• 27.04.2014 00:00
  • (3443)

  “Bizler adil olmayı kutsal bir görev kabul eden bir medeniyetin mensupları olarak, gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız”

Milli Görüş gömleğini çıkardık diyerek 12 yıl önce yola çıkan Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzüne karşı söylenmiş bu cümlenin sahibi Saadet Partisi Genel Başkanı olsa herhalde kimse şaşırmazdı.

Medeniyet, adalet vurguları da bu kanıyı destekliyor.

Ama hayır bu cümle, hukukun siyasallaşmasına karşı çıkan Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın “evrensel hukuk manifestosundan.”

Mahkemenin doğum günü kutlamasına gelmiş, cevap hakkı da olmayan Başbakanlar hakimlerin bu siyasi heveskarlıklarına alışıklar. Da, bu gömlek değiştirmeye, değişmeye dahi laf atan zatın bırakın hukuk adamlığını, demokrat, evrensel olduğunu nereden çıkardınız?

1991’den 2009’a kadar 8 sosyalist partinin, 3 Kürt partisinin, bir de Yeşiller Partisi’nin kapatılmasına evet, Refahı Fazilet ve AK Parti ile, Sezai Karakoç’un Diriliş, Şerefattin Elçi’nin Demokratik Kitle Partisi’nin kapatılmasına hayır demesinden mi? Başörtüsü kararlarındaki tutumundan mı yoksa?

Daha çok karşımızda gömleğini sahiden pek çıkarmamış bir sağcılık, en fazla milliyetçilik sosuna bulanmış bir legalist liberalizm duruyor. Kelimenin Batı’daki manasıyla bir muhafazakarlık ya da.

Karşımızda evinde televizyon var ya da yok, İBDA'cı ya da değil, sonradan liberal hukuk okumaları yapmış ya da yapmamış, bir geleneğin, bir kurum kültürünün gömleğini, giymiş bir bürokrat var. Darbecilerin siyasetçilere, Meclis’e kolaçan olsunlar diye kurduğu bir mahkemenin başkanı.

Karşısında da diline doladığı Milli Görüş elbisesinin yerine daha evrensel görüşleri temsil eden gömlekler giymiş, daha bir gün önce 99 yıllık bir ittihatçı, Kemalist devletçi tabuyu daha yıkmış, daha birkaç hafta önce halkın yarısından yeniden onay almış bir siyasetçi.

Hangisi daha evrensel? Hangisi daha demokrat? Hangisi daha ilerici?

Kimin kime ders vermesi hoşunuza gidiyor bu tabloda bir düşünün. İşte o cevap kadar hikayenin demokrasi, siyaset, hukuk tarafındasınız.

Konuşmayı “manifesto” ilan eden Taha Akyol yargı tarihimizin en çok evrensel atıf yapılan konuşmasının da bu olduğunu söylemiş. Az farkla doğru. Bundan 15 yıl önce Anayasa Mahkemesi’nin bundan 15 yıl önceki 37. Kuruluş yıldönümünde konuşan Başkan Ahmet Necdet Sezer’in konuşmasından biraz daha fazla evrensel hukuk, AİHM, Avrupa atfı vardı Kılıç’ınkinde.

Zaten Taha Akyol o konuşmanın da hakkını zamanında teslim etmişti:

“Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’in konuşmasını her satırında Türkiye’nin ışıklı geleceğine derin bir güven duyarak okudum. Sayın Sezer Jakoben Kulüb’ün diliyle konuşmuyordu. Geniş bir ufka ve zengin bir hukuk kültür birikimine sahip bulunan Sezer uluslararası hukukun önemini vurguluyor. Sezer bu zengin içerikli ve analitik konuşmasıyla Anayasa hukuku tarihimizde yeni bir dönemin kapısını açmıştır.”

Herhalde Kılıç da Sezer’in açtığı o “ışıklı kapılardan” geçti. Sezer’in manifestosunu “Bu sese kulak verin” diye alkışlayan Zaman gazetesi de şöyle demiş: “Anayasa Mahkemesi Başkanı A. Necdet Sezer'in demokrasi deklarasyonuna destek çığ gibi.

Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıl dönümünde yaptığı konuşma ile dikkatleri çeken Yüksek Mahkeme Başkanı Ahmet Necdet Sezer’e her kesimden tebrik ve destek yağıyor.”

Akşam olunca Çankaya köşkünün internetini kapattıran Sezer’in evrensel değerleri,  “Laik olmayan adam olamaz” sözlerindeki hukukçuluğu, darbe günlüklerine yansıyan demokratlığını gördük.

 Demek ki demokratlık, hukuk devleti, evrensel değerler bir hitabet performansı meselesi değilmiş.

Bir sınanma, bir duruş meselesiymiş.

Davetine icabet ettiğin ev sahibinin ağzını bozması karşısındaki bir duruş bazen.

Yoksa Hitler’in başhukukçusu Carl Scmitt konuşmalarında daha çok  hukuk diyordu…