• 5.03.2014 00:00
  • (3988)

 “Bu bandın bir TV kuruluşuna sızdırıldığı çok açıktır. Bütün bunlar, devlet içindeki bazı odakların partimize karşı bir komplo hazırladıkları  olasılığını akla getirmektedir. Eğer bu olasılık gerçekse yaşanan bir  büyük devlet skandalıdır.”

“Sanıkları belli davayı partimize yönelik bir siyasal davaya dönüştürmek isteyenlerin amacı yerel  seçimlere giderken partimizi kanıtlanmamış, dayanıksız suçlamaların  odağı haline getirmektir.”

“İkinci olasılık mali şubece yapılan sorgulama bandının birileri tarafından montaj yoluyla saptırılmış olmasıdır.”

“Siyasiler  kendini yargı yerine koyarsa hukuk devleti gerçekleşmez. Bantla ilgili  incelemeler sürüyor, asıl gerçek o zaman ortaya çıkacak. Bazı kurum ve  kuruluşların kendini yargı dışında görmeleri ancak totaliter sistemlerde  olur.”

“Burada amaç sola karşı sivil darbe girişimidir.”

Son cümle olmasaydı, bu cümlelerin dün Kırıkkale mitingi sırasında Başbakan  Erdoğan’ın ya da 17 Aralık üzerine televizyonlara çıkan bir AK Partili  bakan, yetkilinin konuşmasından olmasına herhalde kimse şaşırmazdı.

Üzerinden  geçen 21 yıla rağmen güncelliğini koruyan sözlerin ilk üçü Türkiye sol  siyasetinin en saygın isimlerinden biri olan Aydın Güven Gürkan’a ait.

SHP’nin iki numaralı koltuğunda otururken düzenlediği basın  toplantısında söylenmiş sözler. Dördüncü cümle dönemin SHP’li Adalet  Bakanı Seyfi Oktay’dan. Son cümle ise dönemin İstanbul  Belediye Başkanı  Nurettin Sözen’den.

Doğru tahmin. İSKİ skandalı üzerine  söylenmiş sözler bunlar. Daha doğrusu İSKİ Skandalı sonrasında yaşanan  siyasi operasyonlar üzerine.

Ama amaç ne siz de böyle  demiştiniz diye topu CHP ağlarına göndermek ne de yolsuzluk yapan hep  aynı argümanları kullanıyor işte diye CHP-C(Cemaat) saflarına pas atmak.

Tam  aksine, siyasetin dünyanın her yerinde mütemmim cüzü olan yolsuzluk  iddialarının, siyasete, demokrasiye, barışa karşı nasıl bir siyasi  mühendislik aracı olarak kullanıldığını yeniden hatırlatmak

İSKİ  skandalı. Evet, 1993 yazında genel müdür Ergun Göknel’in aşk trafiği ve  ardından boşanma davası vesilesiyle patlak veren yolsuzluk skandalı bu.

Yukarıdaki sözlerin sahipleri de bu kadarını inkâr etmiyor. Peki bu öfkeleri neye?

Yolsuzluk  soruşturmasının SHP’yi tasfiye operasyonuna dönmesine. Nasıl oluyor bu?

1993 Temmuzunda İSKİ skandalı ortaya çıkıyor. İstanbul Mali Şube Müdürü  Salih Güngör, Fatih Cumhuriyet Savcısı Selim Ulaş. Skandalı ortaya  çıkaran Hürriyet ve Temiz Eller programını yapan gazeteci Yıldırım  Çavlı.

Dava açılıyor. Davanın açılmasından 4.5 ay sonra  televizyonlar İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel’in SHP’li bakanları, üst  düzey yöneticileri suçlayan sorgu kayıtlarını yayınlamaya başlıyorlar.

Uğur Dündar, Yıldırım Çavlı gibi CHP’li gazeteciler. Her gün bir kaset  ortaya çıkıyor. Bakanlarla ilgili rüşvet iddiaları, yasa dışı bağışlar,

İSKİ’nin maaşa bağladığı 29 gazeteci...

Soruşturmayı yürüten savcı “Bana emniyetten böyle bir sorgu kaseti gelmedi” açıklaması yapınca skandal ortaya çıkıyor.

İddia  ciddidir: Ergun Göknel’in Emniyet’te ikinci kez sorgulanmış ve hukuki  olmayan vaatlerle SHP’li politikacılar aleyhine konuşturulmuştur. Ortaya  çıkan bu korsan 5 saatlik sorgu kasetleri 1993 Aralık ayında, yerel  seçimlere üç ay kala parça parça televizyonlara servis edilince SHP  ayağa kalkar.

(Kasetler bugün olduğu gibi o gün de siyasilerin  elinde gezmektedir. Yavuz Donat bir gece Ankara’da otururlarken Eyüp  Aşık’ın apar topar yanından ayrıldığını, Nereye gidiyorsun diye  sorulunca da “Mesut Beyde bir kaset varmış. İSKİ ile ilgili yeni bir  kaset onu izleyeceğiz” dediğini yazar.)

SHP’nin iki numarası  rahmetli Aydın Güven Gürkan’ın “devlet içindeki kimi kesimleri SHP’ye  operasyon yapmakla” suçladığı açıklamasının tamamını hatırlayalım:

“İSKİ  davasının sonuçlandırılma aşamasına çok yaklaşıldığı ve bazı tutuklama  kararlarının kaldırıldığı bir dönemde bir televizyon kuruluşu birdenbire  ikinci bir bant olayı ortaya çıkarmıştır. Posta yoluyla gönderildiği  iddia edilen bu bant, sorumlu ve yasalara saygılı bir basın anlayışının  gereği olarak derhal savcılığa verilmesi gerekirken yayınlanmıştır.

Ancak bu bandın yeterli yankı meydana getirmemesi üzerine bu yayından

15-20 gün sonra bu kez de yazılı basın aracılığıyla ve daha da  büyütülecek yeni bir yayın yapılmıştır. Üstelik bu konuda hiçbir  ilgisinin de olmadığı açık olan Adalet Bakanı da istifaya davet edilerek  olay saptırılmaya SHP’ye doğru yöneltilmeye çalışılmıştır.

Birinci  olasılık şudur: Ergun Göknel bantları ve tutanakları savcılığa teslim  edilen sorgulamasının dışında ikinci bir sorgulamaya alınmış  bu sorgulama bandı bir başka uygun zamanda kullanılmak üzere saklı  tutulmuştur.

Bu sorgulamayı kimler niçin yapmıştır ve neden bu ikinci  sorgulama zamanında savcılığa gönderilmemiştir. Bant niçin saklı  tutulmuş ve neden davanın sonuçlandırılmasına yakın bir aşamada o da  sızdırma yöntemiyle ortaya çıkarılmıştır.

İkinci olasılık, mali şubece yapılan sorgulama bandının birileri tarafından montaj yoluyla  saptırılmış olmasıdır. Bunu kim yapmıştır, hangi amaçla yapmıştır,  arkasında kimler vardır... Bunları hızla bilmek ve öğrenmek istiyoruz.

İSKİ’deki yolsuzluk olayı SHP’ye yönelik faili meçhul bir komplo haline dönüştürülmek istenmektedir.

Turizm  Bakanı Abdülkadir Ateş ile ilgili sözler bantta yer almamaktadır. Ergun  Göknel’in SHP’li olmayan bir başka politikacı için söylediği sözler  kamuoyuna sanki SHP'li Ateş için söylenmiş gibi sunulabilmektedir.”

İddialar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açar ve TV'lerde yayımlanan sorgu kayıtlarının Emniyet'ten savcılığa teslim edilmediğini tespit eder.

Peki, bu kaset operasyonu amacına ulaşır mı?

Önce bunun için 1993 yılındaki SHP’yi hatırlamak gerekir. 1989 Yerel  Seçimleri’nde büyük başları elde etmiş, 1991 seçimlerinde HEP’le seçim  ittifakı kurup, Kürt milletvekilleri Meclis’e taşımış, DYP ile koalisyon  ortağı olmuş,  demokratikleşme, Kürt sorunu konusunda çok ileri laflar  eden ve projeler ortaya koyan bir SHP’dir bahsettiğimiz.

1993 yılı bir darbe yılıdır. Uğur Mumcu suikastı, Özal’ın ölümü, Eşref Bitlis suikastı, 33 er olayıyla çözüm sürecinin çökmesi, Mehmet Ağar Emniyet  Genel Müdürü olup, devletin Kürt sorununda rutin dışına çıkma kararı vermiştir.

Bunun önünde kalmış en büyük engellerden biri bu SHP’dir.

Yerel seçimlere üç ay kala SHP, orduya, devlete yakın Kemalist gazeteciler  üzerinden patlatılan İSKİ skandalıyla sarsılır. Yetmez, seçime aylar  kala kasetler ortaya sürülür.

İSKİ skandalıyla çalkanan  partinin lideri Erdal İnönü siyaseti bırakır, Genel Başkanlığa  Murat Karayalçın seçilir.

 3 Mart 1994’te SHP’nin Meclis’e soktuğu DEP’li  vekiller yaka paça Meclis’ten gözaltına alınır. 27 Mart 1994 yerel  seçimlerinden SHP büyük bir hezimetle çıkar. 1989’daki oyları 11 puan  düşer, büyükşehirleri kaybeder. Ve 1995’te parti aylarca İSKİ skandalı  üzerinden SHP'yi yerden yere vuran Deniz Baykal’ın CHP’siyle birleşir.

Daha doğrusu Baykal’ın CHP’si SHP’yi yutar.

Operasyon  başarıyla tamamlanmıştır. Yolsuzluklar, kasetlerle devletin rutin dışına  çıkması önündeki tüm engeller kaldırılmış, solcu, muhalif SHP yerini  devletçi, ulusalcı CHP’ye bırakmıştır. Siyaset mühendislikle istenen  kıvama getirilince binlerce fail-i meçhul cinayetin işlendiği karanlık  bir devir açılır.

Yolsuzluk operasyonunun aktörleri ne olur  peki? Kasetlerin servis edildiği Mesut Yılmaz’ın hükümeti yolsuzluk  iddiasıyla çöker. Temiz Toplum için imza kampanyası başlatan ANAP İl  Başkanı Erol Aksoy ve ilk imzacılardan Gülay Atığ’ı da aynı kader  bekleyecektir.  Soruşturmayı yürüten Mali Şube Müdürü yıllar sonra  mafya, çete, dolandırıcılık suçlamalarıyla gözaltına alınır, yargılanır.

Skandalı patlatan gazeteci Metin Göktepe’nin ölümünden sonra onu  terörist ilan etmesiyle hatırlanır. Kasetleri yayımlayan diğer  araştırmacı gazeteci ise kafasında bone karafatmalar peşinde koşarken…

Tabii  tarih her zaman tekerrür etmez. Siyasi mühendislik projelerine karşı  meydanları dolduran “koyun sürüleri”, etrafta dolaşan “çakal sürülerine”   karşı bu kez yıllar sonra yaklaşan barışı, koruyup bir daha asla da  diyebilir…