• 7.04.2014 00:00
  • (3873)

 Tam 16 bin 798 sayfa. Ergenekon Davası’na bakan mahkemenin 8 ayda yazdığı

gerekçeli karar 3 kitap ve 16 bin 798 sayfadan oluşuyor.

 

Gerekçeli kararı değerlendirmesi istenen Başbakan’ın müstehzi bir ifadeyle

söylediği “Âdeta bir ansiklopedi” benzetmesi haklı. 2010 yılında son

baskısı yayımlanan Britannica’nın sayfa sayısı 32.640’mış. Yani âdetası

bile fazla karşımıza bir ansiklopedi var.

Demek Ergenekon tutuklularının gerekçeli karar açıklanmadığı için tahliye edilmesinin

sebebi hakimlerin içine meşhur Fransız ansiklopedistleri Diderot’un,

D’Alembert’in falan kaçmasıymış.

O yüzden yazmaktan okumaya pek fırsat bulamayan medyamızda da gerekçeli kararın özeti, önsözü

dışında henüz ayrıntılı değerlendirmeler çıkmadı. Ama meraklısı için

epeyce malzeme var bu üç ciltlik ansiklopedinin içinde.

Mahkemenin varlığını kabul ettiği Ergenekon Terör Örgütü tarifiyle başlayalım:

“Ergenekon diye bir örgüt olduğu, bu örgütün yapısı, eylemleri ve belgeleri

dikkate alındığında mevcut yasalara göre silahlı bir terör örgütü

özelliği taşıdığı, bu silahlı terör örgütünün bir derin devlet yani

Gladyo/Kontrgerilla yapılanmasına karşılık geldiği ve esas olarak Türk

Silahlı Kuvvetleri içinde yasa dışı olarak oluşturulup faaliyet

gösterdiği, mensupları arasında asker-sivil toplumun her kesim ve

statüsünden insanların bulunduğu sonucuna varılmıştır.”

Epey rahat ve biraz da sitemkâr bir üslupla yazılmış önsözden iki eğlenceli

notla devam edelim. İlki darbe suçunun kamuoyunca cinayet, tecavüz kadar

ağır bir suç olarak görülmemesi tespitine karşı mahkemenin savunması:

“Oysa, sosyo-psikolojik bir gerçekliktir ki, adi suçların tavan yaptığı

dönemler hükümetlerin faaliyetlerinin durdurulduğu ve/veya engellendiği

'askerî darbe öncesi-sırası ve sonrası' dönemlerdir.”

Bu da hakimlerin televizyon tartışma programları karşısında epey öfkelendiği anlardan kalma olmalı:

“Televizyonlardaki tartışma programlarında dosyayı iyi bilen, neresini gündeme getirip

neresinden bahsetmemesi gerektiğinin farkında olan sanık müdafileri

karşısında, dosya hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmaları mümkün

olmayan konuşmacılar çıkmıştır.”

Eeh, hakimleri daha fazla kızdırmadan ciddi mevzulara dönebiliriz. Gerekçeli kararın en çok ilgi çeken tespiti herhalde buydu:

 

“Mahkememizde karara bağlanan davada, Ergenekon Terör Örgütü’nün özellikle Bülent

Ecevit başbakanlığındaki 57. Hükümeti ve Abdullah Gül ve Recep Tayyip

Erdoğan Başbakanlıklarındaki 58. ve 59. hükümetleri hedef alan

faaliyetlerini yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır.”

Ecevit, Gül ve Erdoğan hükümetlerini hedef alan faaliyetler… Davanın baktığı ana darbe girişimlerini böyle toparlamış mahkeme.

Bu üç hükümeti yıkma suçlarıyla yargılanan davanın bir tek sanığı var:

Mehmet Haberal. Ve o sanık mahkeme tarafından kararlar açıklanırken

yattığı süre aldığı cezaya kafi bulunarak serbest bırakıldı.

Ne kadar tuhaf. O zaman da tuhaf bulunmuştu. Adı örgütün bir numarası

olarak bile epey geçmiş, davanın en ünlü, en çok konuşulan sanığı,

kendisiyle aynı suçlamaların muhatabı olan hatta daha düşük rollerdeki

‘örgüt üyeleri’ bile ağırlaştırılmış müebbet cezalarına çarptırılırken

nasıl olmuştu da serbest bırakılmıştı? Hem de uzun tutukluluk

düzenlemesi, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru sayesinde değil doğrudan

mahkeme heyeti tarafından. O yüzden beni bu 16 bin sayfalık

ansiklopedide en çok meraklandıran madde Haberal maddesi oldu. Mahkeme

bu kararını nasıl gerekçelendirmişti acaba?

Önce gerekçeli karardaki suç tespiti: “Sanık Mehmet Haberal’ın, Ergenekon Terör

Örgütü'nün birçok mensubu ile örgütsel irtibat halinde bulunduğu, eylem

ve faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu dikkate

alındığında Ergenekon Terör Örgütü'nün Lobi yapılanması içerisinde

görevli olduğu, örgüt faaliyetlerinin düzenlenmesinde ve örgüt

kararlarının alınmasında ve uygulanmasında emir ve talimat verme

yetkisine sahip olması nedeni ile Ergenekon Terör Örgütü yöneticisi

olduğu, yukarıda ayrıntısı ile anlatıldığı şekilde Ergenekon Terör

örgütünün faaliyeti kapsamında Merhum Başbakan Ecevit’e birtakım tıbbi

müdahalelerde bulunmak sureti ile görevini kısmen de olsa engellemeye

teşebbüs ettiği sabit kabul edilmiştir."

Ciddi bir suçlama. Hem Ecevit’in görevini yapmasını engelleme suçu hem de Ergenekon yöneticiliği.

Zaten savcılık da Haberal’ın Ergenekon yöneticiliği (TCK 314/1), Cebir ve

şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırma

(TCK'nın 311/1), Cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan

kaldırmaya teşebbüsten (TCK'nın 312/1) ve  Terörle Mücadele Kanununun 5,

TCK'nın 53, 58/9, 63. Maddelerince cezalandırılmasını istemişti.

7 ayrı maddeden. Suçun bitiş tarihini de gözaltına alındığı gün olarak kabul etmişti.

Peki mahkeme ne yapmış? Yukarıda savcının suçlamalarına katılmış ama sonra

birden şöyle devam etmiş: “Başbakanın görevini yapmasının engellenmesi

“elverişli eylem” olarak kabul edilmiş; elverişli eylemin yapıldığı

tarih 1 Haziran 2005 tarihinden önce olduğundan..”

Yani mahkeme Haberal’ı sadece Ecevit’e yönelik darbe girişiminden sorumlu

tutup ceza vermiş. Peki neden böyle yapmış? Çünkü 2005’te TCK’da darbe

suçlarını düzenleyen madde değişti. 2005’ten önceki darbe suçunu

düzenleyen 765 sayılı TCK 147. Maddeye göre eksik teşebbüs halinde ceza

indirimi söz konusu. Halbuki 2005’ten sonraki 5237 sayılı TCK 312’de

darbe eksik teşebbüs halinde kalsa bile darbe yapılmış gibi

cezalandırılıyor. Yani yeni kanuna göre ağırlaştırılmış müebbet yerine,

eski kanuna göre 15-20 yıl arası bir ceza söz konusu. Benzer bir lehte

uygulama bazı başka sanıklar ve Balyoz davasındaki sanıklar için de

kullanılmıştı. Peki, savcının Meclis’in görevini yapmasını engelleme

suçunu düzenleyen 311/1 ve terör örgütü yöneticiliğini düzenleyen

314/1’den ceza alma taleplerini  hangi gerekçeyle geri çevirmiş mahkeme.

Okuyalım:

“İddianamede sanığın TCK 311/1 ve TCK 314/1

maddesinde yazılı olan suçlardan da ayrıca cezalandırılması talep

edilmiş ise de; sanığın kastının Meclisin görevini yapmasını

engellemek olmayıp doğrudan Başbakana, dolayısıyla hükümete yöneldiği

dikkate alındığında TCK 311/1

maddesinin tatbikinin mümkün

olmadığı, TCK 314/1 maddesinde yazılı olan suçun ise TCK 312/1 maddede

yazılı olan suç için geçitli suç niteliğinde olduğu anlaşıldığından

sadece hedef suç olan TCK 312/1 maddesi gereğince cezalandırılmıştır.

Ancak, suç tarihi (elverişli eylemin yapıldığı tarih) 1 Haziran 2005

tarihinden önce olduğundan lehine olan 765 sayılı TCK 147. maddesi

uygulanmıştır.”

Yani mahkeme, Haberal’ın benzer

suçlardan pek çok sanığın ağırlaştırılmış müebbet almasına neden olan

2005’ten sonraki Meclis’e ve hükümete karşı darbe suçuna sokulmuş,

gerekçeli kararda sayfalarca anlatılan eylemlerini, hakkındaki Ergenekon

yöneticiliği suçlamasını görmezden gelmiş.

Böylece iddianamede üç hükümete birden darbeye teşebbüsten sorumlu tutulan tek

isim olan Haberal’a mahkemeden 15 yıllık bir ceza çıkabilmiş. Başbuğ’a

tek hükümete darbeden müebbet veren mahkeme tarafından.

Ama bu kadarı da yetmemiş. Bir de mahkemedeki iyi hali gerekçe gösterilerek

cezası 12 yıl 6 aya düşürülmüş. (Aynı mahkeme Ecevit’e darbe hariç

neredeyse benzer suçlarla yargılanan Fatih Hilmioğlu’nun ise 2009’dan

beri kanser tedavisi görmesine rağmen mahkemedeki halini beğenmeyip,

cezasını indirmemiş)  Bunca indirim, kartındaki birikmiş millerin,

puanların düşürülmesinden sonra üzerine bir de 4 yıllık tutukluluk

süresi hesaplanınca Haberal tabii ki serbest kalmış.

Bu gerekçeli kararı okuduktan sonra Mehmet Haberal’ın çıkar çıkmaz ilk Cuma

namazı için Fatih Üniversitesi’ne gidip, üniversitenin rektörüyle saf

tutmasının gerekçesi de anlaşılmıştır herhalde. CHP-Cemaat seçim

koalisyonunun hangi sağlam temeller üzerine kurulduğu da.

Anlamak için 16 bin sayfalık ansiklopediyi okumaya gerek yok yani...