• 7.10.2014 00:00
  • (4757)

 IŞİD’in lideri Ebu Bekir El Bağdadi gizlice Ankara’ya gelip MİT’le görüştü. Meclis’te grubu bulunan IŞİD’in siyasi kanadı olarak bilinen partinin lideri de Başbakan Davutoğlu ile görüşüp, Davutoğlu’nun “YPG’yi Kobani’de istemiyoruz” diyerek kendisini rahatlattığını açıkladı. Bir televizyon canlı yayınında konuşan Davutoğlu da Kobani’nin düşmesi için gerekeni yapacaklarını açıkladı. Meclis’ten geçen tezkereyle Türkiye YPG karşıtı koalisyona girdi. Türkiye’nin içinde olduğu koalisyon güçleri de Kobani önünde YPG mevzilerini vurmaya devam ediyor. TSK da angajman kuralları gereği  YPG’ye ait iki zırhlı aracı vurdu. YPG’den kaçıp Türkiye’ye sığınan Sünni Arapların sayısı ise 170 bini geçti. YPG ile savaşırken yaralanan IŞİD’çiler de tedavi için Suruç’taki hastanelere taşınıyor. Yaralanıp tedavi için Türkiye’ye getirilen IŞİD’çi sayısı 300 civarı. TRT’ye konuşan Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü bunun için sınıra 30 özel ambulans konduğunu açıkladı. Bu arada YPG'yle savaşmak için yüzlerce Urfalı Arap da sınırı geçti. Ayrıca Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı YPG tarafından çevresi kuşatılan Süleyman Şah Türbesi’ndeki askerlere “savaşa hazır ol, arkandayız, kılına zarar gelirse ordayız Mehmetçik” mesajları vermeye devam etti. IŞİD’le yürütülen çözüm süreciyle ilgili yol haritası ve IŞİD liderinin de talepleri arasında olan izleme kurullarıyla ilgili yasa Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. “Türkiye YPG’ye zamanında destek vermişti, bunda hata yaptıklarını da bana söylediler” diyen ABD Başkan Yardımcısı da bu sözleri için Erdoğan’dan özür diledi. İmralı’da bulunan IŞİD’in önderlik makamı da yaptığı açıklamada diğer IŞİD liderlerinin bir haftadır süren “YPG’nin arkasında Türkiye var” tezviratına prim vermeyip, Türkiye’ye Kobani’yle dayanışma çağrısı yaptı, önü açık olan çözüm sürecinin ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin de bu desteğe bağlı olduğunu söyledi.

Son bir haftanın özeti böyle. Bütün bu haberleri alt alta koyan Yeni Zelandalı bir çiftçi bile Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğini söyler.

Hem de bunun için Biden’ın “hayranınım abi affet” nidalarıyla geri aldığı sarhoş lakırdılarına da ihtiyacı olmaz.

Ya da PKK medyasının hacıyatmaz gibi yalanlandıkça yeniden “Peki bu da mı gol değil” diye ortaya sürdüğü belge, fotoğraf, görüntü ve haberlerle sergilediği dünya kara propaganda tarihinin en beceriksiz performansına da…

Peki yukarıdaki paragrafı “PYD lideri Salih Müslim gizlice Ankara’ya gelip MİT yetkilileriyle görüştü”den itibaren değiştirirsek?

Hayalet trenler, adını vermeyen görgü tanıkları, sahte yönetmelikler, çarpıtılmış fotoğraflar, aylar öncesine ait başka videolar, sınırın kenarlarında dolaşan silahlı adam görüntüleri gibi flu, sahte, belirsiz değil, net, açık deliller bunlar.

Bütün bu haberleri alt alta koyan dürüst, herhangi bir örgütün hakikatine tapmayan, siyasi kamplaşmanın şehvetine kapılmamış asgari muhakeme yeteneği olan dürüst bir Yeni Zelandalı çiftçi bile Türkiye’nin IŞİD’e değil, olsa olsa YPG’ye destek verdiğini rahatlıkla söyleyebilir. Biden’ın açık ve mahcup özrü ile Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği tezviratının uluslararası meşruiyeti de ortadan kalktı

“Türk askeri IŞİD’i eğitti”den, “bizim arkadaşlar görmüş, trenle silah göndermiş Türkiye IŞİD”e kadar, Kandil’den her gün gelen açıklamalara, tehditlere, Kobani’ye destek için Dersim’de karakol tarama, Siirt’te kadın doğum hastanesi yakmalara kadar Meclis’te tezkereye karşı kendini Esad’ın önüne atan solcu amcalara karşı Erdoğan’ın “PKK’yla IŞİD’in bizim için bir farkı yok” açıklaması hafif bile kaçabilir. Bağdadi değil Salih Müslim Ankara’da ağırlandığına göre, IŞİD’in değil PKK’nın Meclis’te siyasi kanadı olduğuna göre, Türkiye IŞİD’in halifesiyle değil, PKK’nın önderliğiyle görüştüğüne göre epey bir fark olmalı.

Peki o halde Türkiye Kobani’de YPG’ye neden açıkça askeri destek vermiyor?

Adının 1903’te başlanan Berlin-Bağdat demiryolu inşaatını yapan Alman şirketin Almanca “Kompanie” adından geldiği söylenen Kobani’nin 2010 nüfus sayımına göre nüfusu 62 bin. Bölgede IŞİD’den kaçıp Türkiye’ye sığınan Kürtlerin sayısı ise en az 170 binin üzerinde olduğuna göre şehrin ve etrafındaki köylerin, tehdit altındaki diğer şehirlerin boşaldığı söylenebilir. Kobani’ye giren Al Jazeera Türk muhabiri de silahlı gruplar dışında en fazla şehirde 100 sivilin kaldığını yazmıştı.

Ama Kobani hem sınırda olması nedeniyle stratejik önemi hem de IŞİD’e karşı zor koşullardaki direniş yüzünden psikolojik olarak kritik Kürtler için.

Kürtlerin Kobani hassasiyetini Türklerin anlaması için biraz empatiye ihtiyaçları olduğu açık. Mesela sınırımızın hemen karşısındaki yerin adı Kobani değil Kıbrıs olsaydı, Rumlar Türklerin şehrini kuşatsaydı acaba şu ana kadar kaç tane milyonluk “Ordu Kıbrıs’a” mitingi yapılmış ve adım atmayan iktidar ne kadar zor durumda kalmıştı” diye düşünerek başlanabilir.

(Tabii ömrü hayatında şiddet söylemi, savaş dili, pasifizm, milliyetçi söylem, savaş karşıtlığı, vicdani ret deyip durmuş, herkesin başının etini yemişlerin “Kobani’deki gibi bir direnişi dünya görmedi ama dünyada hiçbir yer de Kobani kadar sevilmedi” gibi hamasetini, “Şu anda Kobani’de savaşmadığım için utanç içindeyim” eforikliğini “Genç olsaydım, Kobani’deydim”, “Açın sınırı gideceğiz” efelenmelerini, “Ah bir Kanas’ım olsa”larını, solcu, pasifist, şiddet, hamaset ve savaş karşıtı Ömer Seyfettin, Erdal Sarızeybek vakalarını tarihin kötü bir şakası olarak bir tarafa yazalım)

Şöyle düşünelim. Peki Türkiye, sınırın öte tarafından Kürtler değil Türkmenler bu halde olsaydı ne yapardı? Telafer’de ne yaptıysa onu. Cemaat savcısı yakalamazsa belki bir tır gönderirdi.

Türkiye, 90’larda Azeriler için Ermenilerle savaşmadı. Gazze, Bosna için onca mitingler yapıldı, ordu göreve çağrıldı ama bir adım atılmadı. Tek örnek Kıbrıs müdahalesi. Onu da bütün 50’ler, 60’lar boyunca izlemekle yetindi, hatta uzun süre resmi pozisyonu “Kıbrıs diye bir davamız yoktur”  idi.

Yani Türkiye’nin soft power’ı hard power’ı hakkında yanlış bir izlenim vermesin.

Peki, Kobani’deki PYD, Türkiye’den ve dünyadan ne istiyor?

Salih Müslim’in Ankara ziyareti hakkında Guardian’a konuşan Kobani Özerk Bölgesi’nin Dışişleri Bakanı İdris Nassan “Müslim’in Ankara’dan, PYD’nin Suriye dışından silah almasına izin vermesini istediğini” söylemiş.

Nassan’ın şu söyledikleri de bölgeye yönelik hava saldırılarının ne kadar işe yaradığını gösteriyor: ”Ne zaman bir jet yaklaşsa açık pozisyonlarını terk ediyor, dağılıp saklanıyorlar. Bizim kara desteğine ihtiyacımız var. Onları yenilgiye uğratmamız için silah ve mühimmata ihtiyacımız var.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu işin havadan çözülemeyeceğini, kara gücüne ihtiyaç olduğunu açıkça söylemişti. Türkiye’nin resmi tezi zaten Suriye’de güvenli bölge kurmak.

Peki TSK güvenli bölge için Kobani’ye girip IŞİD’den bölgeyi temizlesin mi?

Buna en başta PKK  karşı, çünkü onlara göre bunun amacı işgal.

Ankara da Kobani’de IŞİD’e karşı atacağı her açık adımın, IŞİD’in Süleyman Şah’a saldırması anlamına geldiğini, bunun da Türkiye’nin Suriye’deki savaşa karadan dahil olması demek olduğunu düşünerek adım atıyor.

Bu sadece IŞİD’e karşı bir savaş da olmaz. Topraklarının ABD, İngiliz, Suudi uçaklarınca her gün bombalanmasına aldırış etmeyen ama Türkiye’nin atacağı bir adıma işgal diyeceğini şimdiden deklare eden Suriye’yle de savaşa girmek demek olacaktır bu. Hatta böyle bir adımı işgal, Kürtlerin kazanımlarına karşı savaş olarak gören PKK’yla da çatışma ihtimali hiç düşük değil.

Peki, Türkiye Kobani için ne yapıyor?

Angajman kuralları çerçevesinde kalarak IŞİD’e zaman zaman cevap veriyor. Suriyeli Kürtlere fiilen kaçacak, tedavi olacak, lojistik bulunacak güvenli bir bölge hizmeti sunuyor.

Peki daha fazlasını yapabilir mi? Ve yapmazsa barış sürecine ne olur?

Salih Müslim’i Ankara’ya davet ettiklerine göre, Demirtaş, Davutoğlu görüşmesinden memnun ayrıldığına göre, Öcalan çözüm sürecinin altını çizerek Kobani çağrısı yaptığına göre belki de yapıyordur.

Cemaat savcıları olmasa MİT’in Bayır Bucak Türkmenlerine tır gönderdiğinden haberimiz olur muydu?

En azından PKK’yla çözüm takvimini resmi gazetede yayınlarken, Suriye Kürdistanı’nı işgal edip, PYD’yi bitirmek için bütün dünyayı karşısına alıp IŞİD’e destek veren Ankara hikayesinden kulağa daha mantıklı geldiği kesin.

Zaten bu aralar bütün haberler birer inanç meselesi değil mi?