• 6.04.2014 00:00
  • (3675)

 Meseleye bakışımızı değiştirecek, ilişki ağlarının karmaşıklığını gösterecek,

“Bir Ortadoğu sporu olarak komploculuk işte” klişesini en azından bu

örnekte hükümsüz kılacak, “paralel devlet de ne” dense “işte bu” diye bu

uzatılacak bir kaset düştü Youtube’a.

Bu kez devlet cephesinden paralel devlet cephesine atılmış bir kasetti bu.

Sabah gazetesinin manşetten duyurduğu kayıt (çok muhtemelen yasadışı)

henüz yalanlanmadı. Seçim öncesine, Suriye kriz yönetim toplantısının

ses kaydının sızdığı, turbun büyüğünün beklendiği bir döneme denk

gelince de gözlerden kaçtı.

Halbuki bugüne kadarki kontr-kasetlerin en ilginci, turbun büyüğü listelerine en üst

sıradan gireceklerden biriydi. O yüzden de göz ardı edilemeyecek olanı…

(Yasa dışı kayıtların Meclis kürsülerinden dinlendiği, Başbakan’a soru

olarak sorulduğu, Twitter’da tape dilenildiği o etik perdenin epey bir

süre önce yırtıldığı bir Hobbesian savaş hali pozisyonunda özellikle)

Telefon görüşmesi Fethullah Gülen ile cemaatin Türkiye’deki en önde gelen isimlerinden Mustafa Özcan arasındaydı.

Önce aylardır sık sık yapıldığı gibi tapeyi bir okuyalım.

M.Ö: Bu Özbek dostumuz var ya efendim.

Gülen: Evet, biliyorum.

M.Ö: O,

bu şeye gitti, sizin oradaki yetkililerle. Bu Almanya'da görüştüler.

Zaman zaman görüşüyorlarmış bu şeyle ilgili. Bizim Doktor Sinan Bey'in

şirketi varya efendim...

Gülen: Evet, evet...

M.Ö: O şirket oraya, onların da dikkatini çekecek şekilde, bazı elemanlar

göndermişler. Onun için, orada oturan, orada görünen Türklerin, yani

sizin oraya giriş, çıkışlarına biraz daha dikkatli olmalarını şöyle bir

şey yapsak, iyi olur dedi.

 

Gülen: Almanya için değil mi?

M.Ö: Değil efendim, sizin orayla ilgili. Oranın yetkililerinin dikkatini çekmiş.

Gülen: Evet, pekala.

Tabii sadece okuyunca bazı nüansları kaçırmak mümkün. “Mesela Bir Özbek

dostumuz”, “Doktor Sinan Bey'in şirketi varya efendim...” lerden hemen

sonraki Gülen’in heyecanlı “evetleri”, “evet biliyorum”larında sesine

yansıyan “mahremiyeti fazla deşifre etmeyelim” tınıları okurken

duyulmuyor. Merak edenler için kayıt bir Google uzakta.

Bu tape tek başına o kadar çok şeyin somut kanıtı ki o yüzden

duymamazlıktan gelinemezdi. Eegemen Bağış ses kaydının AK Parti içinde

de yankılanması gibi, Cemaatin içinde de yankılanacak bir ses bu…

 “Bizim Dr. Sinan Bey” denen kişi bir kod adı. Daha önce haberleri çıkmasa

sağlık alanında çalışan biri zannedebilirdik Sinan Bey’i. Ama hayır,

cemaatin MİT imamı Murat Karabulut’un kod adının “Sinan” olduğunu yine

daha önce Sabah’ta çıkan bir haberden biliyoruz.

Yani  “Doktor Sinan Bey'in şirketi” de bir kod adı ve kastedilen MİT. Bir dini

cemaatin kod adlı, kriptolu istihbarı dili ilk kez kendi ağızlarından

duyulmuş oluyor.

Komplo-gerçek-propagandanın birbirine karıştığı bu günlerde önce bir dini cemaatin MİT imamı olmasına şaşırmaya devam edelim. Ve yüzümüzdeki şaşkınlık ifadesi bu imamın tam

da illegal örgütlerde olduğu bir kod adı olmasıyla lütfen daha da

büyüsün. Çünkü şaşırma hissimizi kaybedersek hakikati kaçıracağız.

Ve şimdi turbun büyüğüne doğru yavaş yavaş gelebiliriz. Şunu bir daha okuyalım:

M.Ö: Bu Özbek dostumuz var ya efendim.

Gülen: Evet, biliyorum.

M.Ö: O,

bu şeye gitti, sizin oradaki yetkililerle. Bu Almanya'da görüştüler. Zaman zaman görüşüyorlarmış bu şeyle ilgili. Bizim Doktor Sinan Bey'in şirketi varya efendim...

Gülen: Evet, evet...

M.Ö: O şirket oraya, onların da dikkatini çekecek şekilde, bazı elemanlar

göndermişler. Onun için, orada oturan, orada görünen Türklerin, yani

sizin oraya giriş, çıkışlarına biraz daha dikkatli olmalarını şöyle bir

şey yapsak, iyi olur dedi.

Kriptolojiyle çözüp, konuşmayı

günümüzün normal sıradan insanlarının saf ve masum Türkçesine tercüme

etmek gerekirse: Cemaatin Özbek dostu Almanya’da cemaatin

Pensilvanya’daki, muhtemelen istihbarat meselelerine hakim, adamlarıyla

bir görüşme yapmış. Daha doğrusu tek bir görüşme değil, zaman zaman

yaptıkları görüşmelerden biriymiş bu. Bu “Özbek dost” her kimse cemaatin

adamlarına, MİT’in Pensilvanya’ya elemanlar gönderdiğini, giriş

çıkışlara dikkat etmeleri gerektiğini söylemiş. Bunun bir dost uyarısı

olduğu açık. Peki kim adına yapmış bu dost uyarısını “Özbek dost”?

Şifreli cümle: “O şirket oraya, onların da dikkatini çekecek şekilde, bazı

elemanlar göndermişler”. Şifreli kelime ise “onların.”

Pensilvanya’ya giden MİT’çilerin faaliyetleri dikkatlerini çektiğine göre o “onlar”dan

kasıtın muhtemelen FBI ya da CIA olduğu düşünmek de komploculuk olmaz

herhalde.Hala şaşırmayanlar, bu nasıl bir şey, ne biçim

ilişkiler diye kafası karışmayanlar için bir miktar spekülasyonla devam

edebiliriz.Peki Almanya’da görüşülen “Özbek dost” kim?

Bu soruya ülkemizin yetiştirdiği sayılı cemaatologlardan biri olmaya aday

@medyaadem Adem Yılmaz Twitter’da iyi bir soruyla yanıt verdi:

Cemaatle Almanya’da görüşüp CIA’den MİT’le ilgili haber getiren Özbek dost Enver Altaylı mı?

Peki Enver Altaylı kim? Özbek bir aileden gelen Enver Altaylı, Talat

Aydemir’in idamıyla sonuçlanan 21 Mayıs 1963 günkü ikinci darbe

teşebbüsüne katılmaktan Harbiye’den atılmış 1459 teğmenden biri. Sonra

hukuk öğrencisiyken “babasının dostu” olduğunu

söylediği CIA’in Türkiye masası şefi Ruzi Nazar’ın referansıyla MİT’e

girmiş, ne tesadüf Nazar’ın Pentagon’dan tanıdığı, kızlarının amca

dediği, ailece görüştüğü Türkeş’in MHP’sinin Hergün gazetesinde

80 öncesi genel yayın yönetmenliği yapmış, yine ne tesadüftür ki Ruzi

Nazar Bonn’da görevliyken, MHP’nin Almanya sorumlusu olmuş. İstihbarat

çevreleriyle, Alman istihbaratıyla ilişkileri üzerine Uğur Mumcu’nun

epey yazısı arşivlerden bulunabilir. 90’larda Orta Asya siyasetindeki

oynadığı rol hakkında İrfan Ülkü’nün Büyük Oyundaki Türk: Enver Altaylı

kitabına bakılabilir.Adını son olarak yazdığı ve bestseller olan kitabıyla duyduk: Ruzi Nazar: CIA’nin Türk Casusu.

O kadar adı geçti hiç bilmeyenler için Ruzi Nazar kim diye de hatırlatalım:

Ekim devrimi sırasında Sovyetler’de doğan akrabalarını Stalin’in öldürdüğü

bir Özbek olarak 2. Dünya Savaşı’na Kızıl Ordu subayı olarak girip,

savaşı Türkistan Lejyonları içinde Nazi saflarında tamamlayan, ardından

ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in CIA’in kurularından

olan oğlunun davetiyle kuruluşu sırasında CIA’ye girmiş, 45 yıl CIA’ya

çalışmış, 20. Yüzyılın en ilginç hikayelerinden birinin sahibi Ruzi

Nazar.

 

Oscar’ı alan Argo filminde anlatılan Tahran’daki

ABD elçilik görevlilerini kurtarma operasyonundan, pek çok

anti-komünist operasyona, propaganda faaliyetinin arkasındaki isim, bizi

en çok ilgilendiren ise 1959 ile 1971 arasında Ankara’da CIA Türkiye

masa şefi olarak geçirdiği yıllar. İki darbe, bir yarım darbeye tanıklık

etmiş, Çetin Altan’dan, Alparslan Türkeş'e herkesle ahbaplık etmiş bir

isim. Antiemperyalist bir Baas rejimi için 9 Mart 1971’de darbe yapmadan

önce Cemal Madanoğlu’nun bile destek için gece yarısı kapısını çaldığı

çok şey bilen bir adam Nazar. Türkeş’le olan yakınlığı, MİT’le olan

ilişkileri, Türkiye’deki komünizmle mücadele stratejisindeki rolü

hakkında anlattığı kadarını biliyoruz.

 

Çünkü, anılarını yayınlamak için,  o anıların epey bir kısmını da oturup

yazmış Oscarlı Akıl Oyunları filminin senaristi olan kızının yerine

seçtiği Enver Altaylı’yı kitapta anıların CIA onayından nasıl

geçirildiğini açıkça anlatıyor.

 

Adem Yılmaz sorusunda haklı. Özbek, CIA, MİT, Almanya pek çok özelliği Enver

Altaylı’nın “Özbek Dost” adaylığını güçlendiriyor. Cemaate dost kısmı

ise yine bir Google uzakta.

Kitabı üzerine geçen yıl Zaman’a verdiği röportajda bir sonraki kitap projesini anlatırken şöyle demiş örneğin:

“Biyografi değil de Türk jeopolitiği üzerine bir kitap yazmak istiyorum. Bütün

insanlık buhranlı bir dönemden geçiyor. Bir asır kadar önce dünyadaki

birçok idealist insanın kurtarıcı olarak sarıldığı Marksist sistem iflas

etti. İnsanlığa bir cennet vaat eden sosyalist-komünist sistemler

insanlık tarihinin gördüğü en büyük cinayetleri işlemiş. Fethullah

Hocaefendi bütün insanlığın derdine derman olabilecek bir reçete

sunuyor. Özünde, aşk, sevgi, üstün ahlak olan bir reçete. Türk

jeopolitiğinin içini dolduracak insan Hocaefendi. İslam’ın ilk döneminde

Sevgili Peygamberimiz’in (sas), tasvir, tasavvur ve inşa ettiği yeni

insan nasıl ki muazzam bir medeniyet kurdu ise, Fethullah Hocaefendi’nin

tahayyül ettiği, inşasına çalıştığı “yeni nesil” bu jeopolitiğin içini

dolduracak insandır.”

Ama bütün bunların sadece spekülasyon

olduğunu söylemiştim. Yine de Enver Altaylı’ya basın danışmanı

aracılığıyla o kayıtta geçen “Özbek dost” siz misiniz diye e-maille

sordum. Cevap: "Haberde adı geçen Özbek dostu ile kastedilen ben

degilim. Ben Almanya’da 82’den bu yana ikametgahı olmayan biriyim. Yılda

bir ya gider ya gitmem " oldu.

Neyse ki o değil, şayet o

olsaydı Türkiye yakın tarihinin bir kısmını yeniden yazmak gibi zahmetli

işler bekliyordu herkesi. Hem de kriptolu kod adı olan cemaat MİT

imamı, Özbek dost, CIA trafiğini henüz çözememişken…

Yine de şaşırma hissimizi özenle koruyalım. Onu da kaybedersek…