• 19.06.2012 00:00
  • (7217)

 Şükür ki önceki günkü yazım üzerine Rasim Ozan’ın başına gelen benim başıma gelmedi ve Başbakanlığa ait bir UFO beni alıp Meksika Körfezi açıklarında denize bırakmadı.

Başıma gelen en kötü şey şimdilik Başbakan’ı kendisinden bile daha çok seven, ortalıklarda önümüze gelene bir tekme, 10 bin baloncuk komplo teorisi diye dolaşan yazarların hassas radarlarına takılmak oldu.

Yine de sonuç Pasifik ortasına düşmekten çok da parlak değil.

Bu her türlü söz sanatı, dolaylı anlatım, sosyolojik tesbit malulü yazarlar ve onların bir telefon uzağındaki “fena çaktı” manşetleri bellerinde dolaşan yarı mafyatik siteleri insana kâbusta bağırmak isteyip bağıramama hâli yaşatıyor.

Bu yazıyı yazıp yazmamayı düşündüm. Ama sonra “Önümüze gelen başbakanımızı eleştirene bir tekme” diye omuz omuza vermiş ergen veletler gibi dolaşan ve her konuda sürpriz bir şekilde iktidarla aynı düşünme alanında tesadüf rekorlarını altüst edenlerin “usta yer mi bunu” lümpenliğine doğru yuvarlanan üsluplar beni Kürt meselesinden bile daha acil bir sorunumuz olduğuna ikna etti: Bu ülkede hakikat karşısında eğilip bükülmemenin bedeli gittikçe büyüyor.

Herkes unutmuş gibi ama benim hâlâ aklımda. Ali Akel hadisesinden sonra o gazeteler takımyıldızında uzay boşluğuna fırlatılmanın formülü artık çok açık..

Galaksi konseyi başkanının adını diline dolarsan, başka gezegenlerdeki hayatı merak edersen ilk karadelikte indiriliyorsun ve uzay gemisinin yuvarlak camından kimse de sana el sallamıyor. Ali Akel sessizliğini karşı cepheye doğru hiçbir boş taarruz gümbürtüsü bozabilmiş değil henüz.

Yıllarını bir gazetenin mutfağına vermiş dindar bir kaleme bile yer olmayan iktidar cephesinin ön safları ise aynı işi birkaç yıl öncesine kadar karşı cephe için yapan profesyonel tetikçilerle güçlendirilmiş.

Üç beş yıl önce televizyonlardan hepimize darbenin ve faşizmin faydaları üzerine Kemalist masallar anlatan, laik cephenin satış listesinde konmuş C kadrosundan yapılan transferlerin Hac’dan yeni dönmüş zampara kıvamındaki sofulukları bu yüzden tahammül fersah.

Ortam hiç tekin değil. Her an uluslararası bir komplonun ortasında bulabilirsiniz kendinizi. Sıcaktan üfleye püfleye kaşına kaşına yazdığınız bir yazı bir anda kodları çözülen bir operasyon dokümanına dönüşebilir.

O yüzden de bundan sonra bazı yazılara altyazı seçeneği koymayı düşünüyorum. İsteyen Türkçe, isteyense kumpastan, hesaptan, kitaptan, metin altı, niyet arkası okumaktan yarattıkları kendi aralarındaki Esperanto dilinden izleyebilsin diye.

İzlesin çünkü okumakla öyle yanlış anlamak mümkün değil. Bu misunderstanting şampiyonluğu ancak başbakanımıza yönelik nifak odaklarını ininde tesbit edip vurmakla programlanmış insansız hava aracı misali tepeden şöyle bir araziyi kolaçan etmekle, milli kaynaklardan aldığı istihbaratlarla Ahmet’i Mehmet’i seçemeyecek hâle gelmiş bir Heron kafasıyla mümkün.

Yoksa o kadar yanlış anlama ilkokulda Türkçeyi seçmeli ders olarak alıp öğrenerek bile mümkün değil.

İki yazımın başına gelene bakın.

“Başbakan MİT krizi için yargılanmalı” demedim.

Başbakan ve MİT Müsteşarı eğer tamamına vardırırlarsa Oslo görüşmeleri yüzünden bir gün Oslo’da Nobel Barış Ödülü bile alabilirler. Bugün tek bir kişinin ölmemesi için adım atan, risk alan herkes hatta bütün gaflarına su son adımıyla af çıkan Kemal Kılıçdaroğlu bir tarihte kahraman olarak anılacak.

Ama bunu söyledikten sonra ÖYM tartışılırken Başbakan’ın “faydasını gördük ama şimdi zararını görüyoruz” pragmatizmini tehlikeli bulmak olmuyor. Toplar kaleleri döverken buna herhâlde meleklerin cinsiyetini tartışmak muamelesi yapılıyor. Bu kadarcık bir nüansa takılıp kalmak iyi niyete işaret etmiyor. Çünkü iktidarı desteklemek her şey dâhil sistemine göre çalışıyor. Paket halinde satılıyor. Perakende yok, toptan ya destekliyorsun ya fitnenin parçasısın.

“Başbakanlar da hesap verebilmeli, bunun önü açık kalmalı, savcılar korkutulmamalı, Başbakan hesap versin diyenin ucu İsrail’e, ABD’ye bağlanmamalı, tıpkı İngiltere’de Cameron’un hesap verdiği gibi” gibi basit bir hukuk devleti ilkesini dillendirmek için bin beş yüz itham ve komployu göze almış bir kahraman olmak gerekiyor. Safını seçmek, kederde, tasada, hastalıkta sağlıkta diye yüzüğü takmak, Telatabi bebekleri gibi bundan sonra çimenlerde birlikte yuvarlanmayı kabul etmek demek.

Başına gelmeyen kalmayan ikinci yazımı Türkçe Olimpiyatları’nda horon tepen Tanzanyalı kızlardan biri bile okusa “Başbakan, ‘Fethullah Gülen Hocaefendi’ demedi o yüzden gelmiyor” dediğimi söylemezdi herhalde. Fethullah Gülen’in adının açıkça telaffuz edilemediği siyasi bir atmosferden bahsedip, belki de dönmeme gerekçesi bu adının bile telaffuz edilemediği atmosferdir analizi için en iyi yer, siyasi aktörler haline gelmiş, her konuda pozisyon bildirmekten başka bir şey yapması beklenmeyen gazete köşeleri değil, bir hakemli dergi herhalde.

İnsanın kendi yazısına altyazı yazmasından daha sıkıcı bir şey yok. Bu sıcakta bunu başardım. Katkıları için Premier vantilatörlerine teşekkür ederim. The End...


[email protected]