• 10.05.2014 00:00
  • (3415)

 Dün sabah bir grup köşe yazarı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Ayşenur İslamoğlu ile kahvaltıda buluştuk.

Sayın Bakan son günlerde üst üste gelen çocuk cinayetleri ve tecavüz olayları dolayısıyla almayı düşündükleri tedbirleri ve yasa çalışmalarını anlattı, bizlerin konuyla ilgili görüşlerimizi almak istedi.

 Tedbirlerin bazıları yasa değişiklikleri ile cezaların artırılması, özellikle de infaz kanunu değişiklikleriyle daha caydırıcı hale getirilmesiydi ki, bu konu elbette Yürütme'ye düşen bir görevdi.

 İslamoğlu, yasal değişikliklerin yanı sıra çocukları özellikle "yabancılarla temas" konusunda eğitmek; ebeveynleri mevcut tehlikeler konusunda bilinçlendirmek amacıyla bazı hazırlıklar içinde olduklarını; örneğin yuva çağından başlayarak okullara dersler koymayı düşündüklerini; ayrıca ailelere ve öğretmenlere yönelik olarak da programlar planladıklarını söyledi.

 Bu arada yazılı ve görsel medyanın bu konuda daha sorumlu davranması; çocuğa şiddeti ve cinsel istismarı özendirecek yayınlardan uzak durması gerektiğine işaret etti.

 Daha sonra söz alan çeşitli yazarlar da konunun "moral değerlerin aşınması" ve toplumsal ahlakın erozyona uğramasıyla ilişkisi üzerinde durdular ve genellikle moral değerlerin yeniden inşası ihtiyacından bahsettiler.

 Hiç şüphesiz, toplantıda bulunan her yazar, kendi görüşünü kendi köşesinde dile getirecektir. Ben de orada söylediklerimi bu köşede sizlerle paylaşıp ve bazı tehlikelere işaret etmek istiyorum.

 Kaş yapayım derken göz çıkarmak

Kanımca bu mesele, iyi bir şey yapayım derken, son derece vahim yan etkiler yaratabileceğimiz bıçak sırtı bir mesele ve bu konuda Batı'nın deneyimlerini dikkate almamızda fayda var.

 Birinci nokta, çocukları yabancılara karşı uyarma konusu... Batı'da cinsel tacize karşı çocukları koruma çalışmaları, büyük kampanyalar halinde ve uzun süre önce başladı.

 Sonuç hiç de parlak değil: Şu anda birçok Batı ülkesinde yetişkin erkekler, tacizci diye suçlanma korkusuyla bir çocuğa karşıdan karşıya geçerken elini tutup yardım etmeye, düşen çocuğu yerden kaldırmaya bile çekiniyor. İnsanlar yolda çocukların başını okşamıyor, yanağından makas almıyor. Etrafındaki bütün yabancıları "tehlike" olarak gören, temel güven duygusundan mahrum, korku içinde büyüyen çocuklar yetişiyor.

 Böyle bir ortamın çocuğun ruhunda yaratacağı tahribatın büyüklüğünü düşünebiliyor musunuz? Yapılan şey, bin çocuktan birinin başına gelebilecek bir tacizi engellemek uğruna, bin çocuktan belki beş yüzünün ruh sağlığını bozmaktır. Dolayısıyla ben şu anda sözü edilen "yabancılarla mesafe" eğitiminin iyi düşünülüp taşınılmasını tavsiye ediyorum.

 İkinci mesele, "moral değerlerin güçlendirilmesi" konusu...

 Bir kere, son günlerde yazılıp çizilenlere yansıyan bir algıdan söz etmek gerek. Bu tip olayları yaşadığımız çağın kaçınılmaz sonucu ve genel "toplumsal yozlaşmanın" tezahürü olarak gören bir anlayış bu. Bence yaşanan olayları "hastalanmış bir toplumun" yansıması olarak görmek yerine, tekil kriminal olaylar olarak ele almalı ve kendimizi haksız yere suçlamamalıyız. Her toplumda her zaman katiller, tecavüzcüler ve tacizciler çıkar ve bundan sonra da çıkacaktır. Bu tip olayların artış gösterdiğine dair bir veri de yok elimizde.

 Ayrıca, "moral değerlerin güçlendirilmesi" dediğimiz şeyin de hükümetlerin ya da partilerin değil esas olarak toplumun işi olduğunu bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Sanıldığının aksine, hükümetler bu konuda zaten etkili olamazlar. Etkili olmak adına yaptıkları da genellikle yanlış olur. Toplumda hepimizin doğru kabul edebileceği tek bir moral değerler seti olmadığı gibi doğru olanı iktidarların tespit etmesi de kabul edilebilecek bir şey değildir.

 Dolayısıyla, bırakalım aileler kendi çocuklarına kendileri sahip çıksın; kendileri, kendi yöntemleriyle korusun, eğitsin. Vermek istediği ahlaki değerleri de kendisi versin. Devlet de kendi koruması altındaki çocukların güvenliğiyle ilgilensin. Ve tabii hem yasalarla hem de güvenlik güçleriyle, bu kriminal olaylarla etkili bir biçimde mücadele etsin.

.