• 19.04.2014 00:00
  • (3783)

 “Ali Babacan’ı tanıyor musun?” “Hayır.” Hazine, BDDK, Sermaye piyasası ne demek biliyor musun?” ''Hayır”. İlkokul mezunu, eskortluk yapan C.A, “devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme” iddiasıyla 9 yıla kadar hapisle yargılandığı İzmir casusluk davasında mahkemedeki sorulara böyle cevap vermişti.

Ama İzmir casusluk davasının temeli olan Pandora adlı harddiske göre genç kadın, tanımadığı Babacan ve ailesinin pasaport bilgilerini birlikte olduğu bir bakanlık bürokratından alıp casusluk çetesine vermiş olmalı.

Merkez Bankası Müdür Yardımcısı’ndan bir borsa danışmanlık firmasıyla ilgili bilgileri, bir Hazine uzmanından ise bir sigorta firmasının  bilgilerini alıp casusluk çetesine sızdırdığı da iddia ediliyor.

Aynı davada 16 yıl hapisle yargılanan A.M. ise, mahkemede  belge temin ettiği tarihlerde lisede öğrenci olduğunu sonra geçim derdine düşüp gece kulüpleri ve masaj salonlarında çalışmaya başladığını ağlayarak anlatıp şöyle kendini savunmuştu:

“Hesabıma bakılsın, bir Allah’ın kulunun tek kuruş parası geçmemiştir. Ailemle yaşadığım köydeki evimde yapılan aramada hiçbir suç unsuru bulunamadı. Dışarıda çok günahkar olabilirim, ama burada, bu salonda masumum. Bir sabah uyandım, terör mahkemesinde görülecek bir davanın içinde buldum kendimi.”

Pandora belgesi yine öyle demiyor.  Savcıya göre o da, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nda üst düzey bir yöneticiyle ilişkiye girmiş ve  “çok gizli” “2009 Bankacılık Sektörü Değerlendirme Raporu”nu ondan alıp casusluk çetesine vermişti.

“Casusluk çetesi”nin bu rapor için bu kadar riski alması tuhaf aslında. Çünkü o rapor BDDK’nın internet sitesinde bir tık uzakta duruyor hâlâ. Bu çok gizli belge 10 yıldır her yıl kamuoyuna yayınlanan BDDK raporlardan biriydi çünkü.

Bilgisayar kullanmayı tutuklanmadan iki ay önce öğrenen mahkemede bir ara “Burada benim anlamadığım şeyler konuşuluyor. Birçok terimle bu davayla tanıştım” diyen F.D., çetedeki koordinatörüyle ne telefon ne fiziki buluşması tespit edilebilmiş transseksüel şarkıcı D.Y.’nin de çok üst düzey bürokratlardan elde ettikleri  o belgeler dünya tarihinin en kalabalık casusluk çetenin reisi olduğu iddia edilen iş adamı Bilgin Özkaynak’ın Sapanca’daki çiftliğinde bulundu.

İstanbul’daki dört katlı evi, iş yerlerini aramaya bile gerek duymayan polis, Özkaynak’ın oturmadığı 400 metrekare havuzu, 250 metrekare garajı, 200 metrekare deposu üç ahırı, bekçi evleri olan çiftliğin kütüphanesinin rafında buluvermişti bütün gizli dosyaların, casusların adlarının yazıldığı hardiski. İki farklı arama tutanağıyla ancak bulunan, Özkaynak’ın ısrarlarına rağmen hâlâ üzerinden parmak izi tespiti yapılmayan Pandora adlı hardiski.Pandora açılınca içinden çıkan casusluk çetesiyle 316’sı asker 357 sanıklı İzmir Askeri Casusluk davası başladı.

Eğer Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, mağdur olarak haklarında işlem yapmamış olsaydı o sanıklara aralarında zamanın Başbakanlık Müsteşarı Efkan Âlâ’nın da olduğu 830 çok üst düzey bürokrat da eklenecekti.

Fakat savcılar o bürokratların peşini orada bırakmadılar. “Casusluk şebekesine” belge sızdırdıklarını iddia ettikleri  830 bürokratın kurumlarına escort kadınlarla telefon, otel kayıtlarının olduğu iddia edilen dosyalar gönderdiler, haklarında işlem yapılması için yöneticilerini ikna etmeye, olmadı üzerlerinde baskı kurmaya çalıştılar. 

Kurumlar direnince devreye yakın medya markajı girdi.  O kadar ki, davaya bakan İzmir Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Zafer Kılınç, 4 escort kadında bulaşıcı hastalık çıktı diyerek, o kadınlarla cinsel ilişkiye girmiş olduğunu iddia ettiği 2 bine yakın kamu görevlisiyle ilgili çalıştıkları bakanlık ve kurumlara “tedavi olsunlar” diye "gizli" bir yazı bile gönderdi. Ve bu yazıyı da Bugün gazetesine haber olarak sızdırdı. Todays Zaman ise Dışişleri’ndeki seks skandalı için Davutoğlu’nu özür dilemeye davet etti.

Aralarında İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK, Merkez Bankası’nın da olduğu kurumların bir kısmı baskılara boyun eğmedi .

Bürokratlar hakkında kurum içi disiplin işlemleri başlatıldı. Bazı bürokratlar İdari Mahkemeler’de dava açarak Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan (TİB) telefonlarının HTS kayıtlarını istediler. TİB, emniyetin aksine bürokratların belge sızdırdıkları söylenen eskort kızlarla konuşma kayıtları olmadığını mahkemeye bildirdi.

İçişleri Bakanlığı’nda 60 bürokrat, 17 Aralık’tan sonra müfettişlerin kovuşturmaya gerek yoktur raporuyla kurtuldu.  Müsteşar Yardımcılarının bile listede olduğu Maliye Bakanlığı’nda ise görevden alma ve cezalandırmalar sınırlı sayıda kaldı.

Ama bazı kurumlar için süreç bu kadar hafif atlatılmadı. Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası, BDDK gibi “paralel yapılar”ın yönetim ve denetim birimlerinde etkin olduğu kurumlarda savcılıktan gelen yazılar işleme kondu ve bürokratlar hakkında en ağır disiplin işlemleri uygulandı.

En ciddi kıyımların yaşandığı yerlerden biri Merkez Bankası’ydı. 3’ü çok üst düzey 11 bürokrat casusluk soruşturmasında adları geçtiği için görevden alındı. BDDK’da da 3 üst düzey bürokrat casusluktan işini kaybetti. Görevden alınanlar arasında BDDK’nın internet sitesindeki kamuya açık raporunu çeteye sızdırdığı iddia edilen kurul başkanı da vardı.

En ciddi tasfiyelerden biri de Hazine Müsteşarlığı’ndaydı. Personel Dairesi ve kontrolörler arasında iyi örgütlenmiş olan paralel yapıya bağlı isimlerin girişimleriyle fişlenen 19 bürokrattan 6’sı görevden alındı. Diğerleri ise pasif görevlere gönderildiler.  Müsteşarlık bununla da yetinmedi, 10 bürokratın da davaya dahil edilmesi için İzmir Cumhuriyet başsavcılığına haklarında suç duyurusunda bulundu. Bu tasfiyeyi yürüten Hazine Kontrolörler Kurulu Başkan yardımcısı bu başarılı tasfiye operasyonunun ardından kamudaki en yüksek maaşı alan Başbakanlık Müsteşarı’ndan daha iyi bir maaşla bir yönetim kurulu üyeliğiyle ödüllendirildi.

Görevden alınan üst düzey bürokratlardan biri halen kanser tedavisi görüyor, diğerleri ise uğradıkları muameleler yüzünden kalp, şeker ve psikolojik hastalıklarıyla boğuşmaktalar.

İzmir Casusluk Davası’nın seyri, Özel Yetkili Mahkemelerin kalkmasıyla değişmeye başladı. Ve geçen hafta davanın temellerini çökerten bir gelişme yaşandı.

Önce Genelkurmay casusluk yapıldığı söylenen bazı gizli belgelerin aslında pek de gizli olmadığıyla ilgili bir bilirkişi raporunu mahkemeye gönderdi. (Harp Akademileri sınavı ders notları gibi)  Davanın yeni savcısı Fatih Genç’in “dijital delillerin tek başına delil sayılamayacağı” içtihadı ise dijital belgeler dışında bir tek casusluk alışverişi delili dahi olmayan casusluk davasının temellerini çökertti.

Tutuklu kalan son 15 sanığın tahliyesini isteyen savcının talebi üzerine mahkeme şimdilik beş sanığı daha tahliye etti.  Bu arada savcı üzerlerinde demoklesin kılıcı gibi sallanan davanın gizli sanığı olan 830 bürokratı rahatlatan da bir karara imza attı. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Ankara’daki kurumlara birer yazı göndererek bürokratlarla ilgili suça yeterli bir delil olmadığı için takipsizlik kararı verildiğini bildirdi.

Peki şimdi ne olacak? Görevlerinden alınan bürokratlar geri dönecek mi? Yetersiz delillerle bürokraside tasfiyeye soyunan kurumların içindeki paralel yapı mensupları hakkında işlem yapılacak mı? Bu fişlemelerin kaynağı, gizli denen belgelerin nasıl olup da o harddiskin içine girdiği araştırılacak mı?

Dün ilk sarsıntı Merkez Bankası’nda yaşandı. Bankanın casusluk davası gerekçesiyle tasfiyelerde başrolü  oynayan denetim kuruluna medyadan sürpriz bir isim atandı. Hesaplaşma bununla sınırlı kalmayabilir.

Sıradaki adres muhtemelen Hazine Müsteşarlığı. Tasfiye edilen bürokratlar, görevden almaları yürüten paralel kadroyu isim isim tespit etmiş durumda. Mağdur olan bürokratlar o yedi isim hakkında dava açmaya hazırlanıyor. Bakalım Ankara bürokrasisi bu ahlak ve hukuk dışı tasfiye süreci karşısında nasıl bir sınav verecek?

Şimdiden “paralel devlet yalanı”ndan sıkılanlar, “nerede delil gösterin” diye kendini avutanlar, bu yeni derin devletle mücadele için önerilen bütün yolları tıkamaya çalışanlar için Casusluk Davası içinden çıkılamayacak bir ibret-i âlem foseptik çukuru.

“Dışarıda çok günahkar olabilirim, ama bu salonda masumum” diyen kadının ‘günahları’ halisane bir tövbe ile affedilecek cinsten, ya iftiralarla haklarına girilen yüzlerce insanın kul hakkı?