• 21.03.2014 00:00
  • (3564)

 Belki de sadece tuhaf bir rastlantı. Ya da tevafuk…

Fethullah Gülen, Zaman’da süren röportajının Çarşamba günü yayınlanan kısmında şöyle diyordu:

“Geçenlerde üst düzey emekli bir emniyet istihbarat görevlisi, bir gazeteciye konuşmuş. Arkadaşlar bana internetten okudu. Diyor ki: 'Hangi operasyonu yaptıysak operasyon öncesinde Sayın Başbakan’ın bilgisi vardı.' Sanırım bir köşe yazısına konu edilen bu beyanat hiçbir makam tarafından yalanlanmadı.”

“Hangi operasyonu yaptıysak operasyon öncesinde Sayın Başbakan’ın bilgisi vardı.” Kulağınıza çok tanıdık gelmiş olmalı. Salı akşamı Bugün TV’ye çıkan emekli emniyet istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer’in röportajının ana fikri, özetiydi bu cümle. Terlerini mendiliyle silip, öfkeli sesini bir itirafçı tonuna düşürdüğü anlarda defalarca tekrarladı bu cümleyi. Hangi operasyon sorulduysa, bu cümleyle başladı cevaba. Düşmanlarını da giderken beraberinde götürmek isteyen bir intihar psikolojisiyle âdeta bu cümleyi söylemek için çıkmıştı ekranlara.

Keramet ehli için şaşırtıcı olmasa da Gülen’e arkadaşlarının internetten okuduğunu söylediği cümle, Zaman’daki röportajının basıldığı saatlerde başlayan Yılmazer’in TV röportajından değil herhalde. “Bir köşe yazısına konu edilen” beyanatı belki siz hatırlamıyor olabilirsiniz, ama inzivadaki Gülen’in dikkat çekici bir şekilde titrini dahi sekmeden söylediği cümlenin sahibi de emekli emniyet istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer.

7 Mart günü Fatih Altaylı’ya konuşmuş Yılmazer. Daha doğrusu Alo Fatih demiş, telefonda uzun uzun anlatmış. (Röportajdaki havadan kaset operasyonuyla dengelerin değiştirildiği medya grubunda Alo Fatih Hattı’nın korunduğu, sadece telefonun ucundaki sesin değiştiği anlaşılıyor.)

Fakat o röportajda Yılmazer’in “Hangi operasyonu yaptıysak operasyon öncesinde Sayın Başbakan’ın bilgisi vardı” diye bir cümlesi yok. En yakın cümle şöyle: O dönemde benim yaptığım operasyonlarda siyasi otorite arkamda değil miydi? Sayın Başbakan ve benim ve ekibimin yaptığı onca operasyondan birine yüzünü ekşitti mi?”

İnzivadaki yaşlı bir adamın kendisine internetten okunan emekli istihbaratçı röportajlarını yanlış hatırlaması normal bulunabilir tabii. Tevafukun daha büyüğü; Salı akşamı Ali Fuat Yılmazer röportajı daha başlamadan, cemaatin sosyal medya hesaplarından anonslanıp TT’ye sokulan hashtag olmalı: CemaateyıkTemizeçık…

Ama bu saatten sonra ne terleyen eski istihbaratçıların “ne cemaati canım” inkârları, ne de “tasfiye edilenlerin binde birini bile tanımam” (Evet muhtemelen 2000’de birini tanıyorsunuz) tevilleri kimseyi ikna etmeye yetmez.

Cemaatin dışındakilerin bu klasik inkârlara “yav he he”  dışında diyecek bir şeyi kalmadı. Peki ya gerçekler ortaya çıktıkça hâlâ “hizmetimize iftira atılıyor” mevzilerinde tuttuğunuz cemaatin içindekileri nasıl ikna edeceksiniz?

Her akşam yurt dışındaki kolejlerde görevliyken hayatını kaybetmiş fedakâr öğretmenlerin acılı ailelerini konuşturup, “İşte bu hizmet bitirilmeye çalışıyor” mesajlarıyla algılarıyla oynadığınız cemaate gönül verenlerden gerçeği daha ne kadar saklayacaksınız?

Mesela ‘Mahrem Hizmetler’den ne zaman bahsetmeyi düşünüyorsunuz?

Mahrem Hizmetler ne mi? Cemaatin ordu, emniyet, yargı, MİT’teki işlerine verilen genel ad.

Bir fikriniz olması için Hanefi Avcı’nın Haliç’te Yaşayan Simonlar kitabında ilk kez yayınlanmış o rapora bakmak yeterli. Rapor cemaatin bir iç belgesi. Emniyetteki mahrem hizmetler hakkında yine bu hizmetlerde olanlarca muhtemelen Fethullah Gülen’e yazılmış bir şikayet raporu.

Şikayet edilen kişi, 2007 yılında ABD’de havaalanında FBI tarafından aranıp bilgisayarının ve çantasındaki belgelerin birer kopyası alınan Emniyet İmamı Kozanlı Ömer (Osman Hilmi Özdil). Wikileaks’te yayımlanan bir kriptoda Osman Hilmi Özdil’i "İslamcı terörist" listesine sokan, vizesini iptal ettiren o belgelerin içeriği hakkında ne FBI ne de Ömer Bey bilgi vermemiş. “FBI’dan bilgi isteyen kim peki” gibi safça sorular aklınıza gelmeden rapordan okuyalım:

“2007 yılında Ömer Bey ve Yenimahalle ile ilgilenen Sinan Beyin (Murat Bey) ABD'ye giriş ve çıkışlarında FBI tarafından önce sorgulanmaları, sorgulanma sırasında üst ve bagaj aramaları yapılmış/bu şüpheli duruma rağmen Ömer Bey'in seyahat programını değiştirmeyerek ABD'de bulunan emniyetçi arkadaşlar tarafından havaalanında karşılanmış ve onlarla görüşmüş daha sonra yine emniyetçi arkadaşların kullandığı araç ile HE'nin bulunduğu kamp yerine götürülmüş ve fiziki ve teknik takip ile bu süreç bütün teferruatıyla FBI tarafından kayıt altına alınmıştır. ABD'den çıkış esnasında da tekrar sorgulanmış, bilgisayarı dâhil üzerinde ve bagajında bulunan bütün bilgi ve belge niteliğindeki eşyanın kopyası alınmış.”

“Yapılan tüm çalışmalara rağmen FBI tarafından kopyalanan Ömer Bey'in bilgisayarında bulunan bilgilerin içeriği hakkında ne FBI yetkililerinden ne de Ömer Bey'den tatminkâr bir cevap alınamamıştır. Konu olağanüstü hassasiyeti nedeniyle Büyüğümüze genel hatlarıyla arz edilmiştir. Büyüğümüz, Ömer Bey'le görüşülerek bilgisayarında bulunan bilgilerin muhtevasının ne olduğunun sorulması talimatını vermiş ve olaydan büyük üzüntü duyduğunu ifade etmişlerdir. Büyüğümüzün talimatı üzerine ilgili Daire Başkanı R.G. Ömer Bey'le görüşmüş ve kendisinden ABD'de yaşanan olayla ilgili bilgi talep etmiştir.”

Hemen dudağınız uçuklamasın. Önce Mahrem Hizmetler’in nasıl görüldüğüne bakalım:

“Görevlendirilen şahıslar izah edilemeyecek müesseselerde görev yapmaktadır. Örneğin bütün masrafları Başbakanlık Örtülü Ödeneğinden karşılanan ve İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığının kontrolünde kurdurulan Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşlarını Destekleme Derneğinin il temsilcileri ve merkez koordinatörleri Ömer Bey'in emniyet teşkilatına bakan ekibi tarafından oluşmaktadır. Teşkilat mensuplarıyla yapılan ikili görüşmeler ve istişareler zaman zaman bu dernek merkezi ve temsilciliklerinde yapılmaktadır. Yine teşkilatla ilgilenen sivillerin bir kısmı ve eşleri Samanyolu Koleji, Turgut Özal Derneği, Maltepe Dershaneleri veya illerdeki özel okullarımızda görev yapmaktadır. Ayrıca, arkadaşlardan sorumlu siviller bürokraside ve değişik birimlerde istihdam edilmektedir.”

Şikayetlerden devamla anlamaya çalışalım, Mahrem Hizmeti:

“Çok mahrem olan operasyon ve telefon detay bilgileri ilgisiz kişilerle paylaşılmakta ve bu husus uluorta konuşulmaktadır. Resmî arkadaşlardan alınan operasyon bilgileri doğrudan 'bilgi notu' formatında kaynak gösterilmeksizin hizmetle irtibatı olduğu bilinen yerlerde yayınlatılmaktadır. Daha İl Emniyet Müdürünün bile bilgisi olmadan Aktif Haber isimli internet haber sitesinde gizli konuların yayınlanması ve yine çok önemli stratejik/mahrem konuların savcılığa intikal ettirilmeden bize ait internet sitelerinde veya gazetelerde yayınlatılması nedeniyle arkadaşlarımız ve hizmet hedef haline getirilmiştir.”

Ve özel/mahrem işlerden örnekler:

“Ömer Bey ve görevlendirdiği sivil arkadaşların konumları dolayısıyla sahip oldukları bilgileri eskiden irtibatlı oldukları şahıslara aktarmaları nedeniyle teşkilat kemiyet ve keyfiyet bakımından deşifre edilmektedir. Örneğin Nuh MeteYüksel ve ÇEV vb. olaylar resmî arkadaşlarla ilişkilendirilerek anlatılmaktadır.”

Dudaklarınız işte bu paragrafta uçuklayabilir:

“Çok mahrem mevzular her ortamda neye hizmet edeceği bilinmeksizin konuşulmakta, reklam konusu haline getirilmektedir. (YAŞ, MGK, Ergenekon, parti kapatılması, L. E., N. V., vb.) H.E.'nin davası için rüşvet verildiği, telefonların dinlenildiği, bir Yargıtay üyesinin evinin tefrişatının yapıldığı gibi konular Ömer Bey ve ekibi tarafından herkesle rahatlıkla paylaşılmaktadır. Planlama aşamasında olan operasyonlar önceden duyulmakta, Ergenekon dalgaları olmadan haber verilmektedir. Atabeyler ve Danıştay operasyonlarında, Y. Büyükanıt, İ. Başbuğ hadisesinde yaşanan sıkıntılar.”

Rapor Hanefi Avcı’nın meşhur kitabının 557’nci sayfasında başlıyor. Jargon sahihliğinin ilk işareti. Sahihliğin en ciddi kanıtı ise bu kitabın çıkmasından 1 ay sonra milliyetçi-muhafazakâr bir Emniyetçinin, bir devrimci militan olduğu için tutuklanmış olması.

Mahrem/Özel Hizmetler, cemaatin içindeki pek çok insanın da neredeyse hakkında hiçbir şey bilmediği madalyonun karanlık, gizli, gayrimeşru yüzü. Daha fazlasını herkes abilerine ve ablalarına sorabilir. Muhtemelen bilmiyorlardır. Ya da “ne var ki bunda, her şey dini mübini İslam için” deyip orada duruyorlardır.

Orada durup durmamakta herkes özgür. Bir demokrat, adaletli, vicdanlı bir insan, bir Müslüman orada durur mu, karar sizin. Bu yazıyı okuduğunuza göre cehaletten doğan mesuliyetten kurtulma zırhı da kalktı üzerinizden.

Problem “Hizmet” değil, “Mahrem Hizmetler”dir. Tasfiye edilmesi istenen de, gereken de odur. Ve bütün o “tasfiye, zulüm, iftira” propagandaları bitince geriye kalacak esas soru da şudur: Demokrasinin ve tabii ki Hizmet’in, o Mahrem  Hizmetler uğruna harcanmasına sessiz kalacak mısınız?