• 9.03.2014 00:00
  • (4333)

 Açık oy gizli sayım ilkesine göre yapılan 1946 seçimlerinden  bir yıl

sonrası.  2. Dünya Savaşı’nın kazananlar kulübünde yer almanın şartı

olarak çok partili hayata geçmek zorunda kalan CHP, bu kez partilerin

aday gösterdiği muhtarlıkları DP’ye kaptırmamanın telaşında.

 

Mersin merkeze 18 saat uzaklıkta Toroslardaki 2700 nüfuslu Arslanköy'de

sandığı dört gözle beklemektedir.  Eski adı Efrenk olan, Kurtuluş

Savaşı’nda köydeki direniş yüzünden adı Arslanköy’e çevrilen köyde

1946’dan beri Demokratlar ağırlıktadır.

Sandık en çok sekiz yıldır köyü cebren ve hileyle yöneten CHP’li muhtar Tahir Şahin’i  telaşlandırmıştır.

Köyde ilk sandık 21 Şubat 1947 günü Halkevi’ne konur. İtirazlar olur,

adaylar, DP’liler sandığa yaklaştırılmaz, hatta oy sandığında bir

gözetleme deliği bile bulunur. Seçim iki gün sonraya ertelenir. Bu kez

sandık köy odasına konmuştur. Akşama kadar oylar verilir. Seçimin

başındaki Bucak müdürü “hastalandım” deyince, sayım ertesi güne kalır.

Sandığın karakolda beklemesine müsaade etmeyen aralarında kadınların da

olduğu köylüler, köy odasının önünde jandarma erleriyle sabaha kadar

soğukta sandığı beklerler.

Ertesi gün sayım başlar. Demokratların adayı Harun Yedigöz açık farkla önde gitmektedir.

Vaziyeti anlayan eski muhtar, azalarından birkaçını da alıp Mersin’e kaçar.

Sayım beklediği gibi bitmiştir. Demokratların adayına 566, CHP'li eski

muhtara sadece 54 oy çıkmıştır. Bucak müdürü, muhtarın vekili sonucu

onaylar, fakat devir teslim için muhtarın da imzası gereklidir. Ama

muhtar ortalıkta yoktur.

Sandık, köyde herkesin güvendiği öğretmen Mustafa Kubilay’ın evine konur.

Bu arada eski muhtar 19 saatlik yolculuktan sonra Mersin’e varmış, CHP’li

valiye seçimde hile yapıldı diye şikayette bulunmuştur. Vali de tabii ki

seçimin yenilenmesine karar vermiştir.

Jandarma yüzbaşı Sıtkı Dağgeçen, Hususiye müdürü ve bir bölük asker seçimi yenilemek için köye

doğru yola çıkarlar. Kara saplanırlar, atlarla yola devam ederken,

seçimi kazanan DP’li muhtar Harun Yedigöz’le karşılaşırlar. “Mazabatamı

aldım, tasdike gidiyorum” diyen muhtara “geri dön seçim yenilenecek”

deyip birlikte köye varırlar.

“Sandık nerede” diye soran Jandarma yüzbasışına köylüler “seçimin yapıldığını, reylerin tasnif

edildiğini söyleyerek yeniden seçim yapmayacaklarını” söylerler.

Dinlemez. Sandığı almak için öğretmen Mustafa’nın evine gider. Öğretmen

ancak bir hakime sandığı verebileceğini söyleyip sandığı teslim etmez.

İtiş kakış başlar. Köyün kadınları öğretmen Mustafa Kubilay’ın ve sandığın etrafını sararlar..

Köylü kadınlar yüzbaşıya yalvarmaktadır. Çukurova’da savaş yüzünden kahraman diye ünlenmiş 16

çocuk annesi Ayşe Çelik yüzbaşının eline kapanır “Biz seçimi, yaptık

yüzbaşım ve sevdiğimiz adamı muhtar seçtik. Bu işler bozulmasın. 8

senedir köyün başına bela olan o eski muhtar seçilmesin bize acıyın” der

ama dinletemez, iteklenir. İtiş kakış sırasında hamile bir kadın

tekmelenir, çocuğunu düşürür. Doktor müdahale eder. Gerilim artar.

Yüzbaşı Sıtkı erlerine süngü tak ve ateş emri verir. Askerler kalabalığa

doğru ateş açarlar. Köylüler kaçışır. Ellerine geçen taşları askerin

üzerine atmaya başlarlar. Bu sırada daha sonra mahkemede tanıkların

sarhoştu dedikleri yüzbaşı taşlara takılır, düşer ve başından yaralanır.

Ertesi gün köye Silifke’den 145 asker gönderilir. Olaylara karışan 92 kişi

toplanıp Mersin’e götürülür. Evlerinden alınanlar arasında emzikli

bebekleriyle kadınlar da vardır. İsyanın başı diye gösterilen köy

öğretmeninin sırtına kışın o şartlarda 19 saat süren yol boyunca 60

kiloluk telefon santralı yüklenir.

Mersin’de işkenceyle

ifadeler alınır. 20’si kadın, 27’si erkek 47 köylü tutuklanıp, Mersin

Hapishanesi’ne konur. Tutuklananlar arasında en büyüğü dört aylık

bebekleriyle birlikte beş kadın da bulunmaktadır.

Davanın başlaması 8 ay sürer. 20’si kadın 47 sanık 8 ay hapishanede kalır. Önce Mersin’de ardından Konya’da…

Adalet Bakanı Şinasi Devrin, mahkemeyi Mersin’den Konya’ya aldırır. Yakınlarda

Adana'da ağır ceza olmasına rağmen. Dava başlamadan Sivas Ağır cezadan

bir hakimi Konya’ya atar. Atamadan önce de Ankara’ya çağırıp, bakanlık

bütçesinden harcırah verdiği ortaya çıkar.

Hakim gereğini

yapar. Memura mukavemet gibi ilk suçlamaları toplu işlendiği için isyana

çevirir, bazı sanıklar için idam istenmektedir artık.

Dava yurt çapında büyük ilgi görür, Kenan Öner, Samed Ağaoğlu, Refik Şevket

İnce gibi ünlü DP’li isimler köylülerin gönüllü avukatlığını üstlenir.

Dava için 92 sanık ve 100’ü aşkın tanığın Konya’ya Mersin garından

kalabalık bir DP’li grup uğurlar. Küfelerle üzümler, yiyecekler

getirilmiştir. Tren kalkarken sanıklar camlardan “Yaşasın Demokrat

Parti” diye bağırmaktadır.

Tren Konya yolunda bütün istasyonlarda DP’liler tarafından karşılanır. Konya’da da büyük bir karşılama olur.

Duruşmaya yüzlerce avukat müdahil olarak katılmıştır. İlk duruşmaya Silifke’den

köye gönderilen askerler arasında yedek subay olarak bulunan Mehmet

Çağlar’ın yazılı ifadesi damgasını vurur. Çağlar, ifadesinde yüzbaşıyı

suçlamakta, “köyde bir isyan havası yoktu, köylüler bizi iyi karşıladı”

demektedir.8 aydır hapiste olan Maviş Aygöz, Ümmü Kut, Fatma

Keçeli, Elif Bozdoğan Halime Yıldırım’ın kucaklarında uyuyan en büyüğü

dört aylık bebekleri daktilo sesiyle uyanır ve ağlamaya başlar.

Küçücük salona sıkışmış sanık sandalyesindeki kadınlar bir taraftan ağlayan

bebeklerini susturmaya çalışmakta, bir taraftan da dua etmektedir.

İlk sözlerden birini alan Ayşecik adlı kadın “9 çocuğum var, beşi bakıma

muhtaç onları eve kitleyip geldim. Biz savaşta düşmanla gırtlak gırtlağa

boğuştuk nasıl devletimize isyan ederiz” diye duruma isyan eder.

İsyanla yargılanan Fatma Keçeli bebeğiyle ayağa kalkar: Olaydan iki gün evvel

kucağımda gördüğünüz bu yavruyu doğurmuştum. Lohusalık beni sarsmıştı.

Değil odamdan, yatağımdan dahi çıkacak halde değildim. Bu durumda bir

kadın nasıl olur da silahlı jandarmalarla boğuşur” deyince hakim sorar:

-Peki seni neden bu işe karıştırdılar?

Cevap basittir: Görümcemin kocasını Demokratlar muhtar seçtiler Suçum demokrat muhtarın akrabası olmaktan ibarettir.

32 yaşındaki Zeynep Türkmen söz alır sonra: “Eski muhtar Tahir’in elinden

yanmıştık bize etmediğini bırakmadı. O gün yüzbaşının eline ayağına

kapandık. Dinlemediler hepimizi itelediler, üzerlerimize silahla

yürüdüler. Biz köyümüzde silah seslerini Fransız işgalinde bile

işitmemiştik.”

Sonra sanık Elif Bozdoğan ayağa kalkar, bebeğini koltuğunun altına alır, bacaklarını iki yana açar ve hakime zor bir soru sorar

“Hakim bey, rey demek ırz demektir. Soruyorum sana,  cevap ver, ırzımızı mı

teslim edek, oyumuzu mu teslim edek?” . Sonra parmağıyla boğazını

gösterip, “idama kadar yolu var” deyip meydan okur.

İlk celsede tahliye edilirler. Ama aylarca Mersin’den Konya’ya davaya gidip

geldiler. Tanıklar dinlendi. Bir tanık savcılıktaki ifadesini mahkemede

“müderris olsam bu kadar düzgün, uzun yazamazdım” diye geri çekti.   16

yaşındaki çocuğun ifadesindeki muntazamlık, ifadesinde metre geçen

kadının metre nedir bilmediğini söylemesiyle isyan tezi çöktü.

Karar, ancak Haziran 1948’de açıklandı. 26 sanığa 6 ay hapis cezası verildi.  O

gün köyde “47 Hadisesi” diye anıldı. O yıllarda doğan çocuklara Hadise,

Hürriyet adları verildi..

66 yıl sonra “Milli irade” denince

insanlar neden hala heyecanlanıyor, tehlikeye girdiğini hissettiklerinde

neden meydanları dolduruyorlar diye şaşıranlar için, her seçimde

kendisini “koyun sürüleri” tezleriyle teskin edenler için, halkımızı

bilinçlendirmek için “oy ver” kampanyası yapan sanatçılar için geldi.

Torosların zirvelerinden bir demokrasi hikayesi…

(Arslanköy Hadisesi ile ilgili Rıdvan Akar’ın harika belgeseli  için: http://tv.cnnturk.com/video/2013/02/11/programlar/hayatin-tanigi/hayatin-tanigi/2013-02-09T2100/index.html)

Olay üzerine yazılmış yararlandığım bir yazı Serol Aksel/ Örnek bir direniş

öyküsü: 

http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/ornek-bir-direnis-oykusu-arslankoy-olayi-24480)