifadeye çağıracak yüreği, yargısal gücü kalır mı? Yoksa bunu yaptığı anda günün tarihine göre darbeci, cemaatçi, vesayetçi mi ilan edilir?

Nankörlük, vefa siyasi kavramlar değil. Hakkıdır. Hükümet işini gördükten sonra Özel Yetkili Mahkemeler üzerine sifonu çekebilir. Cemaate kızıp yorgan da yakabilir. Ya da Cemaat-AKP Oslo’da anlaşıp, barışır. Özel Yetkili Mahkemeler kalkar. Ama günün sonunda elimizde bir bu korkutucu pragmatizm, bir de gözü korkmuş savcılar kalır.

Kızını tuvalette unutan Cameron, sorguya çekileceğini unutmazsa bugün hesap verecek. Hesap verebilen başbakan yörüngemizden uzun süre bir daha bu kadar yakın geçmeyebilir. Keyfini çıkarın.


[email protected]