• 16.12.2014 00:00
  • (4923)

 Ekip-1 Nizama Adanmış 

Ruhlar STV’nin pro-polis, Türkiye gündemini birebir takip edip mesajlar 
veren dizilerinden biri. Dizinin senaryosunu kanalın benzer dizilerinin 
senaristi Nakkaş yazıyor. Bu dizilere bir muvazzaf polisin de senarist 
olarak destek verdiğiyle ilgili haberler çıkmıştı. 2011’de o dizilerden 
biri olan Kollama’da Zekeriya Öz’ün görevden alınacağı önceden bilinince 
küçük çaplı  bir gürültü de kopmuş, tesadüf işte denip geçilmişti.

Nizama 
Adanmış Ruhlar dizisinin  2014 yılı Mart ayında yayınlanan 63. 
bölümünde başka tuhaf bir şey oldu. Suriyelilerin kaldığı kampları 
ziyaret eden bir Türk generalin öldürülmesini araştıran Ekip bir sahnede 
bilgisayar başında oturmuş, İnterpol kayıtlarında fotoğrafları 
taramaktadır. Kamera bilgisayar ekranından geçen fotoğrafları 
göstermektedir. Bir kısmı çok hızlı geçer, seri katil tipli bir 
fotoğrafın hemen ardından ekrandan takım elbiseli kravatlı bir adamın 
fotosu geçer sonra diğer fotoğraflar ve sonra o takım elbiseli adamın 
fotoğrafında bilgisayar durur, ekranda net bi şekilde fotoğraf 
gösterilir ve ardından hiçbir şey olmamış gibi başka bir sahneye 
geçilir…

İşin tuhafı ekranda fotoğrafı Interpol’ün aranan 
suçlular taramasında çıkarılan kişi gerçek bir kişidir. Rize Ticaret ve 
Sanayi Odası Başkanı Şaban Aziz Karamehmetoğlu.

Peki nasıl olmuştur onun internette ticaret odası sayfasındaki fotoğrafı STV’nin bir dizisinin içine suçlu olarak girmiştir?

Ticaret 
Odası Başkanı'nın yakın zamanlarda  dershane tartışmalarında Rize’deki 
cemaat derneklerinin yayınladığı bir bildiriye imzası habersiz 
eklenince, bunu tekzip eden bir açıklama yapmaktan başka cemaatle bir 
sürtüşmesi olmamış.

Dizinin bu bölümünden haberdar olduktan sonra 
zorlukla ulaştığım STV’deki yapımcılar ise biraz da öfkeyle bunun bir 
yanlışlık olduğunu söyleyip, ticaret odası başkanından özür dileyerek 
dizinin içindeki o beş saniyelik görüntüyü çıkarmışlardı. (O yüzden 
linkte 58.33’ten sonra olan o görüntüyü göremiyorsunuz 
http://www.youtube.com/watch?v=wCbQ45l4ikU, neyse ki capsleri var.)
Diziler 
üzerinden cemaatin mesajlarının verildiğinin pek çok örneğini gördük. 
Gazetecilerin adları verildi, hükümete uyarılar yapıldı. Tek Türkiye 
dizisinin içine eklenen Karanlık Kurul’daki mesajların bizzat Fethullah 
Gülen tarafından kontrol edildiğiyle ilgili telefon kayıtları duyduk.

Polislerin 
ve savcıların kotarıp ilk nüvelerini gazetecilere sızdırdıkları ya da 
önce malzemeleri gazetecilere sızdırılıp sonra soruşturmaya dönen pek 
çok dava gördük.

(En komiği bu medya-polis iş birliğinin nadide 
örneklerini sergilediğimiz eski gazetem Taraf’ın eski yöneticisinin 
kurduğu medya etiği platformunun “polis devletine” hayır diye bildiri 
yayınlamasıydı.)

Ama bunu ilk kez görüyoruz.

Dünkü paralel 
devlet operasyonundan bahsediyorum. Soruşturma hakkında gün boyu basına 
baskı, gazetecilere gözaltı, paralel devlete soruşturma lafları 
arasında kaçırılan dünya kriminoloji tarihine girecek bir davanın ortaya 
çıkış hikayesinden…

Hikaye Barla’da başlıyor. Bediüzzaman Said 
Nursi, Şeyh Said isyanından sonra Eğirdir Gölü kenarındaki Barla’ya 
sürgüne gönderilir. Bir yıl sonra Eğirdir’de görevli Yüzbaşı İbrahim 
Hulusi Yahyagil ziyaretine gelir ve ilk talebesi o olur.

1943 
doğumlu Mehmet Doğan ya da Kürt illerinde bilinen adıyla Molla Muhammed, 
Bediüzzaman’ın talebesi Hulusi Yahyagil’in izinden giden bir Risale-i 
Nur çevresinin başında.

Yayınladıkları Risale-i Nurların altına 
açıklayıcı haşiyeler düşüyorlar, diğer camialarının aksine demokrasiye 
mesafeli, yine diğer Nurcu grupların aksine cüppe, sakal ve çarşaf 
tercih eden, sivil ve fikri faaliyetler yapan bir grup.

2004 yılında Yeni Asya çevresi içinden kopan grup 1 Haziran 2004 Tahşiye ve Rahle yayınevlerini kuruyor.

Tahşiye örgütü adı da buradan geliyor, yoksa kendilerine 'Taşhiyeciler' demiyor, bir örgüt olduklarını da kabul etmiyorlar.

 


Grubun 
Risale-i Nurlar üzerinden oklarını doğrulttuğu grupların başında Gülen 
Cemaati geliyor. Yayınladıkları kitaplarla cemaatin kurumlar için zekat 
toplamasına, dinlerarası diyalog çalışmalarına, fıkhi meselelerdeki 
tavırlarını sert reddiyeler getiriyorlar. Grup, Gülen Cemaati’ni 
mehdilik-mesihlik iddiaları hakkında da eleştiriyor.
Ta ki 6 Nisan 2009 gününe kadar.

29 
Mart 2009 seçimlerinden kısa bir süre sonra. O gün Fethullah Gülen’in 
Pensilvanya’daki haftalık sohbetinin kaydı Herkül.org sitesine düşüyor.

Gülen kendilerine kurulacak tuzaklar hakkında konuşurken bir yerde şöyle diyor:
“Mesela 
Hizbulvahşet diye bir şey çıkarırsınız. Hizbulvahşetten sonra El 
Kaide’yi de icat ettiler. Yarın daha başka şeyler de icat edebilirler. 
Mesela Tahşiye diye bir şey icat edebilirler. Hafizanallah iyi organize 
edebilirlerse bunları belki hakiki Müslümanlarla, kitap okuyan 
Müslümanların içine sokmaya çalışabilirler. Onları güçlendirmek için 
ellerine silah da verebilirler. Kitapların arkasındaki zatın 
posterlerini evlerine asabilirler… Biz nurları Haşiye yapıyoruz derler. 
Adlarına da Tahşiyeciler derler. Sonra Kalaşnikoflar verirler 
ellerine...” http://vimeo.com/93191955

Gülen’in sanki yokmuş 
gibi  bahsettiği grup aslında uzun yıllardır var, beş yıldır Tahşiye 
diye bir yayınevi var ama onlardan ilk kez Tahşiyeciler diye bahseden 
Gülen oluyor.

Bu “mesela”lı tuhaf konuşmanın ardından tuhaflıklar zinciri başlıyor.

Önce Zaman gazetesi Gülen’in konuşmasından “Terör örgütü üretenler yeni tezgah peşinde” manşetli geniş bir haber yapıyor.

“Fethullah Gülen, kendi çıkarları için terör örgütü üreten odakların yeni bir tezgah kurabileceği uyarısında bulundu.” 
http://www.zaman.com.tr/gundem_teror-orgutu-uretenler-yeni-tezgah-pesinde_834989.html

Tahşiye 
Örgütü üzerinden tezgah iddiası iki gün sonra STV’de yayınlanan Tek 
Türkiye dizisinde karanlık planlar yapan karanlık kurulunun gündemine 
giriyor. http://vimeo.com/93191955

10 Nisan günü bu kez Zaman 
yazarı Hüseyin Gülerce Tahşiye meselesini kaleme alacaktır. Başlık: 
“Gülen neden uyardı?” 
http://www.zaman.com.tr/huseyin-gulerce/gulen-neden-uyardi_835730.html.


gün sonra gazetenin Aile sayfasında dini yazılar yazan yazarı Ahmed 
Şahin’in de aynı meseleyi kaleme alması daha da ilginç. 
http://www.zaman.com.tr/ahmet-sahin/islamda-irtica-ve-takiyye-yoktur_837461.html.

Tahşiye örgütü üzerinden kumpas, ertesi hafta da Tek Türkiye dizisinin gündemi olmaya devam eder.

Dizideki kötü adamların toplaştığı “Karanlık Kurul”da şöyle konuşmalar geçmektedir:
“Bir 
de irtica için hazırladığımız ama kullanamadan deşifre olan grup, 
Tahşiye mi Tahşidat mıydı neydi, onlar deşifre olmuştur. Bu işin 
arkasını bırakmayalım, isim değişikliği yapalım, yola devam edelim 
mutlaka. Silahlar hep bizden mi çıkacak, biraz da bunlardan çıksın

-Bu dinci örgütün yeni ismi ne olsun efendim?

-Rahle-mahle bir şey deyin işte. Dini sembol olan bir şey olabilir.”

Rahle adı da tesadüf değildir. Mehmet Doğan grubunun diğer yayınevinin adıdır Rahle.

Dizideki 
bu diyalogları 26 Nisan 2009’da Bugün yazarı Nuh Gönültaş noktasına 
virgülüne dokunmadan köşesine taşır. Başlık “Tahşiyeciler deşifre oldu, 
yeni bir isim bulmalıyız.”
http://www.bugun.com.tr/tahsiyeciler-desifre-oldu-yeni-bir-isim-bulmaliyi-yazisi-67182

İlginçtir, 
iki ay sonra 12 Haziran 2009’da Taraf gazetesi ‘İrticayı Eylem 
Planı’nı, “AKP’yi ve Gülen’i Bitirme Planı” başlığıyla yayınladı.  
Planda de Gülencilerin evlerine silah konulması gibi ‘kumpas’lar 
planlanmakta, “kamuoyunu yanlış yönlendiren, "Kutlar Vadisi", "Kollama" 
ve "Tek Türkiye" benzeri diziler hakkında olumsuz haberler” yapalım 
denmekte, orduda örgütlü olan Kurdoğlu gibi Nurcu gruplardan, devletin 
adamları gibi gösterilen İskender Evrenesoğlu, (Gülen grubunu en sert 
eleştiren isimlerden) Ömer Öngüt gibi cemaat liderlerini kullanmaktan 
bahsedilmektedir.)

İlk olarak Fethullah Gülen’in ortaya attığı, 
Zaman gazetesinin haber ve yazılarla dikkat çektiği, STV’nin Tek Türkiye 
dizisiyle tehlike çanları çaldığı Tahşiye grubu hakkında polis ve 
savcılık soruşturma başlatmıştır artık.

Ve 22 Ocak 2010 günü 
operasyon için düğmeye basılır. Düğmeye basan polis şefleri dün 
gözaltına alınan Tufan Ergüder ve Mutlu Ekizoğlu’dur.

Aralarında 
66 yaşındaki görme engelli ve MS hastası Mehmet Doğan’ın da olduğu 122 
kişi farklı illerde düzenlenen operasyonla gözaltına alınır. Gözaltına 
alınanlar arasında cemaatin içinde yer alan bir cumhuriyet savcısı, 
bürokratlar, imamlar da vardır.
Gazeteler haberi El Kaide’ye operasyon diye verirler.

Devrin  
İstanbul Valisi Muammer Güler operasyon hakkında yaptığı açıklamada 
“Bazı örgüt üyelerinin El-Kaide’nin Avrupa, Türkiye, Suriye sorumlusu 
olarak bilinen Louai Sakka ve 15-20 Kasım 2003 bombalı saldırılarından 
dolayı aranan ve Irak’ta öldürülen Habip Aktaş’la irtibatları tespit 
edilmiştir” der.

Operasyonla ilgili emniyetin medyaya geçtiği 
bilgi notlarında bir terör örgütü operasyonunda rastlanmayan türden özel 
hayatlarla ilgili belaltı bilgiler de yer almaktadır.

Örneğin 
Hürriyet gazetesi DHA haberine dayanarak operasyonu şöyle verir: 
“Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele ve Harekât Daire Başkanlığı 
koordinesinde 22 Ocak’ta çökertilen, aralarında öğretmen, iki imam, iki 
eşcinsel ve iki kadın satıcısının bulunduğu iddia edilen El Kaide 
örgütüne bağlı 57 kişilik oluşumun fikir babasının Vakit Gazetesi’nin 
eski yazarı Mustafa Kaplan olduğu iddia edildi.”

Eşcinsellik ifşaları polisin medyaya geçtiği bilgi notlarındandır.


bilgi notlarına göre farklı şehirlerdeki baskında Nurcu kökenli bir El 
Kaide grubu iddia edilen örgütten şunlar ele geçirilmiştir:
“Operasyonlarda 
örgüte ait 3 el bombası, 1 sis bombası, 7 tabanca, 2 kurusıkı tabanca, 1 
havalı tabanca, 1382 fişek, 18 av tüfeği, 1 lazer noktalayıcı, düzenek 
yapımında kullanılan elektronik malzeme, 7 hançer, 1’i baston içine 
gizlenmiş 4 kılıç, 31 masaüstü ve dizüstü bilgisayar, 53 harddisk, 7 ses 
kayıt cihazı ve çok sayıda örgütsel doküman ele geçirildi.”
Her şey Fethullah Gülen’in tarif ettiği, Tek Türkiye’de anlatıldığı gibi gerçekleşmektedir.

Fakat operasyon sırasında cemaat polislerine yakışmayan amatörlükler yapılmıştır.

El 
Kaide örgütü iddiasına esas teşkil eden üç bombanın bulunduğu 
Bahçelilievler’deki ev, yönetici gelmeden aranmaya başlanmış, bombaların 
bulunduğu anı kameralar çekmemiş, cemaatin dershane olarak kullandığı 
evin aranmasında refakat eden kişinin abdest almaya gittiği bir anda 
bombalar çıkarılmıştır.

Esas skandal ise bulunan bombalarda 
sanıklardan hiçbirinin parmak izi bulunamazken, aramayı eldivenle 
yaptıklarını söyleyen polislerin parmak izinin çıkmasıdır.

Mahkemede polisler parmak izlerinin bombalarda ne işi olduğu sorusuna “eldiven delinmiş olabilir” diye cevap verebilirler. 
Delillerin 
hukuka aykırılığını iki ünlü ceza hukuku profesörü Adem Sözüer ve Bahri 
Öztürk imzalı bir bilirkişi raporu da tespit etmiştir.
Yine de 66 
yaşındaki görme engelli, MS hastası Mehmet Doğan’ın aralarında olduğu 
cemaat mensupları 17 ay mahkeme yüzü görmeden hapis yatarlar. İlk 
mahkemede de tahliye olurlar. Davanın savcısı 2010 referandumundan sonra 
Yargıtay’a seçilerek ödülünü alır...

İşte dün yaşananlar davanın mağdurlarının yaptıkları şikayet ve hukuki başvuruların sonuçlarıydı.

Bütün 
bunlardan bi haber dün bütün gün medya özgürlüğü pozu verenler yerli 
yorumcuların ve bu hikayeye muhtemelen Dan Brown romanlarından çıkma 
gibi bakacak yabancı yorumcuların kaçırdığı Tahşiye Soruşturması şu ana 
kadar paralel devletle bulunmuş en somut ilişki ağını ortaya seriyor.

Gülen’in  
Pensilvanya’da bastığı bir düğmeyle, harekete geçen medyası, ardından 
harekete geçen savcıları ve polisleri  örgütü hiyerarşik olarak ilk kez 
net bir şekilde ortaya koyuyor.

İlk kez bir operasyonu 
gözlerimizin önünde bu kez savcılar ya da polisler değil bizzat Gülen 
başlatıyor. Medya gazetecilik değil, savcılık makamı gibi çalışıyor.

Cemaatin 
bu davalardaki tecrübelerine yakışmayacak bir acemilik… İlk defa suç 
mahallîne bırakılmış çıplak gözle bile görülebilecek parmak izleri…

Görmek isteyenler için paralel devletin şu ana kadar çekilmiş en net fotoğrafı bu.

Haşiye düşmeye bile gerek yok…