• 18.11.2012 00:00
  • (11511)

 

Bir Cumhuriyet Prensesi’nin intiharı

Yetmiş yedi yıl önce bir kasım günü. Fransa’nın kuzeyindeki Amiens kenti tarihî bir gün yaşamaktadır. Halk bir cenaze için kilisenin de bulunduğu kentin meydanını hınca hınç doldurmuştur. Vali, belediye başkanı ve üniformalı komutanlar saf saf dizilmişler, bando ve merasim kıtası yerlerini almıştır. Meydana akın akın gelen gözü yaşlı genç kızlar gazetelerin tahtın varisi bir prenses olduğunu yazdıkları genç kızın naaşını beklemektedir.

O genç kızın adı Zehra Aylin’dir.

23 yaşında biten “Prenses”in hazin hikâyesi, 1912 yılında Amasya’da yoksul bir ailede başlar. Dört yaşındayken babasını, beş yaşındayken de annesini kaybeden Zehra, kendisinden bir yaş küçük kardeşi Nuriye ile birlikte Amasya Dar’ul Eytam’ına (Yetimler Yurdu) yerleştirilir.

Bu yetim kıza peri kızının değneği 25 Eylül 1924 günü değer. Amasya’yı ziyaret etmekte olan Atatürk, Dar’ul Eytam’ı da ziyaret eder. Çocuklarla sohbet ederken 12 yaşındaki Zehra’nın verdiği zekice cevaplar ilgisini çeker ve yanına eğilip sorar: “Çocuk, benimle Ankara’ya gelir misin?”


Zehra, Atatürk’ün ilk manevi kız evladı olarak Çankaya Köşkü’ne yerleşir.
 Yalnızlığı kısa sürer. Atatürk her çıktığı yurt gezisinden başka kardeşlerle dönmektedir. Aynı yıl Konya’dan Rukiye, bir yıl sonra en yakın arkadaşı olacak Bursa’dan Sabiha,İzmir’den Afet gelir. Onlara 1927’de İstanbul’dan Nebile ve Fikriye, kısa bir süreliğine deBülent eklenir. (Bir Hıristiyan gençle aşk yaşayınca Köşk’ten uzaklaştırılır)

Manevi kız kardeşler, Çankaya Köşkü’nün bahçesindeki iki odalı okulda eğitim alır. Sabiha (Gökçen’in) anlatımına göre elbiselerinin modellerine varıncaya kadar belirleyen Atatürk kızların yetişmesiyle yakından ilgilenir, hatta onlara düğünleri için beşer altın bilezik alıp kasaya bile saklar.

Lise için Sabiha ve Zehra İstanbul Arnavutköy’deki Amerikan Kız Koleji’ne yazdırılır. İki kız önce havacılığa merak salar, Sabiha bu yolda devam eder ama çok başarılı bir öğrenci olan Zehra, sıkılır“Afet’le tarih, Zehra ile edebiyat konuşacağım” diyen Atatürk’ün isteğiyle edebiyat okumak üzere Londra’da Oxford Üniversitesi’ne ait Saint Hilda Koleji’ne gönderilir.

Hikâyenin bundan sonrası kısmı ile ilgili çok az şey biliniyor.

Bilinen Zehra’nın Londra’daki kolejde hiç mutlu olmadığı ve Atatürk’ün yanına dönmek istediği.

•Okuldan artan kalan vaktinin çoğunu o sırada Fethi Okyar’ın büyükelçi olarak bulunduğu Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği’nde geçiren Zehra, Sabiha ve Rukiye’ye yazdığı mektuplarda “Ben burada kalmak istemiyorum. Ne olur babamızı ikna edin de yurduma döneyim” diye yalvarmaktadır. Atatürk’ün Zehra’nın eğitimini tamamlaması konusunda ısrarcıdır.• Okulun başlaması üzerinden yarım sömestr geçmiştir ki Zehra’nın psikolojisi bozulur ve hastalanır. Hastalığı bildirilenAtatürk’ten nihayet Türkiye’ye dönüş izni çıkmıştır.

19 Kasım 1935 günü, Fethi Okyar’la birlikte gemiyle Londra’ya geçen Zehra, oradan da Calais-Paris Ekspresi’ne bindirilir. Yanında bir refakatçisi vardır. Bir rivayete göre Fethi Okyar onu tanıdığı birine emanet etmiştir. Sabaha karşı 04:20’de Zehra rahatsızlandığını söyleyip hava almak için kompartımandan çıkar.

Bundan sonrası daha da meçhul. Resmî hikâyeye göre Zehra başı dönüp trenden düşmüştür.Şevket Süreyya’ya göre ise Zehra “İntihara benzer bir ölümle” ölmüştür. Atatürk’ün uşağıCemal Granda’nın anılarında ise hüküm daha nettir: “Zehra, midesinin bulandığını ve başının döndüğünü öne sürerek biraz hava almak için çıktığı kompartımanın koridor penceresinden, gölün kıyısından yüz yirmi kilometre hızla giden trenden kendini boşluğa bırakıvermiştir.”

Tren, Okyar’ın kızı teslim ettiği kimliği meçhul adamın bağırmasıyla ya da dönmemesi üzerine endişelenen refakatçisinin acil durum frenini çekmesiyle durur. Biraz araştırmadan sonra ceset bulunur. Haber önce Paris’e, sonra da hemen Ankara’ya ulaşır. Atatürk, Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak vasıtasıyla kesin talimatını verir: “İsmi açıklanmasın, tören yapılmasın, tahnit edilip hemen Ankara’ya getirilsin.”

•Telaşlanan Paris Büyükelçisi Suat Davas, “Aman felaket” diyerek elçilik görevlisi Firuz Kesim’i cenaze işlemleri için hemen Amiens’e gönderir. Gerisini ilk hareket eden trene elçilik için bağlanmış özel vagonla Amiens’e giden Firuz Kesim’den okuyalım:

“Amiens Kilisesi’ne gidildi. Bu kilise şapellerinden birinde üstü örtülü etrafı çiçekler, çelenkler ve haçlarla çevrilmiş biçâre Zehra’nın nâşı önünde bir saygı duruşu yaptık. Sonra kızın pasaportunu istedim, baktım, on yedi, on sekiz yaşında, Amasyalı Mehmed kızı Zehra! Fakat Atatürk’ün manevi evlâdı olduğuna dair küçücük bir işarete dahi tesadüf edemedim. Münasip bir lisanla, bu kızın Müslüman olduğunu anlatarak haçları kaldırttım.”•

Kızın kimliğinin ortaya çıkması zaman almaz. Paris’te Zehra’yı karşılamak için bekleyen elçinin kızları, Zehra trenden inmeyince telaşlanıp, Atatürk’ün manevi kızı olduğunu yetkililere söylemiştir. Fransız basınında haber birinci sayfalardan “Atatürk’ün kızı ve Osmanlı tahtının varisi kendini trenden atarak intihar etti” şeklinde verilir.

Cumhuriyetin ilanını tam anlamamış, Atatürk’ü hâlâ padişah zanneden Fransızlar için haber genç bir prensesin intihar hikâyesine döner. •Elçilik görevlisi Firuz Kesim Amiens’teki büyük cenaze törenini Ankara’nın talimatı gereği nasıl engellemeye çalıştığını şöyle anlatır: “Gittim ezile büzüle ‘Merhumenin Atatürk’ün kızı olmadığını, tahsile gönderilmiş fakir bir ailenin kızı olduğunu’ anlatıp merasimden vazgeçmelerini âdeta yalvararak rica ettim. Şaşırdılar ve bando ile silahlı askerleri geri çektiler ama gazetelerin verdikleri haberlerle toplanmış olan halka meram anlatmak kabil değildi.”•


Cenaze Paris’e kadar her gittiği istasyonda törenlerle karşılanır.
 Paris’te cenazeyi Fransa Cumhurbaşkanı’nın özel temsilcisi ve diğer ülkelerin elçileri çelenklerle karşılar. Oradan geçilen Marsilya’da da törenler olur. Cenaze burada özel olarak hazırlanan Teofil Gotye vapuruna konup İstanbul’a doğru yola çıkarılır. Vapur uğradığı limanlarda yine elçiler tarafından resmî törenlerle ve çelenklerle karşılanmaktadır. Ta ki İstanbul’a kadar.

Bunca görkemli törenden sonra cenazeyi taşıyan gemiyi sabaha karşı vardığı İstanbul limanında vali, birkaç devlet zevatıyla birlikte tabutu taşıyacak dört hamal karşılamıştır.

Cenaze aynı gün Teşvikiye Camii’ne götürülür. Oradan da Maçka Mezarlığı’na. Vali, resmî zevat, CHP teşkilatı ve öğrencilerin katıldığı cenazede Atatürk’ü Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak temsil eder. Maçka’daki mezarın üstüne de Atatürk’ün adını taşıyan büyük bir çelenk bırakır. •Haber önce gazetelerde şehir haberleri sayfalarında küçük olarak görülür. Ama intihar dedikoduları artınca gazeteler en yakın arkadaşı Sabiha Gökçen’in “hayır intihar etmedi” açıklamalarıyla cenazeyi birinci sayfalarına taşır.

Amasya Nüfus Müdürlüğü kayıtlarında Zehra Aylin’in hâlâ “Kapalı Kayıt” görünen ölüm hanesinin altına şu not düşülmüş:

“5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 33. maddesi ve anılan kanunun uygulamasına ilişkin yönetmeliğin 69. maddesi uyarınca Genel Müdürlük makamının 03.11.2008 tarihli oluru ile adı geçenin ölüm araştırması yapılacaktır. Araştırma sonuçlanıncaya kadar bu kayıt üzerinde işlem yapılamaz ve bu açıklama ölümün hukuki sonuçlarını doğurmaz” •

1999 yılında Hürriyet gazetesinde Maçka Mezarlığı kayboluyor başlıklı bir haber çıkar: “Maçka Mezarlığı’nın en garip öyküsü, tüm aramalarımıza rağmen mezarını bulamadığımız Atatürk’ün manevi kızı Zehra Aylin’e ait. Her hafta gelip Maçka Mezarlığı’nda büyüklerini arayan birçok torun gibi biz de Zehra’nın mezarını bulamadık.”

(Bu yazıda Amasyalı tarihçi Hüseyin Menç’in www.huseyinmenc.com sitesindeki “Atatürk’ün İlk Manevi Kızı, Amasyalı Zehra Aylin” adlı makalesinden ve Cemal Granda’nın Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri adlı hatıratından yararlanılmıştır.)


[email protected]