• 6.01.2014 00:00
  • (3897)

 10 Ağustos 2010 günü İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne (daha sonra yurt dışındaki bir IP adresinden gönderildiği anlaşılan) bir email gelir. Fuhuş başlıklı mailde daha önce de sabıkası olan isimler, Rus ve Türk escort kadınların içinde olduğu 15 kişi fuhuş ve insan ticareti yapmakla suçlanmaktadır. Polis ve savcılık kimden geldiğini bile araştırmadığı ihbar mailinin üzerine soruşturma başlatır. Bu 15 isim hakkında “fuhuş faaliyetini telefon üzerinden gerçekleştirdikleri ile ilgili istihbari bilgiler” gereğince mahkemeden dinleme kararları çıkartılır ve örgüt suçu tespit edilip dosya Özel Yetkili Mahkeme’ye paslanır. Hepsi bir ay içinde olur.

 Telefonları dinlenenlerden biri “açık kimliği tespit edilmeyen” notu düşülen Seçil Koşar’dır. Tespit edilememiştir çünkü Seçil Koşar diye biri yoktur. Seçil Koşar adına dinleme kararı çıkarılan telefon ise S.K. adlı başka bir kadına aittir. Seçil Koşar davaya ad ve soyadı aynı harflerle başlayan S. K.’yı ekleyebilmek için uydurulmuş hayali bir isim, bir atlama taşıdır.

 Dört aylık dinlemeden sonra tuhaf bir şey olur. Örgüt lideri olarak geçen fuhuş, insan ticareti sabıkası olan iki isim ve escort kızlar hakkında dinleme kararı kaldırılır. Ama bir isim hakkında dinleme devam eder. Doğru tahmin; S.K.

 Soruşturmanın rengi o andan itibaren değişmeye başlar. S.K.'nın özel bir ilişki yaşadığı O.S. birden soruşturmaya dahil edilir. Onun üzerinden de Marmaris’te görevli askerler. Onlardan biri emekli bir Albay’dır. O emekli Albay üzerinden yanında çalıştığı yat işletmecisi B.Ö. soruşturmaya dahil oluverir.

 Bırakın S.K.’yı, O.S.'nin bile B.Ö.’yle tek bir telefon görüşmesi yoktur. Dava dosyası taşların üzerinden atlaya atlaya büyümekte, esas amaca doğru yürümektedir. Bu arada ihbar mektubundan dördüncü ilişki zincirinde varılmış B.Ö.’yü unutmayın. Az sonra büyük bir casusluk şebekesinin lideri ilan edilecek.

 Sonra daha da tuhaf bir şey olur. Soruşturmaya hiçbir gerekçe göstermeden N.K. adlı asker erkek arkadaşları olan bir üniversite öğrencisi de eklenir. Tabii ona dokunan bütün askerler de.

Soruşturmanın üzerinden bir yıl geçmiştir. Artık baştaki atlama taşı olarak kullanılan sabıkalı fuhuş çetesine ihtiyaç kalmamıştır. Soruşturmanın sebebi olan fuhuş çetesinin dosyası ana dosyadan ayrılıverir.

 İlk ihbar mektubundan itibaren iki yıl geçmiş, dosyadaki şüpheli sayısı 45’e çıkmıştır. 45 kişinin iki yıl boyunca telefonları dinlenmiş, Marmaris ve İstanbul’a gidilip şüpheliler fiziki olarak takip edilmiştir. Ama iki yıl sonunda 45 şüpheli hakkında somut hiçbir delile ulaşılamamıştır.

Bu arada N.K.’nın telefon kayıtları istenir. Bir hafta gibi  bir zamanda kayıtlar gelir, incelenir ve dosyanın seyrini değiştiren karar verilir: Bu artık bir fuhuş soruşturması değil, söz konusu olan TCK’nın Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk başlığı altında incelenmesi gereken bir suçtur.

 Ve sıra gelir aranan o delilin bulunmasına. 8 Mayıs 2012 tarihinde İzmir Başsavcısı, dosyaya Cumhuriyet Savcısı Zafer Kılınç’ı atar. Kılınç, bir gün içinde iki yıllık dosyaya Matrix’teki Neo’nun kung fu öğrenme hızında hâkim olur bir telefon görüşmesini gerekçe gösterip “gecikmesinde sakınca bulunan hal değerlendirilmesi” yaparak marina işletmecisi olan B.Ö.’nün evleri ve iş yerleri hakkında arama kararı çıkartır. Aranan evlerden biri iş adamının bulunmadığı Sapanca’daki çiftliğidir. Aramaya kanunlara aykırı olarak davanın sahibi İzmir polisi de katılır. Aranmayla ilgili iki farklı tutanak vardır. Tutanaklardan birine göre evden suç unsuru olarak sadece antika silahlar çıkmıştır. İkinci tutanakta aramaya katılan polis sayısı, aramanın saati her şey farklıdır. Ne tesadüf ki aranan delil İzmir polisinin aradığı tek bölümde, yine ne tesadüf ki kilitli kasaların olduğu evin kütüphanesinin bir rafından çıkar. Kütüphane rafına öylece bırakılmış iki flaş bellek ve iki hard disk  içinden çıkan Pandora adlı dijital belgelerden devlet sırrı olan dokümanlar, savcıya göre bir casusluk örgütü şemasının olduğu bilgiler çıkmıştır.  O belgeler çoğu asker yüzlerce kişinin başını yakar. B.Ö.’nün parmak izi alınması talebi aylarca reddedilir, arama sırasında polis kamerası ise nedense bazı anlarda arıza yapmıştır.

 Pandora adlı bu dijital bilgilerin çıktığı bir diğer adres ise daha tuhaf. Hakkında 49 kez bir hafta uzatılan dinleme kararları olmasına rağmen N.K.’nın hiç yaşamadığı (anne ve babası boşanmış olduğu için) görme özürlü babasının evi. Pandora adlı belgelere göre arkadaşlarının “bir askerle evlenmek istiyordu” dediği, üniversite öğrencisi N.K. casusluk örgütünün liderlerinden biridir.

 Yine ne büyük tesadüftür ki aynı dijital belge, askerî alan dışında yaşayan, İzmir polisinin aradığı, aramaya evde ikamet edenlerin katılmadığı ya da geç katıldığı, yine ne tesadüf ki önceden mahkemelerden teknik yetersizlik yüzünden dijital verilerin yedeklerinin sanıklara teslim edilmeme kararı alınmış 10 sanığın evinden daha çıkar. Yine parmak izi talepleri reddedilir, delil torbaları kanunsuz olarak açılır, vb… Bu belgelerin çıkmadığı diğer 347 sanığın suçu ise o dijital dokümanlarda adlarının bilgisayarı açmasını bilen herkesin üretebileceği bir belgede geçmesidir.

 Aralarında amiral ve generallerin de olduğu 316’sı muvazzaf ve emekli asker, 357 sanıklı Askerî Casusluk Davası işte böyle başladı.

18-20 aylarını tutuklu geçiren, bütün kariyerleri ellerinden alınan, neredeyse tasfiye edilen sadece askerler değil. Aralarında şimdiki İçişleri Bakanı Efkan Âlâ’nın da olduğu 400’ü üst düzey bürokratın da adı Pandora adlı belgelerde geçtiği için dava dosyasına girdi. Haklarında idari işlem yapılanlar oldu. Çoğu asker 2500 kişi hakkında ise fişleme yapıldı. Özel hayatları deşifre edildi, daha PKK’ya, Kıbrıslı Rumlara istihbarat satmakla suçlandılar.

 15 ay süren yargılamadan sonra mahkeme bütün sanıkların fuhuş ve askeri casusluk suçlarından beraatine karar verdi. 44 sanığa “Örgüt üyeliği, örgüte yardım, devletin gizli belgelerini temin etmek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek” suçlarından cezalar verdi. Fuhuş diye başlayan, casusluk diye devam eden davadan geriye kala kala bu suçlar kaldı.

 Aralık 2013’te Yargıtay 9. Ceza Dairesi, temyiz incelemesini tamamladı. 43 sanık hakkında verilen mahkûmiyet ve beraat kararlarını onadı. Balyoz da karar veren daire, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın  13 sanık için “Dijital verilerde suçlar sabit değil. Bilgisayar kullanıcı adlarının başkaları tarafından oluşturulması mümkündür” görüşüyle bozma talebini dikkate almadı. Aralarında amirallerin, TUBİTAK yöneticilerinin olduğu sanıklar 2 yılla 17 yıl arasında değişen hapis cezaları aldılar. Ordudan ihraç edilenler, terfileri yananlar oldu.  Medyatik fotoğraflar, büyük iddialarla servis edilen casusluk dosyası böylece sessizce kapandı.

Geçen haftaya kadar. Geçen hafta ilginç bir şey oldu ve bu soruşturmayı başlatan İzmir Emniyeti’ndeki polis amiri son paralel devlet tasfiyeleriyle birlikte görevinden alındı. İddia casusluk dosyasında askıya alınan o 400 üst düzey bürokrata yönelik bir soruşturma ve gözaltı için düğmeye basılmak üzere olduğu…

Davada yargılanan bir asker sanığın mahkemedeki savunmasında kullandığı bir ifade bu aralar oldukça popüler: Milli orduya kumpas...

 Dava dosyalarını okumadan, kategorik olarak yeniden yargılanmalara karşı çıkanlara önemle duyurulur…