• 14.09.2014 00:00
  • (3339)

 *STOCKHOLM

Gudrun Schyman 66 yaşında İsveç’in en ünlü politikacılarından biri. Ve bir aksilik olmazsa bugünkü genel seçimlerde Avrupa’nın ilk Feminist Partili milletvekili olarak Meclis’e girecek. Sol Parti genel başkanlığından İsveç’te kadınlara erkeklerin şiddetini Afganistan’da Taliban’ın yaptıklarına benzeten (ki İsveç yılda 5000 kadına tecavüz edilen, dünyanın bu konudaki en berbat durumdaki ülkelerinden biri) radikal feminist çizgisiyle kopup Feminist İnisiyatif'i kuran Schyman’ın partisi AB Parlamentosuna son seçimlerde soktuğu vekil ve Malmö’den aldığı %32’lik oyla adını duyurmuştu.

TV'lerdeki dans yarışmalarında milyonların önünde salsa, çaça yapan Schyman’ın partisinin arkasında İsveç’in ünlü TV yıldızları ve sanatçıları var. En büyük bağışçılarından biri Abba grubundan Benny Andersson.

Stockholm’un ortasındaki Ahlens City alışveriş merkezi önünde seyyar bir ses sistemiyle miting yapan Schyman’ın en çok ses getiren vaatleri orduyu silahsızlandırmak ve göçmenlik önündeki bütün engelleri kaldırmak. İslamofobiyle mücadele ise en çok vurguladığı mesajlarının başında geliyor. Çünkü ona göre en büyük tehlike ve siyasetteki düşmanı ırkçı dediği aşırı sağ İsveçli Demokratlar partisi. Anketlerde yüzde 10’un üstünde görünen parti göçmenliğin yasaklanmasını savunuyor.

Nüfusun yüzde 15’ini oluşturan göçmenlere karşı ön yargının en az olduğu Avrupa ülkelerinden biri olarak İsveç için tehlike henüz o kadar büyük değil.

Ama Fransa için çanlar çoktandır çalıyor. En son Fransa’nın sosyalist Başbakanı Manuel Valls, geçen hafta  2017’de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ırkçı Marine Le Pen’ın Elysee Sarayı’nın en güçlü adayı olduğunu kabul etti. Aynı günlerde Le Pen’in Ulusal Cephesi, Calais şehrinin göçmenlerden ‘kurtarılması’ için gösteri düzenliyordu. Ve bu arada IŞİD’e katılan Fransa vatandaşlarının sayısı ise 1000’i aşmıştı.

Irkçılık, göçmen karşıtlığı, nefret söylemi Avrupa’da sadece seçimlerde boy vermiyor, hayatın bir parçası haline de geliyor, normalleşiyor. Büyük Britanya’da AB Parlamentosu seçimlerde sandıktan birinci çıkan göçmen karşıtı UKİP’in başkanı Nigel Farage geçenlerde Sir Elton John’la malikanesinde bir yemek yedi. Her ne kadar Elton John partiye katılacağı iddialarını reddetse de Farage gibi popüler, karizmatik liderleri olan aşırı sağ partiler, IŞİD'in kafa kesme görüntüleriyle saat başı yükselen İslamofobiyle Merkel dışında lider kalmayan Avrupa siyasetinde epey bir süre daha tehlike sinyalleri çaldıracak.

Türkiye de göçmen meselesiyle Suriyeli göçmenler üzerinden ilk kez ciddi olarak sınanıyor. Araplara ve göçmenlere karşı en steril analizlerde bile  “Ortadoğu bataklığı”ndan, “Arapsaçına döndü”ye kadar nefret suçu sınırlarında dolaşılmakta. Gerisi malum.

Aslında nefret suçu mevzusu netameli bir konu. Nefret suçuyla düşünce özgürlüğü arasındaki çizgiler belirsiz. Nefret suçunun ceza kanununa girmesinin ifade özgürlüğü önünde bir engel oluşturması çok muhtemel. Ama bu şartlarda her türlü aşırı duyarlılıktan da kimseye zarar gelmez. Özellikle de medyada alenen işlenenlerin teşhir edilmesinden.

Bir nefret kampanyası sonucunda aramızdan ayrılan Hrant Dink adına kurulmuş vakıf bu konuda uzun süredir medyadaki nefret suçlarını tarıyor. 2009’dan beri devam eden projede Ocak-Nisan 2014 tarihleri arasını kapsayan son rapor açıklandı.

Bu nefret suçları bakımından epey bereketli bir zaman aralığı.

En azından ayrımcılıkla mücadele ederken ayrımcı olmayan, nefrete karşı çıkarken nefretle dolu olmayanlar için.

Rapora göre bu dört ayda yazılı medyada  188 nefret suçu işlenmiş. 96’sı ulusal medyadan. Akit 22, Milli Gazete 16, Takvim 10 suçla ilk üç sırada. Listede Yeniçağ 8, Ortadoğu 7, Milat 3, Zaman 2, Akşam, Bugün, Sabah, Sözcü, Türkiye ve Yeni Şafak, Aydınlık da birer suçla sıralanmış.

Posta, Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Yurt, Karşı, Birgün, Sol gazeteleri hiç yok, Sözcü ve Aydınlık birer kez. Onlar bu dört ay boyunca İsveç gazeteleri gibi çıkmış anlaşılan.

Önce çuvaldızı kendimize batırarak başlayalım. Rapora göre Türkiye Gazetesi’nin nefret suçu “Hocalı Soykırımı Unutulmadı" başlıklı isimsiz bir haber. Bu haberin “Abartma ve çarpıtma” ile Ermenilere karşı bir nefret suçu işlediği söylenmiş. Haberin orijinalini bulamadım. Ama internetteki versiyonları doğruysa katliama soykırım diyerek bir abartmadan bahsediliyor.

Bir abartma var, bunu nefret suçuna sokmak da başka bir abartmaya örnek herhalde. Her neyse bu konuda aşırı hassasiyetler de maruz görülebilir, en azından herkesi daha dikkatli olmaya sevk eder.

Rapora göre en çok nefret suçuna Hristiyanlar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar ve İngilizler maruz kalmış. Bu konularda medyanın sicilinin ne kadar berbat olduğu malum.

İngiliz kısmı tek başına Takvim Gazetesi’nin eseri. Nefret suçu mu, Kraliçe’nin kudretine sonsuz güven mi, o kısmı tartışmalı tabii. Neyse ki Takvim okuyup Buckhingam Sarayı’na kimse saldırmadı şu ana kadar.

Raporun en sevindirici kısmı her gün Kürtler, HDP'liler, barış süreci için gazetelerde gördüğümüz onlarca aşağılayıcı yazı, bölücü lafının birer halüsinasyon olduğunu ortaya çıkarması. Posta Gazetesi’nin Twitter’a yasak, Nevruz’a serbest manşeti, Sözcü’nün Batı’ya gaz sıkacağınıza Kürtlere sıkın manasındaki manşetleri falan… Rapora göre Kürtlere yönelik nefret suçları Ruslar, Batı Toplumları, Masonlar, Ateistler, Çingeneler, Eşcinseller’den çok az daha fazlaymış.

Yine rapora göre, Ortadoğu bataklığında, pis mülteci edebiyatının, Pers ajanlığı, Acem uşaklığının kol gezdiği, Arap’la dalga geçmeyene kız verilmeyen, her sakallının terörist ilan edildiği bu dört ay boyunca  Suriyeli Mülteciler, Araplar, Selefiler, Şiiler de tek tük nefrete maruz kalmış.

Peki ya Sünni Müslümanlar? Onlardan bu dört ay boyunca kimse nefret etmemiş rapora göre. 17/25 Aralık, 30 Mart öncesi atışın serbest olduğu bu dört ay içinde demek onlara kimse hırsız, katil, ajan, makarnaya, kömüre oyunu satan, koyun, aptal, cahil sıkmabaş falan dememiş. Medyada herkes onlara büyük saygı göstermiş, önlerinde ceketlerini iliklemiş. Pardon bir adet var.

Diğer dezavantajlı gruplar içinde LGBT’lere, kadınlara yönelik nefret suçları içine saklanmış o da. Barbaros Şansal’ın ırkçı İsveçli Demokratlar partisi toplantılarda, Le Pen’in mitinglerinde gözyaşlarıyla okunabilecek “bu mide bulandırıcı cehalete kafamı çevirdim”lerle dolu başörtülü kadınlara, İslam’a, Müslümanlara yönelik nefret suçları rekorunu kırma denemesi yaptığı yazısı.

İnsanın gözü bu dört ayda “mezarına tükürmesinler diye TOMA'lar bekleyecek başında”ya kadar nefretinin dizginlerini kaybetmiş bir Yılmaz Özdil yazısı, en azından Cüneyt Özdemir’in köşesine taşıdığı AKP mitingine gelenler için “Onlar beslenemedikleri için boyu benden kısa olanlar” ırkçılığını, “çarşaflı, türbanlı rezil olduk”lu bir Posta gazetesi, Sözcü manşeti arıyor. Bu dört ayda nefret suçu işlenen bir tek Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Tokmak yazısı da mı yok?

Yok hiçbiri yok. Muhtemelen önümüzdeki aylarda da “Soma’da ölenler AKP’li onlara yardım etmeyin, müstahak onlara” da olmayacak.

Çünkü raporu hazırlayanların bir kısmının profillerine bakınca o nefretten nasibini aldıkları anlaşılıyor.

Bunlar rapor için medyada nefret suçlarını tarayanlardan birinin aynı aylar arasındaki Twitter performansından:

“sadece erdoğan değil. tüm iktidar yandaşları spamlenmeli. ben oral çalışları spamledim.”

“erdoğan karşısına sadece köpeklerini çıkarırken, kılıçdardaroğlu delikanlı bir ortam tercih ediyormuş. helal olsun.”

“başbakan madem ta…m diyo çıksın bu gençlerin karşısına da izleyelim. soysuz gazeteci müsvetteleri utanın.”

Bunlar da projenin koordinatöründen:

“iblis bugün de ölmedi, di mi?”

“bu haddini bilmez iblis ne #BerkinElvan'ın ne öldürttüğü bunca direnişçinin, emekçinin tırnağı içindeki kir olamaz. Mezarına tüküreceğiz.”

“Ya gerçekten ölmeyecek mi bu adam? Ölünce arzusu gereği anma filan da yapmasın kimse, yapayalnız karanlık ruhu karanlık mezarında çürüsün.”

“Ölmüştür geçmiştir.. .#AllahRahmetEylesinHüseyinCelik”

“Tekir, Saldıray ve Parkar'a @otdergi Haziran sayısındaki Angutyus'un 'bir sabah beyaz türk olarak uyanmak' yazısını armağan ediyorum”

“Kuyruk itten ayrılır mı” (Erdoğan ve bir danışmanı fotosuyla)

Tabii projenin eğitimlerinde “medyada nefret suçu” dersleri veren iletişimci akademisyen uzmanlığını konuştururken:

“sahibinden, 2. el az kullanılmış yalaka: Yıldıray Oğur'dan”

“bizim pazardan parasıyla alıp giydiğimiz şey ayakkabı, don filan. bir de düşünsenize, pazardan yıldıray alan insan var ülkede”

Projenin konferanslarının, eğitimlerinin değişmez konuğu akademisyen, belki o farklıdır baksanıza Yılmaz Özdil’e yönelik “nefret suçunu” bile kınamış:

“Mağdurun kişisel özelliklerinden hareketle -fikirleri de dahil- mağduriyeti hak ettiğini söylemek -ima etmek- zulmü meşrulaştırır.”

Bu hassas bünyeyi bir ümit okumaya devam edelim.

Bunlar da ırkçılık sınırında özcü derin sosyolojik analizlerinden:

“AKP’nin fıtratına aykırı 'sol'muhafazakâr-demokratmış, o da yalan; demokratlık da muhafazakarlığın fıtratında yok olamaz. Tarihte ve coğrafyada pek az örneği vardır yoksulların demokrat ve solcu olmasının; yoksulluk muhafazakârlığı besler, o nedenle iktidarlar asla yoksulluğu ortadan kaldıracak ya da sistemik hiyerarşiyi azaltacak önlemler almazlar.”

Nefretinden prangalar eskittiği anlaşılırken yaptığı rtlerden:

“Hakkaten ne acıklıymış markar-yıldıray-kurtuluş-etyen-ceren referanslaşması.Citation orgy'si gibi, okurken bile yapış yapış hissettiriyor!”

“2014 yılına gelmişiz, hâlâ 'dincileri eleştirirken 2 tane de laiklere çakayım ki tarafsız görüneyim' liberal hastalığı devam ediyor...”

Bir tane de nefret suçlarıyla ilgili STK’larda adı görünen, nefret suçları ceza kanuna girsin imzasıcı bir solcu aydının yazısından:

“1400 yıl öncesinin çöl değerlerine sımsıkı sarılmış bir zihniyet için 19. yüzyıl elbette bir ilerlemedir.”

Bu da aynısının az kibar liberal versiyonundan:

“Taşralıların (ya da son dönemlerde şehirleşmeye başlayan, varoşlara yerleşen taşralıların) ise din diye bağırırken ve cinselliğe neredeyse hastalıklı bir şekilde akıllarını takarken çoğunluğunun dinin temeli olan ahlakla ve dürüstlükle pek alakası olmadığı özellikle bu son dönemdeki 'hırsızlık' karşısındaki duruşlarıyla ortaya çıktı.”

Nefret suçu ne peki diye kafanız karıştıysa bu konuda yazılmış bir hukukçu profesörün kitabını tavsiye ederim. Ama o da tepesindeki Türkiye Türklerindir logosuyla her gün nefret suçu işleyen gazetenin etik kurulunda çıkmasın mı?

Ama ne olur siz bari bu ikiyüzlülükler karşısında nefretinize hakim olun, hatta durum komik bile sayılır, zaten bu da bir pazar yazısıydı.

Bu arada seçimlerde iyi şanslar Gudrun Hanım...