• 28.02.2014 00:00
  • (6776)

 52 yaşındaki diş doktoru kadın mahkeme başkanına yaklaşarak “özel” diyerek bir belge uzattı.

Sanıkların “açıklayın” diyerek belgeyi sormaları üzerine gerçek ortaya çıktı.

Davanın bir numaralı sanığı olan Albay tarafından parayla erkeklere satıldığı iddia edilen kadın, Emniyet’teki ve savcılıktaki ifadelerine rağmen kendisini davaya müşteki yazan savcıların iddialarını çürütmek için mahkemeye bekâret raporunu sunmak zorunda kalmıştı.

Ama bu trajik olay bile Aralık 2013’te Yargıtay’ın İstanbul’daki Askeri Casusluk davasında çoğu asker ve TÜBİTAK çalışanı 44 sanığa toplam 270 yıl hapis cezasını onamasını engellemedi.

Dava, bugün dinlenen kriptolu telefondan, montaja, tape eklemekten, delil yerleştirmeye ama  en çok da Başbakan’ın doğrudan suçladığı TÜBİTAK’ta ne olup bittiğine kadar yaşananları anlamak için bir ibret vesilesi, bir paralel suç geçit töreni…

Her şey, pek çok diğer davada olduğu gibi bir ihbar mailiyle başlıyor. 2010 yılında Gölcük’teki bir fuhuş çetesiyle ilgili İstanbul Emniyeti’ne gelen fuhuş çetesi ihbarına nedense Kocaeli Emniyeti değil, İstanbul Emniyeti ve nedense de Özel Yetkili Savcılık bakıyor. İhbardan sonra Albay İbrahim Sezer ve Gölcük’te görevli bazı askerlerin evlerine ve işyerlerinde arama yapılıyor.

O sırada İstanbul’da görev yapan Albay Sezer’in kendi evi ya da ofisinde değil, daha sonra kendi ifadesiyle garsoniyer olarak arada bir kullandığını söylediği arkadaşının kiralık evindeki aramaya apartmandaki 77 yaşındaki bir yaşlı adam refakat etmiş. Ve evden onlarca askeri ve bürokratı yakacak dijital belgeler bulunur.

Peki zina suç olmadığına göre Albay’la fuhuş ihbarı arasında ne ilişki vardı?

Polise göre Albay, telefon tapelerinde Vika kod adlı ihbar edilen fuhuş çetesinin lideri olan kadından bahsediyor. Ama Albay Sezer, ifadesi sırasında sorulan bu tapeyi reddediyor. Savcılık inceleme başlatıyor ve gerçekten de tapenin Albay’ın dosyasına polis tarafından eklendiği ortaya çıkıyor. İlgili polisler hakkında dava açılıyor.

Ama artık herşey için çok geç. Başlatma vuruşu o ihbarla yapıldı ve Albay’ın evinden dünya tarihinin en kalabalık casusluk teşkilatının belgeleri çıkarıldı bir kere.

Casusluk belgelerinin çıktığı evlerden biri deniz üsteğmenler Deniz Mehmet IRAK, Emrah KÜÇÜKAKÇA ve Ramazan BOZ'un kaldığı bir ev. Ev, kimsenin bulunmadığı, savcının bile gelmediği bir saatte polis tarafından basılır. Ama bir tuhaflık vardır, arama tutanağında Emrah Karaca yazmaktadır. Emrahlar karışmıştır. Ama daha tuhafı, Emrah Küçükakça’nın odasında yapılan aramadan hiç tanımadığı Emrah Karaca adına hazırlanmış dijital belgelerin çıkmasıdır.

Yanlış Emrah’ın evinde aranan Emrah’a ait çıkan 78 numaralı CD’de adı geçtiği için tutuklananlardan biri TÜBİTAK Ulusal Elektronik Kriptoloji Araştırma Enstitüsü’nde görevli mühendis Merdan Metin olur.

Dosyayı fuhuştan casusluğa bağlayan bir başka TÜBİTAK'çı olacaktır.

TÜBİTAK’ın gıda çalışmaları biriminde görevli Birdem Çetinkaya AMOUTZOPOULOS soyadından anlaşılacağı gibi İstanbul’daki bir Türk-Yunan bankasında çalışan bir Yunan vatandaşıyla evlidir. 2009’da kendisini Tuğamiral Abdullah GAVREMOĞLU olarak tanıtan biri aramış ve “Üzerinden Yunanistan’a bilgi ve belge sızdırmayı” teklif etmiştir. Çetinkaya tuhaf telefonu TÜBİTAK’ın Güvenlik Müdürü Yücel Çipli’ye bildirir. Çipli de kurum telefonundan MİT’e.  Daha sonra bütün yazışma ve belgelerini mahkemeye sunmasına rağmen bu tuhaf trafik TÜBİTAK’ın bütün gizli projelerinin güvenliğinden sorumlu Yücel Çipli’yi casusluk şebekesi lideri, Birdem Çetinkaya ve diğer beş TÜBİTAK görevlisini de çetenin üyesi yapmaya yeter.

Albay İbrahim Sezer’in evinde bulunan dijital belgelere göre Çipli, ayrıca bütün TÜBİTAK’ı fişlemiştir. Hatta ölmüş çalışanları bile.

Savcıya göre çetenin PKK ile bile ilgilisi vardır. Dijital belgelerde, çetenin TÜBİTAK’taki bağlantılarına üzerinde çalıştıkları Türk Silahlı Kuvvetleri’nde güvenli telsiz haberleşmesini sağlayan “MILSEC-3” (KY- 58 Ses Emniyet Cihazı) projesi için, “Dağ kadrosu için tehlikeli. Hava yer haberleşmesi kriptolu olacak durduralım, hiç olmazsa yavaşlatalım. Kripto kodlarını ele geçirmeliyiz” dendiği bile iddia edilir.

 

Peki, dünya çapındaki bu casusluk ve fuhuş çetesi için dijital belgeler dışında bir fiziki takip, belge teslim edildiğine dair bir suçüstü ya da fuhuşsa bir cinsi münasebet belirtisi bulunabilir mi?

Cumhuriyet tarihinin hatta belki de dünya tarihinin bu en büyük casusluk şebekesi çökertilirken polis bir kez fiziki takip yapar. Casusların buluştuğu bir cafeye gitmeye çalışır. Ama fiziki takibi yapan polislerin tutanağına göre “trafik sıkışıklığı ve fiziki engeller yüzünden” Temmuz ayında şehir merkezindeki o cafeye bile ulaşıp casusları buluşurken görüntüleyemez.

Gölcük Askeri Hastanesi’ndeki bir jinekoloğun hastalarıyla yaptığı görüşmeler fuhuş görüşmesi gibi gösterilir. Bir asker, bir hayat kadınıyla yaptığı söylenen ses kaydındaki sesin kendisine ait olmadığını söyler ve ses örneği vermek ister kabul edilmez.

Bu kadar patırtıdan sonra mahkeme casusluk şebekesinin başı olarak gösterilen Albay İbrahim Sezer ve TÜBİTAK Güvenlik müdür Yücel Çipli hakkında casusluktan değil, kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi”, “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme”, “özel hayatın gizliliğini kayda alma suretiyle ihlal” gibi suçlardan ceza verir.

Yani baştaki casusluk ve fuhuş iddiası karar verilmeden çöker. Yargıtay’a giden dosyada da Yargıtay Başsavcısı’nın dijital belgelerin delil olarak kabul edilmesine yaptığı itiraza rağmen karar onanır.

Sadece adı bir dijital belgede geçen TÜBİTAK Güvenlik Müdürü Yücel Çipli 15 yıl hapis cezası alır. 4 TÜBİTAK çalışanına daha ceza verilir.

Ama TÜBİTAK için dava burada bitmez. Soruşturmada adı geçen TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü'nde görevli 20 civarında TÜBİTAK çalışanı daha sonra  istifa eder. İstifaların tehditle yaptırıldığı iddia edilir. TÜBİTAK’ta boşalan kadrolara yeni isimler gelir. O gelen isimler kadroları kendilerine yakın isimlerle doldurur.

Kabine değişikliğinde TÜBİTAK’tan sorumlu bakanın değişmesine şaşanlar, Başbakan’ın ofisine böcek soruşturmasında bir TÜBİTAK yöneticisi görevden alınca uyanır.

Ve Başbakan çıkar TÜBİTAK’ın kendisine verdiği kriptolu telefonu bile dinlendiğini açıklar. Dinlemenin üssü orası der…

Yani her şeyin bir hikayesi var…