• 25.01.2013 00:00
  • (7670)

 “Baba çok iyi bir noktaya varıyoruz.” Bu sözler Paris’te öldürülen Fidan Doğan’a ait. DünTaraf’ta Tuğba Tekerek, konuştuğu Doğan’ın babasının en son yılbaşında gördüğü kızının yeni süreçten umudunu kendisiyle böyle paylaştığını anlatıyordu. Avrupa’da PKK için siyasi ve diplomatik faaliyetler yürüten kızının “Silah sıkmakla, kan dökmekle bir yere varamayız” dediğini de ekleyerek.

Daha önce Demirtaş Sakine Cansız’ın da yeni süreçten ümitli olduğunu, “Bu sefer olacak” dediğini aktarmıştı. 20 yıl önce Berlin Duvarı çöktükten sonra PKK içinde başlayan tartışmalarda silahlı mücadeleyi bırakıp, siyasi mücadeleye geçmeyi savunan bir klik içinde yer almış Cansız’ın 1996’dan beri de devletle yürütülen çeşitli müzakere süreçlerinde rol aldığı iddia edilmişti.

Ve Adem Uzun. PKK’nın Avrupa’daki üst düzey yöneticilerinden, KNK’nın yöneticisi, Oslo görüşmelerine katılan, müzakerelerde MİT’le sık sık görüşen isimlerden biriydi.

İlk ikisi Paris’in sayılı merkezlerinden Gar du Norde’deki Kürdistan Enformasyon Ofisi’nde öldürüldü. Üçüncüsü ise bu cinayetten üç ay önce Paris’in Nişantaşısı denebilecek Montparnasse’da bir cumartesi günü bir cafede otururken gözaltına alınıp, tutuklandı.

Çözüm sürecinde aktif rol oynayan üç isimden ikisi öldürüldü, biri tutuklandı. Peki, neden Paris’te oldu tüm bunlar?

Bu suikastla üç ay önceki tutuklama arasında ilişki kuran ilk isim PKK Yürütme Komitesi Üyesi, Kandil’deki en üst düzey kadın yöneticilerden Sozdar Avesta oldu. Dünkü açıklamasında şöyle dedi:

“Adem Uzun’u bütün Avrupa ülkeleri çok iyi biliyor. Görüşmelere katıldı. Devletin çok iyi bildiği bir isim. Fransa’da bir komplo sonucu içerdedir. Böylesi bir tuzakla Adem Uzun eğer o dönem Fransa bu oyunu açığa çıkarsaydı bugün bu katliamda olmazdı”

Adem Uzun’un tutuklanması Türkiye’de pek konuşulmadı. “Fransa’dan terör örgütüne darbe” gibi klişeleri saymazsak. Hâlbuki bu tutuklanmada sahiden pek çok gariplik vardı. Fransız polisinin açıklamasına göre Adem Uzun, bir cumartesi günü Montparnasse’da bir cafede PKK için tanksavar pazarlığı yaparken tutuklandı. Belki de kruvasanını yerken. Silah pazarlığı için fazla şeffaf ve şık bir ortam.

PKK gibi bir gerilla örgütünün tanksavarı ne yapacağını geçtik diyelim, herhalde Suriye’de, Irak’ta pazarlardan Baas eskilerini almaktansa, Avrupa’dan sıfır tanksavar almak istedi PKK.

Peki, Fransa’nın da terörist örgüt listesinde olan PKK’nın üst düzey bir yöneticisi olarak yıllardır Avrupa’da yaşayan, farklı ülkelerde dolaşan, hatta Avrupa Parlamentosu’nda toplantılara katılan, basın toplantıları bile düzenleyen Uzun’un bir örgüt yöneticisi olarak değil de, neredeyse bir silah kaçakçısı olarak gözaltına alınması tuhaf değil mi? Bunca yıl içinde ilk kez mi PKK için silah almaya kalktı acaba? Ya da kimden tanksavar alırken yakalandı? Hangi silah şirketi, hangi örgüt PKK’ya tanksavar satıyordu? Şık bir cafede tanksavar pazarlığı gibi, Bond filmi karesi gibi duran bu dikkat çekici gözaltıyla ilgili bu soruların hiçbirinin bir cevabı yok.

Akla gelen daha makul bir cevap var ama: Bu gözaltıyla, müzakere sürecinde, aktif rol alan, PKK adına Avrupa’daki müzakere organizasyonunu yürüten, rahat seyahat edebildiği için pek çok kilidin açılmasında etkili rol oynayan bir isim etkisiz hâle getirilmiş oldu.

Tam bu noktada Kandil’de Öcalan’a en bağlı grup olduğu söylenen kadın militanların liderlerindenSozdar Avesta’nın açıklamalarında daha da ilginç bir bilgi göze çarpıyor. Bugüne kadar neredeyse bir polisiye gibi didik dik edilmiş suikastla ilgili bilinmeyen bir bilgi bu: 

“Sakine Cansız Kürdistan dağlarına dönecekti. Kendisi belli bir çalışma, kısa dönemli bir çalışma için o alana geçmişti. Belli işlemlerini tamamlayıp bu alana dönecekti. Büyük ihtimalle bunu biliyorlardı. Sakine arkadaşın alana dönmesi gerekiyordu. Kendisi işlemlerini yapmak için Fransa’daydı ve serbest dolaşıyordu.”

Peki, bu “kısa dönemli çalışma” neydi? PKK, Sovyetik partilerden sonra dünyanın herhalde en çok rapor yazan örgütü. Her şey raporlarla yürütülüyor. Kısa dönemli iş denince insanın aklına acaba Sakine Cansız bir rapor için mi Paris’e gelmişti sorusu geliyor. Acaba bu kısa dönemli çalışmanın üç ay önce Adem Uzun’un tutuklanmasıyla bir ilgisi de var mıydı?

Acaba Kandil, Avrupa’da kimin bu süreci sabote etmeye çalıştığını mı araştırıyordu? Bu araştırmanın sonucu mu birilerini rahatsız etti ve Sakine Cansız’ın Kandil’e bu bilgilerle dönmesini istemediler?

Bu arada kafaları iyice karıştıran bir şey oldu ve suikastın bir numaralı zanlısı PKK’nın Paris’te Sakine Cansız’ı emanet ettiği yani güvendiği bir isim çıktı. Karayılan söylediği gibi resmen PKK üyesi olmasa da PKK’nın Avrupa’daki yapısı içinde en az iki yıldır yer almış, güvenilir adam mertebesine kadar yükselmiş bir isimden bahsediyoruz. Devletin, Gladyo’nun adamı diye geçiştirilemeyecek bir isimden.

PKK, yıllardır örgütsel menfaatleri için uluslararası aktörlerle dans etmenin bedelini ödüyor sanki. Avrupa’da bu kadar rahat örgütlenmesinin, “siz bize biz size dokunmayalım” sözleşmelerinden daha derin ve girift ilişkiler sayesinde olduğu ortaya çıkıyor. Ve bir gün geliyor o karanlık ilişkiler ağının içinden geçen bir adama bütün kapılar açılıyor ve o da en uygun zamanda işini yapıyor.

Kürtlerin de aydınlatılması gereken bir Uğur Mumcu, bir Hrant Dink cinayeti var artık. En başta aydınlatılması için kendi iktidarlarından, Kandil’den hesap soracakları bir fail-i meçhul cinayet. İlk soru: Neden bu adamı Paris’te Sakine Cansız’ın yanına verdiniz?

Şimdilik Kürtlerin de önüne akli dengesi yerinde değildir denen bir Mehmet Ali Ağca, bir Alparslan Arslan, bir Ogün Samast atıldı. Şimdi bu sorulara makul ve tatmin edici cevap arama sırası Diyarbakır’daki o görkemli cenazede toplanan Sakine’nin, Fidan’ın, Leyla’nın arkadaşlarında.

Onlar yapmazsa herhalde Öcalan ilk görüşmesinde bunu yapacak.

“Katiller bulunsun, hesap sorulsun”un Kürtçesi nasıldı?


[email protected]