• 23.03.2014 00:00
  • (4064)

 “Puşt” kelimesi Farsça kökenliymiş. Bilmiyordum. İlk kez rastlandığı

Aşıkpaşa’nın Garipnamesi’nde “arka, sırt” manasında kullanılmış.

Peştamal de aynı kökten geliyormuş. İngilizce’deki Push’la da bir uzak

akrabalığı olabilir. Osmanlıca Azürde-püşt beli bükük yaşlı ihtiyarlara

deniyormuş.  "Bu gurbet ellerde candan usandım / El kahrını çekmede

ömrüm puşt oldu” türküsünde gibi mahvolmak anlamında kullanıldığı

vakiymiş. Fakat bu kelimenin en az 500 yıldır günlük hayattaki cazibesi

bu manalarında değil muhakkak. O manayı ilk kez 16. Yüzyılda İstanbul’a

gelen Floransalı Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco

(Türkçenin Konuşma Kuralları) kitabında yazmış. Tahmin edin artık, ipucu

şimdikiyle neredeyse aynı manada.

 

Kelimenin etimolojisine karşı bende bir anda uyanan bu ilgi muhakkak sebepsiz değil.  500 yıldır olduğu gibi, yine tam yerine cuk oturduğu bir ana denk geldim geçenlerde. Maalesef daha kibarı, efendisi, yapılanı karşılamıyor.

Başbakan’ın davetiyle Mersin mitingini izlemeye giden dört gazeteciden biriydim.

Onlarca mitinge davet edilmiş, yüzlerce gazeteciden biri. Miting başlamadan kalabalığı görmek isteyince, Başbakan’ın danışmanlarından, ODTÜ’den sınıf arkadaşım olan Mustafa Varank bize beş dakikalığına platformun kapısından baktırdı.

İşte tam o sırada deklanşöre basmış

Zaman gazetesinin foto muhabiri Mevlüt Karabulut. Yüzümdeki istem dışı

bir anı kaçırmayan, fırsatçı, pusucu fotoğrafçılık akımının kurucusu.

 Miting izleyen köşe yazarı, dünyanın her yerinde manşetlik haber tabii.

Burnumu karıştırırken ya da kaşınırken de basabilirmiş, Allah korumuş.

 “İşte kalabalıkların önünde burnunu karıştıran, millete saygısı

kalmamış pislik yandaş”, “işte onca insanın önünde kaşınan namus düşmanı

sapık” fotoğrafları da profiline çok yakışırdı. Burnunda sümük varken

Ekrem Dumanlı, yellenirken Cihan Haber Ajansı müdürü, uyuklarken

Fethullah Gülen fotoğraflarıyla da Pulitzer’e falan başvurur herhalde.

Röntgencilik dalındaki tüm ödülleri silip süpürebilir.

Biri tutunca,

pişirip servis etmek  de Altın Neslin başka bir şakirdine düşmüş.  Zaman

Gazetesi’nin Cumhurbaşkanlığı ve Savunma Muhabiri Emre Soncan da bu

dili dışarda AKP miting izleyen yandaş gazeteci fotoğrafını Twitter’dan

halkımızla buluşturmak gibi bir kamu hizmetinin, büyük gazetecilik

başarısının altına imzasını atmış. Altın Nesil’den bir başka arkadaş,

kendi kariyerini yakma pahasına YÖK arşivinde Cumhurbaşkanı’nın

doçentlik tezini kopyalarken yakalanıp Yeni Zelanda’ya kaçınca ancak

böyle haberler kalıyor demek ki geriye.

Herhalde bu fotoğraftan sonra

Cumhurbaşkanı  da daha dikkatli olur. Görsel iftira dalında uzman

(doktoralıymış hatta) bu acar muhabir varken poker face dışında her şey

riskli çünkü. Öyle köşkte boş bulunup esnemek, yüzünü manasız

büzüştürmek, bıyıklarını dudaklarıyla kemirmek falan yok.

Fotoğrafı

dolaşıma sokarak ahlak, vicdan ve gazetecilik açısından kaç ayarlık bir

Altın Nesil mensubu olduğunu gösteren Today’s Zaman’dan Celil Sağır,

çakma Altın Nesil gazetesinden Tuğba Tekerek’i yanlarındayken dikkatli

olunması gereken gazeteciler listesine eklemelisiniz.

Ellerine

namüsait bir yerinizi kaşırken bir fotoğrafınız düşerse ertesi gün

Freudyen okumalarla  sapık ilan edilmeniz işten bile değil.

Ekrem

Dumanlı, ne kadar şanslı elinin altında böyle bir ekip olduğu için. Bu

ekiple Zaman Gazetesi The Sun, Paris Match ilavesi bile verebilir.

Unutmayın,

şu anda Hobbes’un ‘insan insanın kurdudur’ dediği savaş hali

evresindeyiz.  Bakanların İran’daki toplantı aralarında Muta nikahı

yaptığını düşünen geniş fantezi dünyaları, sevmedikleri politikacılara

benzeyen porno yıldızlarının filmlerinden koleksiyon yapanlar falan hep

etraf…

Yıllar önce devlet içindeki darbecileri teşhir için

telefonlarının dinlemesinin meşruiyetini savunan, “Kenan Evren’in

telefonunu 12 Eylül 1980’den önce dinleseydi fena mı olurdu” diye

sorduğum heyecanlı bir yazıyı bütün dinlemelere verilmiş bir Hayrettin

Karaman fetvası gibi karşıma çıkaran, mahremiyet, özel hayat

tutkunlarının her gece yükselen tape adrenalini kesecek malzemeyi bu

saatten sonra Hugh Hefner ile Julian Assange ortak yapım şirketi kurup

başına Fuat Avni’yi getirseler bile yetiştiremez.

Başbakan cephesinde

de malzeme bitti bitecek.  Başbakan’ın bir tek torunlarının bebek

telsizi kayıtları Twitter’a düşmedi. Dünyanın 24 saat telefonları

dinlenen tek diktatörünü görmeye gelin diye kampanya yapılsa turizm

patlar,  o haldeyiz.

Yani pek iyi bir halde değiliz. Belki bir hafta

sonra daha iyi oluruz. Bir dahaki Pazar günü halkın istemdışı nanik

işareti yapacağı anı da fotoğraflamalısınız muhakkak. Akıl ve ahlak

yere, eller deklanşöre!